Haber Detayı

Türk Devlet aklının yeni fazı: Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ittifakı | Dış Haberler
Dünya haberturk.com
23/01/2026 12:19 (4 saat önce)

Türk Devlet aklının yeni fazı: Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ittifakı | Dış Haberler

Türk Devlet aklının ve yeni dış politika hamlelerinin en önemlilerinden birini de Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan savunma ittifakı oluşturuyor. YPG/SDG'nin Suriye'de geriletilmesi ve tek parça Suriye konusunda Şam yönetiminin güçlendirilmesinin ardından Türk dış politikasında tarihi nitelikte bir adım daha atılıyor. Bir NATO üyesi olan Türkiye, bu ittifak anlaşması yapılır ve hayata geçirilirse, bölgesel güvenliğini NATO’ya bırakmamış olacak. Bülent Aydemir'in haberi...

Bugüne kadar ulusal güvenliğini sağlamada, terörle mücadelede yalnız bırakılan Türkiye, bu bölgesel ittifakla özellikle vekâlet savaşlarına karşı önemli bir güç elde etmiş olacak.

Suudi Arabistan ve Türkiye ile yaklaşık bir yıldır süren görüşmeler sonucunda üçlü bir savunma anlaşması taslağı hazırlandığı ancak nihai uzlaşma henüz sağlanamadığı için imzalar atılamadı.

Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan hattının büyük stratejik önemi bulunuyor.

Bu hamle Türkiye’nin dış politikada attığı rota düzeltme adımlarının da bir parçası.

Bu üç ülkenin birlikte hareket etmesinin; coğrafya, askeri kapasite, nüfus ve nükleer caydırıcılık bileşimi açısından çok güçlü bir çarpan etkisi yaratacağı ifade ediliyor.

STRATEJİK BİR HAMLE Bu ittifak hayata geçirilir ve sağlıklı işlerse; Doğu Akdeniz - Kızıldeniz - Hint Okyanusu hattı ilk kez ABD/NATO dışında ama Batı ile çatışmayan bir güvenlik mimarisiyle birbirine bağlanmış olacak.

Ayrıca; İran–İsrail–Hindistan eksenine karşı dengeleyici bir blok oluşacak.

Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı, Türkiye’nin konvansiyonel ve SİHA gücü, Suudi Arabistan’ın finansal kapasitesi birbirini tamamlayıcı etki yapar.

Bu yapı, İslam dünyasında pratikte askeri-teknolojik merkezli ilk gerçek güç kümelenmesi sağlar.

Bu ittifak siyasi değil, askeri-ekonomik iş bölümü anlamına geliyor.

HAKAN FİDAN FAKTÖRÜ Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ittifakın çatılmasında çaba ve katkıları büyük ancak atılan bu adım, Türk devlet aklının yeni fazının bir ürünü olarak okunabilir.

Hakan Fidan, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı/Başkanlığından itibaren Pakistan ve Körfez güvenlik elitleriyle doğrudan kişisel güven ilişkileri kurdu.

Klasik bir diplomat dışişleri bakanı olarak değil, aynı zamanda istihbarat-diplomasi senteziyle çalışıyor.

Suudi Arabistan ile Cemal Kaşıkçı cinayeti krizinden sonra kurulan, “sessiz normalleşme” mimarisinin arkasındaki isimlerden biri.

Pakistan ile savunma sanayi, istihbarat paylaşımı, aynı zamanda Afganistan-Suriye bağlantıları yıllardır müktesebatında olan dosyalar… Bu tip çok taraflı ama düşük profilli güvenlik anlaşmaları, klasik bir Dışişleri refleksiyle değil, istihbarat bakış açısı da içeren yaklaşımla ortaya çıkar.

SURİYE’DE SDG-ŞAM ANLAŞMASI Suriye’de SDG ile Şam’ın anlaşması sonrasında bu tarz bir ittifakın büyük stratejik anlamları bulunuyor.

Bir kere zamanlama kesinlikle tesadüf değil.

Türkiye açısından; SDG’nin Şam’la masaya oturması, ABD’nin sahadan kademeli çekilmesi, rol azaltmasının sinyalleri ile örtüşüyor.

Türkiye, YPG’yi askeri olarak bitirmekten ziyade; devletsiz, özerklikten yoksun, Şam’a silahsız eklemlenmiş bir yapıya zorlamış oluyor.

Yeni ittifakla birlikte Türkiye artık YPG/SDG dosyasını sadece ABD ile pazarlık konusu olmaktan çıkarıp, Körfez, Güney Asya ve İslam dünyası boyutuna taşıyor.

Suudi Arabistan’ın Şam üzerindeki ekonomik nüfuzu, Pakistan’ın ABD karşısında alternatif İslam dünyası söylemi, Türkiye’nin saha gücü ile birleşiyor.

Bu ittifak YPG ve taşeron terör örgütlerini tarihsel olarak işlevsizleştirme stratejisinin bir parçası olarak görülebilir.

ABD-İSRAİL-İRAN DENKLEMİ ABD; Türkiye’yi tamamen kaybetmeden ama dizginlemiş olarak görmek istiyor.

İsrail; Türkiye merkezli, Sünni ama Filistin hassasiyetli bir askeri bloktan son derece rahatsız.

İran; açıkça karşı çıkmasa da bu yapının Suriye’deki manevra alanını daraltacağının farkında.Bu nedenlerle ittifak; resmi bir, “askeri pakt” gibi sunulmayabilir.

Bundan öte; ortak tatbikat, savunma sanayi işbirliği, istihbarat paylaşımı, kriz anlarında koordinasyon çabası olarak lanse edilebilir.

Türkiye ilk kez şunu deniyor: “NATO üyesiyim ama bölgesel güvenliğimi NATO’ya bırakmıyorum.” Bu, Türkiye’nin 2016 sonrası askeri özgüveninin, SİHA ve savunma sanayinde elde ettiği başarıların, çok kutuplu dünyada orta güçten, “oyun kurucuya” geçme arzusunun bir sonucu…

İlgili Sitenin Haberleri