Haber Detayı
İstanbul'da "106. Yıldönümünde Misak-ı Milli'den Güncele Bakmak Sempozyumu" düzenlendi
İstanbul Üniversitesi (İÜ) ev sahipliğinde "106. Yıl Dönümünde Misak-ı Milli'den Güncele Bakmak Sempozyumu" düzenlendi.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) ev sahipliğinde "106.
Yıl Dönümünde Misak-ı Milli'den Güncele Bakmak Sempozyumu" düzenlendi.İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü tarafından düzenlenen sempozyum, İÜ Edebiyat Fakültesi Kurul Odası'nda gerçekleştirildi.Açılışta konuşan İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof.
Dr.
Ali Şükrü Çoruk, sempozyumun konunun uzmanları tarafından değerlendireceğini ve cevaplarının ortaya konulacağını kaydetti.Ardından düzenlenen birinci oturumda Ali Şükrü Çoruk'un başkanlığında, İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof.
Dr.
Mustafa Budak konuşma yaptı.Budak, Misak-ı Milli'nin yalnızca "milli sınırlar" kavramıyla açıklanamayacağını belirterek, belgenin esasen Türkiye'nin barış şartlarını ve Milli Mücadele'nin siyasi programını ortaya koyan bir metin olduğunu söyledi.Osmanlı Devleti'nin Mondros Mütarekesi sonrasında fiilen yenilgiyi kabul ettiği, başkent İstanbul'un ve Anadolu'nun birçok bölgesinin işgal altında bulunduğu bir dönemde Misak-ı Milli'nin ilan edildiğini hatırlatan Budak, son Osmanlı Meclisi'nin tüm baskı ve olumsuzluklara rağmen, Türklerin çoğunlukla yaşadığı coğrafyada bağımsız bir devletin asgari şartlarını belirleme iradesi gösterdiğini kaydetti.Budak, bu iradenin, 28 Ocak 1920'de Meclis-i Mebusan'da kabul edilen ve 17 Şubat'ta dünya kamuoyuna ilan edilen Misak-ı Milli ile açıkça ortaya konulduğunu dile getirdi.Misak-ı Milli'nin kelime anlamı itibarıyla "milli yemin" olduğunu belirten Budak, belgenin yalnızca sınır belirleyen bir metin değil, devlet ve toplum olarak bağımsız şekilde yaşamanın temel esaslarını ortaya koyan siyasi bir beyanname niteliği taşıdığını kaydetti.Budak, belgenin siyasi anlamının, Paris Barış Konferansı süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayarak, galip devletlerin Osmanlı Devleti'ne dayatmayı planladıkları barış şartlarına karşı Türk tarafının kendi yaşama koşullarını dünyaya ilan ettiğini ifade etti.Mustafa Kemal Paşa'nın Misak-ı Milli'yi "Milli Mücadele programı" olarak tanımladığını hatırlatan Budak, Birinci Meclis'in ilk hükümet programında dış politikanın açıkça Misak-ı Milli esaslarına dayandırıldığını dile getirdi.Prof.
Dr.
Budak, Misak-ı Milli'nin en çok tartışılan yönünün coğrafi sınırları olduğuna işaret ederek, bugüne kadar yapılan değerlendirmelerin çoğunlukla soyut ve yoruma dayalı kaldığını söyledi.Bu eksikliği gidermek amacıyla akademik bir çalışmayla Misak-ı Milli'nin ilk ölçekli haritasının hazırlandığını belirten Budak, çalışmanın Birinci Meclis tutanakları, 23 Haziran 1919 tarihli Osmanlı muhtırası ve dönemin resmi belgeleri esas alınarak oluşturulduğunu ifade etti.Hazırlanan haritaya göre, Misak-ı Milli'nin güney sınırının Halep'in güneyindeki İbn-i Hani burnundan doğuya doğru devam edip Deyrizor ve Miyadin'i içine alarak Kerkük, Süleymaniye, Musul ve Hanekin hattına kadar uzandığını aktaran Budak, bu hattın dönemin belgelerinde açık şekilde Türk-Arap milli sınırı olarak tanımlandığını vurguladı.Batı sınırına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Budak, Misak-ı Milli'nin günümüzdeki Türkiye-Yunanistan sınırından daha geniş bir alanı kapsadığını belirterek, Batı Trakya'nın, Struma Nehri'nden başlayarak İskeçe ve Gümülcine'yi içine alan bir bütün olarak tasavvur edildiğini söyledi.Budak, bu bölgenin "Büyük Batı Trakya" olarak adlandırıldığını ve uluslararası meşruiyetinin ABD Başkanı Wilson'un ilkelerine dayandırıldığını kaydetti.Misak-ı Milli haritasının yalnızca tarihsel bir belge değil, aynı zamanda günümüz Türkiye'sinin güvenlik sorunlarını anlamak açısından da önemli bir referans sunduğunu ifade eden Budak, özellikle güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlıkların, Birinci Dünya Savaşı sonrasında çizilen yapay sınırların sonucu olduğunu dile getirdi.Budak, 2016 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Bizim o bölgede olmamızın sebebini sorgulayanlar Misak-ı Milli'ye bakmalıdır" sözünü hatırlatarak, Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta yürüttüğü askeri harekatların da bu tarihsel arka plan çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.Misak-ı Milli'nin fetih ya da yayılmacılık belgesi olarak okunmaması gerektiğinin altını çizen Budak, belgenin Türk milletinin bağımsız ve güvenli biçimde yaşayabileceği asgari vatan tasavvurunu ortaya koyduğunu sözlerine ekledi.Prof.
Dr.
Budak, ilk defa ölçekli Misak-i Milli haritasını kamuoyuyla paylaştıklarını ifade etti.