Haber Detayı

DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Suriye'de yaşananlara tepki: 'Türkiye, Suriye'de barışın tesis edilmesi için rol oynamalı'
Siyaset cumhuriyet.com.tr
24/01/2026 17:15 (3 saat önce)

DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Suriye'de yaşananlara tepki: 'Türkiye, Suriye'de barışın tesis edilmesi için rol oynamalı'

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Türkiye, Suriye'de barışın tesis edilmesi için rol oynamalıdır dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da Suriye'deki 10 Mart mütabakatına SDG'nin uymadığı yönünde algı oyunlarının yapıldığını söyledi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Kuzey ve Doğu Suriye'de yaşanan gelişmeler, bölgeye yapılan ziyaret ve saha izlenimlerine ilişkin Parti Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'yle bir görüşme yaptıklarını söyleyen Hatimoğulları, Rojava topraklarını ziyaret ettik.

Heyetimiz DEM Parti, Demokratik Bölgeler Partisi, Demokratik Birlik İnisiyatifi, SODAP, TJA, Barış Anneleri, ÖHD ve barodan temsilcilerle kalabalık geniş bir heyetle bizler bu görüşmeleri ve ziyareti gerçekleştirdik.

Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Bürosu'yla görüşmemiz gerçekleşti.

İlham Ahmet'le de ayrıca bir görüşmemiz oldu dedi.

KÜRT KENTLERİNİ SONUNA KADAR BEDELİNİ NE OLURSA OLSUN, SONUNA KADAR SAVUNACAĞIZ Hatimoğulları, Türkiye kamuoyunun ve dünyanın Suriye'deki 10 Mart mütabakatına SDG'nin uymadığı yönünde çok ciddi bir algı yönetiminin yapıldığını ileri sürerek, Bir plan var.

Bu plan hem uluslararası bir komplo hem de aynı zamanda bölgesel komplo olarak üzerimizde bir planı işletmek istiyorlar.

Bu planın ana teması bir Kürt-Arap savaşını derinleştirmektir.

Yaptığımız görüşmelerde kendilerinin değerlendirmesi Suriye'de bugüne kadar ciddi anlamda bir Kürt-Arap çatışması olmamıştır.

Suriye tarihinde böylesi bir çatışma yokken şimdiden sonra bu çatışmayı derinleştirmek isteyenlere asla bu oyuna gelmeyeceğiz ve bizler bu sürecin böyle kan akıtılmak istendiğinin farkındayız' diyorlar diye konuştu.

Özellikle Rakka ve Deyrizor'dan SDG güçlerinin çekildiğini ifade eden Hatimoğulları, Burada çekilmelerinin en önemli nedeni özellikle bu komploda bir Kürt-Arap savaşının derinleştirilmek istendiğinin farkına varmaları, bunun önüne geçmek istemeleri.

Aynı zamanda 2011'den beri savaş ve çatışma içinde olan Suriye'de savaş yorgunu olarak düşmüş bir ülkede daha fazla can kaybının yaşanmasını istemiyorlar.

Daha çok sivilin ölmesini istemiyorlar ve daha fazla göç yolunun tutulmasını istemiyorlar.

Tam da bu nedenle büyük bir sorumlulukla hem siyasi hem insani her anlam ve her anlamdaki büyük bir sorumlulukla hareket ederek bu bölgelerden geri çekildiler.

Kürt kentlerinde şu an yoğun olarak bulunuyorlar ve burada çok net bir mesajın bütün dünya tarafından bilinmesini ve duyulmasını istiyorlar. 'Kürt kentlerini sonuna kadar bedelini ne olursa olsun, sonuna kadar savunacağız' diyorlar ifadelerini kullandı.

