Haber Detayı

Yeni kaynakları kapışmak için güç kavgası – 3 Grönland
Avrupa aydinlik.com.tr
26/01/2026 00:00 (2 saat önce)

Yeni kaynakları kapışmak için güç kavgası – 3 Grönland

Grönland bir süre daha gündemimizde kalacak. Geçen hafta Sömürgecilik Çağı’nda Avrupalı devletlerin kendi çıkarları için acımasızca katlettiği Kuzey Buz Denizi’nin dev memelileri balinaları yazmıştık.

Balinalar, derisinin altındaki “kızıl altın” olarak adlandırılan yağları Avrupalıların sokaklarını aydınlatsın, endüstrilerinde kullanılsın diye nesilleri tükenircesine katledilmişlerdi.

Aynı Sömürgecilik Çağı’nda alternatif İpek Yolu arayışında olan Avrupalıların yeni keşfettiği birçok coğrafyada nesillerini yok edercesine insanları katlettiğini ve onların altın, gümüş gibi değerli kaynaklarını talan ederek Avrupa’ya taşıdıklarını da iyi biliyoruz.

Emperyalizm Çağı, Batı’nın bitmeyen kaynak ihtiyacı ve arayışının insanlığı felaketlere sürüklemesiyle başlamıştı, sürüyor.

Şimdi kaynak arayışı ve paylaşım kavgası yeni bir seviyede yine sahnede.

Grönland’ın stratejik jeopolitik konumu önemli.

Ortamın sıcaklığına rağmen stratejik güvenlik tartışmalarının baş aktörleri ABD ve AB ilişkileri buz kesmiş durumda.

Üstelik AB içerisinde olayın tarafı konumundaki Danimarka’yı en fazla destekleyen İskandinav ülkeleri kendilerinin küçük olmalarının o kadar bilincindeler ki kolay lokma olmamak için tüm AB’yi yanlarına almaya çalışıyorlar.

Ancak Kuzey Buz Denizi ilk kez emperyalistlerin masasına yatırılmıyor.

KUZEY BUZ DENİZİ ANLAŞMALARININ KISA TARİHÇESİ * Kasım Antlaşması Kasım 1855 yılında imzalanan Kasım Antlaşması ilk Kuzey Denizi Antlaşması’dır.

Taraflar İsveç-Norveç Birliği ile Fransa ve İngiltere’ydi.

İsveç Kralı I.

Oscar dış politika çizgisini değiştirerek Ruslara karşı Batı’dan destek almaya karar vermişti.

Anlaşmaya göre İsveç-Norveç Birliği, Rusya lehine Kuzey Denizi’nde kendine ait karasularında balık avlama haklarından vazgeçmeyecek, karada ve limanlarda Ruslara hiçbir taviz vermeyecekti.

Norveç’in kuzeyindeki buz tutmayan Varanger fiyordu 1800 yıllarında güvenlik politikalarının merkezindeydi.

Mutlaka korunmalıydı.

Ayrıca Ruslar Samelerin yaşadığı İsveç ve Norveç’in kuzeyinde hak iddia etmekteydi.

Taviz verilmemeliydi.

İngiltere ve Fransa, gerekirse askeri yöntemlerle, İsveç-Norveç Birliği’nin haklarını ve dokunulmazlığını koruyacağını garanti etmekteydi.

Bu anlaşmayla Rusların Kuzey Denizi’ne yönelik talepleri sınırlandırıldı.

Garantör rolünü üstlenen İngiltere ve Fransa kıyısı olmamasına rağmen “terranullius- kimseye ait olmayan” sularda hak sahibi oldu.   * Paris Antlaşması Mart 1856 Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sonlandıran, Avrupalı büyük güçlerin Osmanlı İmparatorluğu’nun iç işlerine karışmasının yolunu açan bir anlaşmaydı.

Aynı zamanda Kuzey Denizi’nde deniz trafiği ve tarafsızlığı düzenlemekteydi.

İngiltere ve Fransa, Rusya’nın taleplerine karşı İsveç-Norveç Birliği’nin karasularının (İsveç’in Baltık’taki ve Norveç’in Atlantik’teki) dokunulmazlığının kendi korumaları altında olduğunu garanti etmekteydi.

Ayrıca Baltık Denizi’ndeki Aland adasının statüsünü düzenlemekteydi.

Anlaşmayla Aland adası askerden arındırıldı.

Avrupa’da yeni bir güç dengesi kurulmuş, Baltık Denizi ve Karadeniz’de Rusya’nın etkisi sınırlanmıştı.

Buna karşılık İngiltere, kendisi için Akdeniz ve Hindistan’a giden ticaret yollarını güvence altına almıştı.

