Haber Detayı

Bir çocukluk meselesi; keçiboynuzu ve iğde I Süleyman Dilsiz yazdı
Gastroda odatv.com
25/01/2026 10:51 (4 saat önce)

Bir çocukluk meselesi; keçiboynuzu ve iğde I Süleyman Dilsiz yazdı

İğde ve keçiboynuzu… Bir kuşağın sabırla, mevsimle ve ölçüyle kurduğu ilişkinin sessiz tanıkları. Süleyman Dilsiz, çocukluğun ceplerinden bugünün raflarına uzanan bu yazıda; tatlıyı, sağlığı ve zamanı yeniden düşünmeye çağırıyor.

İğde de keçiboynuzu da sadece bir meyve değildir!

Her ikisi de bir mevsimin ilanıdır.

İnsanı sadece çocukluğa değil, doğrudan mevsime de götürür.

İğde mesela!

Sonbaharın sessizce geldiğini haber veren, ceplere doldurulan, avuç içinde oyalanan küçük bir zaman kapsülüdür.

Takvime bakmazsın, hava durumuna güvenmezsin.

Çiçeğinin kokusu ilkbahardır, etrafa yayıldı mı aşka davettir!

Ya da kuruyemişçilerde iğde varsa sonbahar gelmiştir.

Bu kadar nettir.

İğdeyle büyüyenler unutmaz!

Çocukken iğdenin yapraklarının rengi döndüyse, meyvesi sarıdan kahverengiye çalıyorsa bilirdik ki yaz geride kalmış, okul kokusu sokağa sinmiştir.

İğde, ne manav tezgahında bağırırdı ne de reklam panosunda.

Kendi halinde durur, sabırlı çocukları seçerdi.

İğde biraz inatçıdır.

Avuçta oyalanır, hemen yenmez.

Tıpkı çocukluk gibi.

Aceleye gelmez.

O yüzden iğde yiyen çocuklar sabrı erken öğrenir.

Bugün “mindfulness” dediğimiz şey, eskiden iğdeyi yere dökmeden yemeye çalışmaktı belki de!Bir de keçiboynuzu vardı.

Bizim katır kutur!

Çocukluğumda büyükannenin eskiciyle takas demirbaşıydı.

Eski alüminyum tencereler, plastik kap kacaklara karşı babaannemin tabiriyle katır kuturla değiştirilirdi.

Beslenme çantamızın en sağlıklı tatlısıydı.

İğdeye göre o daha ciddi ve ballı bir karakterdi.

İğde gibi oyunbaz değil, daha çok “büyüyünce anlarsın” diyenlerden.

Yumuşak değildir; çünkü hayat da öyle değildir.

Çiğnemeden tatlıya ulaşılmaz.

Bu yüzden keçiboynuzu yiyen kuşak, enerji içeceğine değil, zamana güvenir.

Enerji verirdi ama bağırmadan.

Tıpkı o sessiz kahramanlar gibi, "al, ye, şikayet etme".

Sert kabuğuyla dişleri sınar, sabrı öğretirdi. "Fakirin çikolatası" derlerdi; ama bence fakirliğin değil, "ölçünün" gıdasıydı.

Fazla yesen, ertesi gün "enerji fazlalığı" ve "çiğneme yorgunluğu" yaşardın.Bugün geriye dönüp baktığımda şunu fark ediyorum: Biz aslında mevsimle büyüdük.

İğde sonbahardı, keçiboynuzu kışa göz kırpan bir dayanıklılık dersi.Şimdi biraz ciddi konuşalım.

İğde; lifli yapısıyla sindirimi destekler, bağırsakları yormaz, ishale "dur, acele etme" der.

Geleneksel bilgide mideyi toparladığı bilinir, antioksidan yönüyle bağışıklık sistemine katkı sağlar.

Ama kokusu?

Sonbahar gribine karşı "doğal maske" gibi!Ancak asıl karakter keçiboynuzudur.

Adeta doğanın sabırla hazırlanmış enerji çubuğudur: Kalsiyumdan zengindir, demir içerir, doğal şekeriyle kan şekerini zıplatmadan güç verir.

Öksürüğe karşı kaynatılır, pekmezi yapılır, çocuklara kaşık kaşık değil, usul usul verilir.

Birçok şeye iyi gelirdi ama şımartmazdı.

