Haber Detayı
Kolay Öldürümler Ülkesi
Kolay Öldürümler Ülkesi
Kara Ocak ayı gelince içim kabarıyor yine.
Onat Kutlar-Yasemin Cebenoyan, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Gaffar Okkan ve Muammer Aksoy ’un yaşamdan koparılmaları özellikle 90 sonrasını yaşayanların hafızalarında taze kalıyor; ancak genç kuşağın bu isimleri yarım yamalak bilmesi belleksizliğe kapı aralıyor.
Yeni kuşakların bu seçkin isimlerin toplumsal belleğimizdeki yerini konumlandıramayışları kuşaklar arasındaki geçişin sağlıklı olmadığını gösteriyor bize.
Oysa dünyanın her yerinde konu siyasi cinayetler olduğunda toplumsal yüzleşme adımları atılır.
Bizde ise tersi bir durum söz konusu.
Bu cinayetlerin üstünü kapatma çabasına dönüşüyor.
Öte yandan Uğur Mumcu’nun bir kere daha haklılığı şu sözlerle belirleyici oluyor: “ Biz unutkan bir ulusuz.
Unutuyoruz olup bitenleri.
Unutuyoruz ve oğulları kızları ölen ana babaları, kanlı gözyaşlarıyla baş başa bırakıp gidiyoruz! ” * Bunca yıllık acı deneyimlerimiz siyasi cinayetlerle ilgili temel sorunları şu şekilde sıralamamızı sağlıyor: 1.Bugün; karşımızda toplumsal belleksizlik bir mıh gibi duruyor.
Dahası öldürümlere dair kuşaklararası bir aktarımın olmayışı pek çok ismin sistemli bir biçimde unutturulmasına yol açıyor.
Üniversitede okuyan öğrencileri arasında yapılacak bir ankette örneğin Ümit Doğanay, Bedri Karafakioğlu, Cavit Orhan Tütengil, Bedrettin Cömert, Orhan Yavuz gibi öldürülen üniversite hocaları sorulsa verilecek yanıtı aşağı yukarı hepimiz tahmin ediyoruz.
Geride kalan evlatlar için, “Babam neden öldürüldü anne?” sorusu ise toplumsal katmanların arasında kalmışa benziyor.
Bunun için bir hafıza çalışması ise devlet destekli bir eğitim programı ile yapılabilir. 2.Hemen hemen bütün siyasi cinayetlerde görülen sistematik cezasızlık olgusu yeni cinayetlerin işlenmesine kapı aralıyor.
Korunan, kollanan, hatta Emniyet’te Türk bayrağı önünde fotoğraf çekilen katiller başkaca yeni olası öldürümlere sanki meşruymuş gibi bakılmasını sağlıyor. 3.Mumcu cinayeti özelinde, olayı aydınlatmaya çabalayan savcı Kemal Ayhan ’ın evinde ölü bulunması, soruşturmanın 99 yılında bir Hizbullah evinde çıkan disketteki olay mahaliyle örtüşmesi küçük ipuçları verse de hiçbir zaman toz bulutu ortadan kalkmadı.
Bu dönemde Meclis araştırma komisyonundan çıkan Umut Operasyonu ve Umut Davası’yla yaşananlar çok katmanlı uluslararası bir noktaya dönüştü.
Ancak Meclis araştırma komisyonlarının etkinliği de bizim için tartışmasız.
Dolayısıyla siyasi irade desteklerse ve devletin organlarıyla ilişki kurulabilirse Meclis araştırma komisyonları etkinlik kazanıyor.
Aynı şey yargı aşaması için de geçerli.
Nitekim Mehmet Ağar ’ın son duruşmada bir zamanlar Güldal Mumcu ’ya söylediği tuğlayı reddetmesi bize dosyanın kapatılmak istendiğine dair bir izlenim veriyor. 4.Öte yandan Meclis araştırma komisyonlarının dar bir zamanda çalışıyor olması, dahası diğer birimlerce sistematik bir bağlantısının kurulmaması etkin çalışma alanlarını daraltıyor.
İsmail Saymaz ’ın Meclis araştırma komisyonu belgelerinden yola çıkarak kaleme aldığı “ Oğlumu Öldürdünüz Arz Ederim ” kitabında da altı çizildiği üzere kimi cinayetlerdeki bağlantılar ortaya dökülse de İtalya’da olduğu gibi bir temiz eller operasyonu gerçekleşmediğinden hiçbir şekilde kapı aralanamıyor. 5.Bu cinayetlerin pek çoğunda fail aslında meçhul değil, biliniyor!
Ama fail ya hiç yargılanmadı ya da etkisiz soruşturmalarla korunarak cezasız bırakıldı.
Bugün gelinen noktada, birçok dosya zamanaşımı nedeniyle kapandı ya da birçok dosyanın düşme riskiyle karşı karşıya olduğu bir gerçek.
Bu durumun sadece geçmişteki adaletsizliklerin değil, bugünkü hukuki yetersizliklerin de bir sonucu olduğu ortada.
Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesi, belirli bir sivil topluluğa yönelik planlı ve sistematik saldırıları insanlığa karşı suç olarak tanımlar ve bu suçlarda zamanaşımı uygulanmaz.
Ancak mevcut yasal çerçeve, geçmişte işlenmiş ve cezasız kalmış siyasi cinayetler için bu maddenin nasıl uygulanacağını netleştirmemekte.
Uygulamada yargı makamları, sanığın lehine kanun ilkesine dayanarak geçmişte yürürlükte olan zamanaşımı sürelerini esas almakta ve TCK 77’nin geriye dönük uygulanabilirliğini fiilen engellemekte.
Bu nedenle, insanlığa karşı suç kapsamına giren siyasi cinayetlerin geçmişte işlenmiş olsa dahi yeniden soruşturulabilmesini mümkün kılacak özel bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu söylenebilir. * Bu ülke kolay öldürümler ülkesi olduğu sürece gelişmiş bir toplum olamayacak!
Ve çocukların yüreği hep bir mezar taşıyla çarpacak.
Bu yüzden anmalarda temel vurgu adalet olmalı!