Rusya’nın Karadeniz donanmasının yok edilmesi, Akdeniz’de İngiltere ve Fransa’yı rakipsiz bırakmıştı.

İsveç-Norveç Birliği’nin çözülmesinden sonra Birlik döneminde yapılmış anlaşmaların statüsü gündeme geldi. * Kuzey Denizi Anlaşması ve Baltık Sözleşmesi Nisan 1908’de aynı gün iki farklı ülkede imzalanan iki farklı anlaşmayla Kuzey denizlerindeki egemenlik kavgasında İngiltere ve Fransa’nın garantörlüğü yenilendi.

İsveç ve Norveç ayrı ayrı korumaya alındı.

Hem Baltık Denizi’nde hem de Kuzey Denizi’nde herkes diğerlerinin egemenlik haklarına saygılı olacak, bölgede dengeyi koruyacaktı.

Kuzey Denizi Antlaşması (Nordsjöavtalet) İsveç, Norveç, Danimarka ile Almanya, İngiltere, Fransa arasında Berlin’de imzalandı.

Aynı gün St.

Petersburg’da imzalanan Baltık Sözleşmesi (Östersjöavtalet) de Baltık Denizine kıyısı olan Almanya, Rusya, İsveç ve Danimarka arasında imzalandı.

Görünürde sadece dört devlet olmasına rağmen gölgesiyle masada bulunan ve kıyısı olmadığı halde Baltık’tan vazgeçmeyen İngiltere ve Fransa burada da şartları belirlemişti.

Anlaşma göre Kuzey Denizi sınırının, Baltık Denizi’nin başladığı yerde bittiği kabul edilmişti.

Her iki anlaşma da Birinci Dünya Savaşı’nın ardından geçerliliğini kaybetti.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI KUZEY’DE YAPILAN ANLAŞMALAR * 1919 Paris Barış Konferansı 1917 Rus Devrimi sadece Avrupa’da değil, dünyada dengeleri değiştirmişti.

Kuzey Buz Denizi ve buradaki adalar ve ada toplulukları birden çok önemli hale gelmişti.

Güvenlik politikaları artık “Rus Devrimi” odaklıydı.

Şimdiye kadar çok adı anılmayan ama Kuzey Denizi ve Atlantik’te bir zamanların en yayılmacı gücü olan Norveç, hala kendisine ait olduğunu düşündüğü Grönland, Svalbard, Koyun Adaları ve İzlanda’nın Danimarka tarafından sahiplenilmesinden rahatsızdı.

Defalarca itiraz etmiş ama eski gücü kalmadığı için kabul görmemişti.

Üstelik önce 400 yıl Danimarka’nın egemenliği altında, daha sonra da 100 yıl İsveç’in egemenliği altında kalmıştı.

Paris Konferansı öncesi Norveç Dışişleri Bakanı Nils ClausIhlen ve Danimarka Dışişleri “Ihlen Deklarasyonu” olarak bilinen (quidproquo- iki tarafında memnun kaldığı takas) olarak bilinen diplomatik takas anlaşması yaptılar.

Paris Konferansında Danimarka, Norveç’in Svalbard ve Björnö (Ayı Adası)’nı sahiplenmesine onay verirken, Norveç de Grönland da hak iddia etmekten vazgeçecek, Danimarka tüm Grönland’ın egemeni olacaktı.

Paris Konferansı’nda öyle de oldu.

Ama Danimarka ve Norveç bu işe kendi aralarında karar verebileceklerini zannederken yanılmışlardı. * 1920 Uluslararası Svalbard Antlaşması 1920 yılında Grönland ve Sovyetler Birliği arasındaki bu adalar topluluğuna özel bir anlaşma olan Uluslararası Svalbard Antlaşması yapıldı.

Büyükler ve dünyaya ayar vermeye alışmış güçler Norveç ve Danimarka arasındaki anlaşmayı kenara koyup kolları sıvamışlardı.

Öyle ya Sovyetler Birliği giderek iç savaşa hâkim olmakta ve güçlenmekteydi.

Çağlar boyu göz diktikleri Rusya’nın zenginlikleri de ellerinden kayıp gitmişti.

Svalbard Antlaşmasını Kuzey ülkeleri Norveç, İsveç, Danimarka dışında “dünya benim” demeye alışmış olan ve bu adalarla bağı olmayan İngiltere, ABD, Fransa, İtalya, Japonya ve Hollanda da imzaladı!

Norveç’in egemenliğinde ama askerden arındırılmış ve anlaşmayı imzalayan devletlerin eşit şartlarda yerleşip, bilimsel çalışmalar yapabileceği bir yer yaratıldı.