Çünkü keçiboynuzu, şımartarak değil, toparlayarak besler.

Tıpkı o disiplinli koçlar gibi, "ye, güçlen, ama dişini fırçala"!

İğde konuşur, keçiboynuzu susar.

İğde oyun yapar, keçiboynuzu "otur" der.

Keçiboynuzu dişe meydan okur, bedeni toplar.

İğde bağırsakları sakinleştirir.

Biri frene basar, diğeri motoru çalıştırır ama ikisi de "acele etme, yoksa dökülürsün" der!Bugün her şey “her zaman” var diyenlere: iğde de, bizim katır kutur da isyanın elebaşlarıdır!

Tadının ve anılarının hep hafızada var olmasının nedeni de mevsimsel olmalarıdır.

Asıl mesele şu: Her zaman var olan şeyin tadı yok, sanki plastik meyve gibi, görünüyor ama ısıramıyorsun!

Biz bu gıdaları mevsiminde, ihtiyaç kadar ve hikayeleriyle tüketirdik.

Bugün her zaman var olan şeyin kıymeti ve tadı sizce de azalmıyor mu?

İğdeyi market poşetinde görünce tanımayan çocuklar var artık! "Bu ne, uzaylı yumurtası mı?" diyorlar.

Keçiboynuzunu sadece sporcu barının içeriğinde tanıyorlar.Oysa iğdeyle büyüyenler bilir:O meyve biraz sabırdır, biraz yokluktur, biraz da sonbahar sessizliği ve arada bir "cep temizliği" faciası.

Keçiboynuzunu bilenler de anlar.

Tatlı her zaman yumuşak olmaz, fayda bazen dişe dokunur.

Tıpkı hayat gibi, sert ama tatlı!Biz iğdeyi sonbaharda, keçiboynuzunu kışa girerken yerdik.

Yani bedenle takvim arasında bir anlaşma vardı.

Şimdi beden konuşuyor, takvim susuyor.

Haydi!

Bu hafta sonu kendiniz ve aileniz için bir şey yapın.

Yumuşak olanı değil, çiğneneni seçin.Parlak ambalajı değil, mevsimi ailecek dinleyin.Çünkü keçiboynuzu çiğneyenler bilir.

Sağlık bazen tatlıda değil, tatların uyumunda ve hayata tat katmakta!

Antalya günlerimin keyifli günlerinden alın size sağlıklı bir tarif.

Hemen şipşak denemelik!

Bu, geçmişle yapılmış bir anlaşma.

Fasulye alternatifiyle de sürpriz parti!ANTANYA® MuhallebisiŞekersiz, tok tutan, “bunu da mı yiyoruz?” dedirten.

Adına kanmayın!

Bu bir tatlı değil.

Kıvam meselesi!

Bu, geçmişle yapılmış bir anlaşma.

Malzemeler1 kaşık iğde tozu (Sonbahar kokusu için!)1 kaşık keçiboynuzu tozu (Diş testi yok, katır kutur hissi garantili)1 kaşık keçiboynuzu pekmezi (Doğal tatlı, şeker yerine!)1 adet olgun avokado (kabuğu soyulmuş, yoksa haşlanmış kuru fasulye Evet, tatlıda fasulye!

Şaşırma, protein bombası.

Dene, sonra bana "bu nasıl oldu?" diye sor.)1 kaşık badem (irice dövülmüş, çıtır için, yoksa sessiz yenir)2 çay kaşığı rendelenmiş bitter çikolata (Lüks dokunuş, keçiboynuzuna "seni seviyorum" demek gibi) Yapılışı Hepsini çırpıverin.Kıvam muhallebi gibi olacak.

Kaşık dik duracak ama gurur yapmayacak (tıpkı keçiboynuzu gibi, mütevazı).Kalıba dökün, biraz dinlendirin, sabır dersi burada başlıyor!Son olarak da serpin bademi…Tatlı niyetine.

Afiyet olsun!

Şeker yok.

Un yok.

Daha ne! “Bir kap daha alsam mı?” diyeceksin, ama keçiboynuzu içinden "yeter, bu enerjiyle kendini düşün, aman ha duvar pek bi düz, ben karışmam!" diye fısıldar.

Unutma!Gastronomi Yazarı Süleyman DilsizOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri