Haber Detayı

Mahfi Eğilmez, ekonomideki riski anlattı: Arz–talep dengesi bozulursa ne olur?
Ekonomi ekonomim.com
26/01/2026 09:50 (2 saat önce)

Mahfi Eğilmez, ekonomideki riski anlattı: Arz–talep dengesi bozulursa ne olur?

Sanayi ve hizmet üretimi artarken iç talebin yerinde sayması, Türkiye ekonomisinde stok birikimi ve üretimde yavaşlama riskini taşıyor. Mahfi Eğilmez, arz-talep dengesindeki kopmanın enflasyon, büyüme ve istihdam üzerindeki etkilerini anlattı.

Ekonomide arz ve talep kavramları çoğu zaman günlük dildeki anlamlarıyla kullanılıyor.

Oysa her üretim arz olmadığı gibi, her istek de talep sayılmıyor.

Ünlü iktisatçı Mahfi Eğilmez, bu temel ayrımdan yola çıkarak Türkiye ekonomisinde üretim, iç talep ve büyüme arasındaki kırılgan dengeyi ele aldı.

İşte, Mahfi Eğilmez'in "Arz artarken talep değişmezse ne olur? " başlıklı yazısı: "Ekonomide arz, belirli bir dönemde piyasaya satılmak üzere sunulan mal ve hizmet miktarını ifade eder.

Bu nedenle her üretim arz değildir.

Kendi ihtiyacı için bahçesinde limon yetiştiren birinin yaptığı şey üretimdir ama satışa sunulmadığı sürece arz sayılmaz.

Aynı şekilde evde aile için yapılan yemek de bir hizmet üretimidir; ancak piyasa için üretilmediği için ekonomik anlamda arz kapsamında değerlendirilmez. “Talep, satın alma gücüyle desteklenen istektir” Talep kavramı da çoğu zaman benzer biçimde yanlış anlaşılır.

Ekonomide talep, sadece bir şeyi istemek değildir.

Talep, satın alma gücüyle desteklenen istemektir.

Birinin Rolls Royce istemesi başka bir şeydir, gelirine uygun bir otomobile yönelmesi başka.

Ekonomik anlamda talep, ancak arkasında ödeme gücü varsa talep niteliği kazanır.

Türkiye’de arz ve talebin seyrini izlemek için üç temel göstergeye bakıyoruz: Sanayi Üretim Endeksi (SÜE), Hizmet Üretim Endeksi (HÜE) ve Ticaret Satış Hacmi Endeksi TSHE).

Sanayi ve hizmet üretimi birlikte ekonominin arz yönünün yaklaşık yüzde 85’ini temsil ediyor.

Ticaret satış hacmi ise ağırlıklı olarak hane halkı iç talebinin gidişatını gösteriyor.

İç talep neden zayıf kalıyor?

Sanayi ve hizmet üretimi dönem dönem dalgalansa da genel olarak artış eğilimini koruyor.

Buna karşılık ticaret satış hacmi, yani iç talep, uzun süredir belirgin bir artış göstermiyor.

Daha çok yerinde sayan bir görünüm var (burada ölçülen talebin kamu harcamalarından ziyade hane halkı talebini yansıttığını da not etmek gerekiyor.) İç talebin neden zayıf kaldığını anlamak için BKM kartlı ödeme verileri önemli ipuçları sunuyor.

Son iki yılın verileri, kartlı harcamalarda belirgin bir ivme kaybına işaret ediyor.

Talebi aşağı çeken nedenler neler?

Yüksek enflasyon ortamında hane halkları bir süre tüketimi borçlanarak sürdürdü.

Ancak kredi kartı limitlerinin zorlanması ve borçlanma imkânlarının daralması, artık talebi aşağı çeken bir faktör hâline gelmiş görünüyor.

Arz artarken iç talep artmıyorsa, üretilen malların ya stoklara gitmesi ya da ihracata yönelmesi beklenir.

TÜİK’in ihracat miktar endeksleri, ihracat değerleri artsa bile ihraç edilen mal miktarında anlamlı bir artış olmadığını gösteriyor.

Bu da üretim artışının ihracat yoluyla yeterince emilmediğine işaret ediyor.

Bu durumda geriye stokların artması kalıyor.

Stokların artması genellikle bir sonraki aşamada üretimde yavaşlama anlamına gelir.

Bu yavaşlama da gecikmeli olarak büyüme ve istihdam üzerinde baskı yaratır.

Bu tablo, enflasyonla mücadele açısından kısa vadede olumlu görülebilir.

Zayıf talep, fiyat artışlarını sınırlayıcı bir etki yaratır.

Buna karşılık ekonominin genel canlılığı açısından bakıldığında, arzın arttığı ama talebin yerinde saydığı bir yapı uzun süre sürdürülebilir değildir.

Enflasyonla mücadele ve büyüme arasındaki zorlayıcı aşama Önümüzdeki döneme bakıldığında üç eğilim öne çıkıyor.

Birincisi, yüksek enflasyon ve sınırlı borçlanma imkânları nedeniyle iç talepte güçlü bir toparlanma ihtimali zayıf görünüyor.

Gösteriş tüketimi, sürü etkisi, enflasyon beklentileri ve “ruj etkisi” gibi unsurların etkili olduğu hizmetler sektörü dışında belirgin bir canlanma beklemek zor.

İkincisi, iç talep ve ihracatın birlikte zayıf kalması hâlinde üretimde ivme kaybı riski artıyor.

Üçüncüsü ise bu sürecin istihdam piyasasına gecikmeli bir baskı olarak yansıma olasılığı.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisi, önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadele ile büyüme arasında siyasetçiyi giderek zorlayacak bir aşamaya geçiş sürecinde bulunuyor.

Bu nedenle hem iç talebi denetimli biçimde destekleyen hem de üretim ve istihdamda ani bir duruşu önleyen politika bileşimlerine ve bunları kalıcı hâle getirecek yapısal reformlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var."

İlgili Sitenin Haberleri