Svalbard birden “kimseye ait olmayan terranullius” adalar topluluğundan “rescommunis” e terfi etti.

Yani, denizdeki ve karadaki kaynaklar anlaşmayı imzalayan herkese ait oldu.

Aslında iyi de oldu.

Bu anlaşmayı 1924 yılında SSCB ve 1925 yılında da Almanya imzaladı.

Bugün 50 ülke tarafından imzalanmış olan anlaşmayı Türkiye de 2024 yılında imzaladı ve onayladı.

Kısacası artık biz de Svalbardlıyız.  * 1933 Norveç-Danimarka Doğu Grönland Anlaşmazlığı Lahey Kararı Svalbard’a birçok ortak çıkması Norveç’in hiç hoşuna gitmemişti.

Zaten kaybettiği Grönland, İzlanda ve Koyun adalarını unutamıyordu.

Paris Barış Konferansı ardından 1921 yılında Danimarka, Grönland adasının tümüyle kendisine ait olduğunu ilan edince Norveç, Grönland sularının kendi balıkçılarına kapatılacağı inancıyla garip bir tutum aldı.

Ihlen Deklarasyonunu rafa kaldırdı. 1922 yılında Norveçli balıkçı Hallvard Devold da Viking olduğunu ispatlarcasına, tek başına Doğu Grönland’da Myggbukta (Sivrisinek Koyu) çıktı ve orada bir telgraf istasyonu kurdu.

Danimarka bu eylemi protesto etti.

Norveçliler istasyonu balina avı ve meteoroloji için kullanacaklarını söylediler.

Norveç parlamentosu da halâ Doğu Grönland’ın kimseye ait olmadığını ileri sürmekteydi.

Danimarka uzlaşma yolunu seçerek Norveç’e 20 yıl avlanma serbestliği tanıdı.

Bu sırada Grönland’da yaşamaya devam eden Viking, Hallvard Devolt 1926 yılında kimseye ait olmayan Jan Mayen adasına çıktı.

Bu ada 1614 yılında Hollandalı bir kaptan tarafından bulunmuş ve onun adıyla Jan Jacobszzon May van Schellnkhout (Jag Mayen) olarak adlandırılmıştı.

Devolt, adaya yerleşti, Norveç adayı sahiplendi ve 1930 yılında ada resmen Norveç’in Kuzey Buz Denizi’ndeki adası oldu. 1931 yılında Norveç yeni bir olaya daha imza attı.

Hallvard Devolt beş (5) kişilik ekibiyle Doğu Grönland’ın “Kızıl Erik’in toprakları” diye bilinen bölgesinde, Myggbukt (Sivrisinek Koyu)’a çıkarma yaptı ve zaten bir meteoroloji istasyonları olan koyu işgal etti!

Buzlara Norveç bayrağı dikti.

Norveç hükümetine koyu kral adına işgal ettiğini bildirdi.

Bir de radyo istasyonu kurdu.

Ortalık karıştı.

Dönemin Norveç hükümetinin Savunma Bakanı Vidkun Quisling idi.

Balıkçıları desteklediğini açıkladı.

Beş öncüye yardım etmesi için gerekirse deniz kuvvetlerini gönderebileceklerini söyledi.

Danimarka şaşkındı ama silaha sarılmadı.

Lahey Uluslararası Daimî Adalet Divanı’na başvurdu.

Norveç hükümeti de karışmıştı.

Dünyada örneği pek görülmeyen bir olay daha oldu.

Norveç Adalet Bakanı Asbjörn Lindboe, bir medyum aradı, görüştü, sorunu çözmeden görev başında ölen eski başbakanın ruhuyla konuşmaya ve akıl sormaya çalıştı. 1933 yılında Lahey kararı Danimarka lehine çıktı.

Mahkeme Ihlen Deklarasyonu’na atıf yapmıştı.

Norveç işgale son verdi, Vikingler eve döndü.

Vidkun Quisling’e gelince, Nazi yanlısı Quisling, Norveç, Almanya tarafından işgal edildikten sonra 1942-1945 yıllarında kukla hükümetin başbakanı olmuştu.

Norveç’in ulusal kültür değerlerini Nazilere teslim etti, cinayet ve işkencelere karıştı halkına, vatanına ihanet etti.

Savaş sonrası “vatana ihanet” suçuyla yargılandı, ölüm cezasına çarptırıldı.

Ekim 1945’te kurşuna dizildi.

Sovyetler Birliği ve Kanada daha 1920’li yıllarda kendi karasularında ve kıyılarının hemen yakınındaki ada ve buzdağlarında hak iddia ederek bunların kendi egemenliklerinde olduğunu ve sınırlarına kattıklarını belirttiler.