EĞER SURİYE'Yİ KÜRTSÜZLEŞTİRMEYİ HEDEFLİYORLARSA HERKES BÜYÜK YANILIR SDG'nin 10 Mart Mutabakatı'na uymadığına yönelik açıklamalara da yanıt veren Hatimoğluları, şöyle devam etti: 10 Mart Mutabakatı'na SDG uydu ve 10 Mart Mutabakatı'nın son maddesinde özellikle karar altına alınmış olan konularda komisyonların oluşturulmasıyla ilgili SDG'nin her seferinde bu komisyonların oluşmasını teklif ettiği ifade edildi.

Ancak HTŞ'nin zamanla oynadığı ve bu komisyonların oluşturulmaması için süreci uzattığını ifade ettiler.

Şam'da SDG ve Geçici Şam Yönetimi arasında 4 Ocak'ta bir görüşme gerçekleşti.

Bu görüşmede özellikle Şara'nın görüşmeye katılmaması SDG heyeti tarafından enteresan bulunmuş ve neden katılmadığına dair bir şaşkınlık yaşamışlar.

Şara'nın bu görüşmeye katılmamasını da gerekçe göstererek aslında o gün tam anlamıyla sağlanmış olan verimli bir mutabakatı somut olarak imza altına almamış oldular. 4 Ocak Mutabakatı'nda sadece kalemle imza atmak kalmıştı fakat Şam Yönetimi Şara'nın bugün olmadığını, toplantıya iştirak edemeyeceğini ama daha sonra birkaç gün sonra yine bir araya gelerek bir imza olayının gerçekleşebileceğini söylemişler.

Bu hikaye gerçekten çok önemli ve bunu herkes dikkatle incelemeli.

Belli ki 6 Ocak Halep'te Eşrefiye ve Şeyh Maksut provokasyonu hazırlanıyor ve 4 Ocak'ta o nedenle o ortaklaşılmış birebir ortaklaşılmış mutabakat imzalanmıyor ve erteleniyor.

Kim tarafından erteleniyor?

HTŞ ve geçici Şam yönetimi tarafından erteleniyor.

Bakın sizler de takip ettiniz 22 Ocak'ta Erbil'de yine SDG yöneticileri Barrack ve Cooper'la bir görüşme gerçekleştirdiler. 18 Ocak mutabakatı yeniden gündeme geldi. 18 Ocak mutabakatına SDG'nin elbette uyacağı ve aynı zamanda 18 Ocak mutabakatının hayata geçirilebilmesi için ateşkesin uzatılması gerektiğinde bir hemfikirlik oluştu.

Şimdi yine basına düşen haberlere de baktığımızda ateşkesin uzatıldığını görüyoruz.

Bizler bu ateşkesin uzatılmasını son derece olumlu buluyoruz ve anlaşılmış olan ortak mutabakata herkesin uyması gerekiyor.

Bu ortak mutabakata pratikte uyulmayıp yine sahada çatışma ve silahların konuşması Suriye'nin geleceği açısından son derece tehlikelidir.

Bu tür mutabakatları bir savaş ve saldırı hazırlığı için bir zaman kazanma, bir oyalama taktiğine dönüşmemeli.

Mutabakatsa mutabakattır, hayata geçirilmeli ve uygulanmalıdır.

HTŞ'nin Kürtlere savaş açması hiç kimse tarafından desteklenmemelidir.

Eğer bölgede Kürtsüz bir kentleşme hedefliyorlarsa, eğer Suriye'yi Kürtsüzleştirmeyi hedefliyorlarsa herkes büyük yanılır çünkü Kürt halkı bu coğrafyanın kadim halkıdır, yerleşik halkıdır, nüfusu da azımsanmayacak derece de önemlidir.

Biz DEM Parti olarak isterse hangi halktan olursa olsun, isterse tek kişi olsun onun hakkının korunmasının çok önemli olduğunun altını çizmek isteriz.

HTŞ'nin ne askeri, ne lojistik, ne de istihbarat alanlarında Türkiye tarafından desteklenmemesi gerekiyor.

Özellikle bunun altını çizdiler. 'Kürt-Arap Savaşı'na kesinlikle karşıyız' diyorlar ama bir o kadar da Türk-Kürt savaşı ve çatışmasına da karşıyız.