Böylece gelecekteki değişimler söz konusu olduğunda kaynak ve deniz yolları açısından kendilerini garantiye aldılar.    * Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 1994 yılında imzalanan UNCLOS (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi), denizlerin, okyanusların kullanımını, hak ve yükümlülükleri düzenleyen kapsamlı bir uluslararası anlaşmadır.

Ancak diğer BM anlaşmalarından farklı değildir.

Yaptırım gücü yok!

Sesi güçlü çıkan kendisini dinletiyor.

Yunanistan’ın taraf olduğu bu sözleşmeye Türkiye Ege Denizi’ndeki kıta sahanlığı ve 12 mil sorunlarından doğan çekinceleri nedeniyle taraf olmuyor.   * Arktik Konseyi 1996’da ise Ottowa Deklarasyonu ile Arktik Konseyi kuruldu.

Kuzeyin beşlisi (İsveç-Norveç-Danimarka-Finlandiya-İzlanda) dışında Kanada, Rusya ve ABD Konsey’in kurucu üyesi oldu.

Ottowa Deklarasyonu ülkeler ve yerli haklar arasındaki ilişki ve koordinasyon vurgusu dışında fosil alanlarının korunmasını hedeflendi.

Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya, İsviçre, İtalya, Polonya, Çin, Güney Kore, Hindistan, Japonya, Singapur’un gözlemci üye olduğu Konsey’e Türkiye 2015 yılında gözlemci olmak üzere başvurdu ancak henüz cevap alamadı.

Türkiye ancak 8 kurucu üyenin oy birliğiyle onay vermesiyle gözlemci üye olabilecek.

Konsey’in kurucu üyeleri Arktik Okyanusu’nda petrol ve gaz aramaktalar.

Norveç en aktif ülke.

Yoğunluklu olarak Norveç kıta sahanlığından petrol ve gaz çıkarsa da tam Rusya’nın karşısındaki Barents Denizi’nden de büyük miktarda petrol ve gaz çıkarıyor ve yeni sondajlar yapıyor.

Rusya için Arktik Okyanusu merkezi önemde.

Bunu bölgedeki askeri varlığıyla da vurguluyor.

Yaptırımlar nedeniyle sıkıntıları olsa da büyük gaz ve petrol projeleri var.

ABD de Grönland yakınında ve Alaska’da sondajlarına devam ediyor.

Grönland ise çevrenin kirleneceği gerekçesiyle yeni petrol arama izinlerini askıya alsa da daha önce verilmiş lisanslar kullanılabilir durumda. * Ilulissat Deklarasyonu 2008’de imzalanan Ilulissat Deklarasyonu’yla Kuzey Buz Denizi etrafındaki 5 kıyı ülkesi Deniz Hukuku’nun yeterli olduğunu ve başka anlaşmaya gerek olmadığını belirlediler.

Arktik Beşlisi denilen Danimarka (Grönland dolayısıyla), Kanada, Norveç, Rusya ve ABD bu anlaşmanın tarafları olurken Arktik Konsey üyesi İsveç, Finlandiya ve İzlanda bu deklarasyonun dışında tutuldu.

GRÖNLAND KİME AİT?

Grönland şüphesiz Grönland yerlilerine ait.

Bu konuda onlara en büyük destek de bir süre Grönland yerlileriyle yaşayan Norveçli kâşif Fridtjof Nansen’den gelmişti.

Nansen ne Norveç’in ne de Danimarka’nın Grönland’a sahip olma hakkının olmadığını savunmaktaydı.

Nansen’e göre Grönland sadece yerli halka ait olabilirdi.

Zamanına göre oldukça radikal ve ilerici tutum alan Nansen, Milletler Cemiyeti’nde diplomattı. 1922 yılında savaş sonrası yurtsuz kalan mülteciler için çalışan ve “Nansen Pasaportu”nu kabul ettiren Nansen, Nobel Barış Ödülü almıştı.

Nansen 1882 yılında Grönland’ın etrafını denizden dolaşmıştı. 1888’de de 6 kişilik ekibiyle adanın doğu kıyısından batı kıyısına uzanan kara buzulunu kayakla aşmıştı.

Tarihi geçmiş bize Grönland üzerinden yürütülen Kuzey Buz Denizi tartışmalarında kısa dönemde çözüme ulaşılsa dahi dünyayı bu bölgede yeni gerilimlerin beklediğini göstermektedir.

İklimsel etkilerle buzlar çözülüp yeni kaynakların ortaya çıkması, yeni ticaret yollarının açılması, dünyayı paylaşım kriziyle karşı karşıya bırakacaktır.

İlgili Sitenin Haberleri