TÜRKİYE'DE KÜRTLER VE TÜRKLER BİR İÇ BARIŞ SAĞLANMASI İÇİN DAHA FAZLA ÇABA HARCAMALI Türkiye'de Kürtler ve Türkler bir iç barış sağlanması için daha fazla çaba harcamalı ama aynı şekilde Türkiye devletinden ve hükümetinden beklenti bu anlamda HTŞ'i ve Geçici Şam Yönetimini Kürtler üzerinde bir etnik temizlik hareketi yürütürken asla desteklenmemesi ve bunun önünün kesilmesi gibi tarihi bir sorumluluk olduğunun altını çiziyorlar.

Buradan biz bir kez daha diyoruz ki, Türkiye barış rolünü oynamalıdır.

Türkiye, Suriye'de barışın tesis edilmesi için rol oynamalıdır.

Ayrıca garantör ülkelerin güvenilirliği bu süreçte ne yazık ki sarsıldı.

Çünkü özellikle 10 Mart Mutabakatı'nın garantör ülkelerin garantisi ve güvenilirliği çerçevesinde ilerlemesi gerekirken öyle ilerlemedi.

Dolayısıyla burada yine bir çağrı garantör ülkeleredir.

Görevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmeli ve Kuzey ve Doğu Suriye Üzerindeki kuşatmanın ortadan kaldırılması için görev ve sorumluluklarını acilen yerine getirmeliler.

İNSANLAR KARDEŞLERİ KATLEDİLİRKEN HERHALDE BURADA ALKIŞ ÇALACAK HALLERİ YOK Ciddi bir yanlış algının oluşturulduğuna dikkat çekerek sözlerine başlayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da Rojava'da ciddi bir acı dram soykırıma varabilecek düzeyde saldırıların olduğunu hep beraber gördük.

Bu bölgede ciddi bir öfkeye sebebiyet varken insanlar orada kardeşleri katledilirken herhalde burada alkış çalacak halleri yok.

Biraz vicdanı olan herkese sesleniyorum.

Rojava'daki yaşanan bu koyu karanlık karşısında soydaşları, akrabaları katledilen Kürtler ne yapsın?

Daha bundan demokratik bir şekilde tepkiler ortaya konulabilir mi?

Dolayısıyla Rojava'daki kıyma, bu katliamı karşı Türkiye'de dünyanın dört bir yanında başta Kürtler olmak üzere demokratik kamuoyunun ortaya koymuş olduğu tepkilerin doğru anlaşılması ve görülmesi gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyorum dedi.

BAŞTA ÜLKEMİZ OLMAK ÜZERE, DÜNYANIN DEMOKRATİK KAMUOYU OLUMLU BİR TEPKİ ORTAYA KOYMALIDIR Bakırhan , bir ateşkes ilan edildiğini hatırlatarak, Ateşkes yani ateşin kesilmesi gerekiyordu.

Sanırım bu sadece Kürtler ateşkes etmesin diye anlaşılıyor.

SDG yönetimi Kürtler, Kürt bölgelerinde Suriye tekrar bir çatışma yaşamasın diye çekiliyorlar.

Bir mutabakat var.

Daha sırtlarını dönmeden sırtlarından ateş ediliyor.

Toplar, bombalar atılıyor.

Ya böyle olmaz.

Gerçekten biraz anlayışlı olmak gerekiyor.

Ateşkes herkes için geçerlidir ama Rojava'da ateş kesilmedi.

Kürtler kesmesine rağmen tek taraflı ihlal ediliyor.

Ciddi bir kuşatma var.

Saldırılar devam ediyor.

Bırakın Kürtleri orada IŞİD barbarlığı karşısında yaşamını yitiren Arap yurttaşların mezar taşları bile kırılıyor.

Böyle bir anlayışla yönetimle karşı karşıyayız diye tepki gösterdi.

Kürtlerin yine göç ettiğini söyleyen Bakırhan, Herhalde dünyada en fazla göç eden bir millet varsa Kürtlerdir.

Sürekli kentlerden kente.

Ayıptır, günahtır.

Artık bu drama, bu göç yollarındaki kayıplara, başta ülkemiz olmak üzere, dünyanın demokratik kamuoyu olumlu bir tepki ortaya koymalıdır.

Bunları önlemek gerekiyor.

Hepimizin sorunudur.

Şu anda Kobani başkanının dediği gibi kuşatma altındadır.

Sadece HTŞ'nin değil, IŞİD çetelerinin, adını sanını ilk defa duyduğumuz o selefi örgütler tarafından Kürtler katlediliyor.

Bir saldırı altındadır.

Bunların durması gerekiyor.

Bu saldırıları teşvik edenleri biliyoruz dedi.

HEDEF BELLİ, KÜRTLERİN VARLIĞI BURADA HEDEF ALINIYOR, ÖYLE IŞİD'LE MIŞİD'LE MÜCADELE EDEN YOK Bakırhan, dünya kamuoyunun Kürtlerin dramı artık görmesi gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: Çocuklar donmasın artık.

Şu anda büyük bir insanlık krizi var.

İlaç krizi var, sağlık krizi var, barınma krizi var.

Beslenme krizi var.

Herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz.

Rakka dediler, dediler, dediler.

Hadi Kürtler oradan çıktı.

Rakka IŞİD bayrakları dikiliyor.

O adil, o demokratik, o kapsayıcı yönetim yerine tekrar kafa kesen IŞİD'ciler bayrağını dikiyor ve dünya suskun, dünya sessiz.

IŞİD karşıtı bir mücadele vardı.

Uluslararası kamuoyu buna destek veriyor. diyordu.

Buna artık dur demek gerekiyor.

Hedef belli.

Kürtlerin varlığı burada hedef alınıyor.

Kimse dünyayı kandırmasın.

Öyle IŞİD'le MIŞİD'le mücadele eden yok.

Tek bir mücadele var.

Kürtlerin varlığıdır, kimliğidir, dinidir.

Bölgeyi Kürtsüzleştirmek istiyorlar.

Kürtlerden arındırmak istiyorlar.

Buna engel olmak gerekiyor.

Hem DEM Parti olarak hem Rojava'da hem uzun günlerdir bölgedeki eylem etkinliklerinde oradaki demokratik kamuoyuyl yaptığımız görüşmelerde de ortaya çıkan temel talepler vardı.

Sivil hedef olan tüm askeri operasyonlar ve saldırılar koşulsuz ve şartsız bir şekilde durdurulmalıdır.

Başta ülkemiz olmak üzere uluslararası kamuoyu da burada gerekli olan tavrı ortaya koymalıdır.

Ateşkese uyulmalıdır.

Ateşkes sadece Kürtler ateşi kessin diye yapılan bir şey değil, karşılıklı karşılıklı yapılan bir şeydir.

Denetlensin, bunu ihlal edenler de kamuoyuna teşhir edilsin.

Kürt kentlerini boğan, nefessiz bırakan insanlık dışı bu kuşatma derhal son bulsun.

İnsani koridorlar açılsın.

En başta da Türkiye açmalıdır çünkü Mürşitpınar ve Müsab'ın sınır kapısı Türkiye'dedir.

Bir an önce bu kapıların açılması gerekiyor.

Oradaki susuzluğa, oradaki elektriksizliği, oradaki ilaçsızlığı acilen bir çare bulunmalıdır.

Su, gıda, ilaç, barınma gibi ihtiyaçlar karşılanmalı ve bu konuda dayanışma içerisinde olmak isteyenlerin dayanışmaları da engellenmemelidir.

Kürtlerin ve bölgede yaşayan başta Alevilerin, Dürzilerin, Hristiyanların temel hakları güvence altına alınmalıdır.

İlgili Sitenin Haberleri