Haber Detayı

Saçlarla sözde Kürdistan’ın sınırlarını örmek
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
29/01/2026 04:00 (2 saat önce)

Saçlarla sözde Kürdistan’ın sınırlarını örmek

Şimdilerde ‘heval’ dostu kadınlar saç örme videolarıyla YPG/SDG’ye yapılan operasyonlara dikkat çekmeye çalışıyor.

Şimdilerde ‘heval’ dostu kadınlar saç örme videolarıyla YPG/SDG’ye yapılan operasyonlara dikkat çekmeye çalışıyor.

Her şey Suriye ordusundan Arap bir milis olduğu ileri sürülen bir adamın elinde, kesilmiş bir tutam saçı tutmasıyla başladı.

Adam, konu trend olunca ürkmüş olacak, ikinci bir video çekerek saçın sentetik olduğunu, onu bir restoranda bulduğunu, videonun şaka amaçlı olduğunu açıkladı.

Ancak ilk videoda, saçın sahibinin YPJ’li bir terörist olduğu ve öldürüldüğü iması canlılığını korudu.

Bazıları kadının yaşadığını ileri sürse de bu video son zamanların gözde tanımıyla ‘viral’ oldu.

SDG propagandası yapan medya, bunu bir kampanyaya dönüştürdü ve dört bir yandan Kürt aktivistler ya da PYD/YPG/YPJ sempatizanları saçlarını örerek desteklerini açıklamaya başladı.

SURİYE KİMİN?

Bizimle olan dört yüzyıllık tarihine, Fransız Mandası sürecine hiç girmeyeceğim.

Suriye, siyasi olarak her bakımdan sorunlu da olsa, ‘yalancı bahar’ a ve Esad rejiminin devriliş sürecine kadar, BM’deki sandalyesinde kimin oturacağı böylesine tartışılan bir ülke değildi.

Bu kaosu fırsat bilen hemen herkes silahını alıp koşarak Suriye topraklarından pay kapmak için çarpışmaya başladı.

IŞİD/DAEŞ gibi insanlık karşıtı, kökünün kurutulması gereken yapı ile PKK’nın sözde Kürdistan projesi ni paylaşan, bunun Suriye’deki sorumluluğunu üstlenen PYD/YPG sahaya girdi ve başta ABD olmak üzere, Batılı devletlerden müthiş bir destek gördü.

İnce hesaplarla, IŞİD’in baş kesen korkunç fanatikler ine karşılık, PYD ve onun silahlı kanadı olan YPG’nin seküler imajının altını bir kere değil, binlerce kez vurgulamak üzere kısa zamanda kadın gerillalardan oluşan YPJ’yi çıkardılar.

SDG bünyesinde, YPG ve YPJ unsurları en önde çarpışanlar olarak kısa zamanda Avrupa kamuoyunda baştacı edildi.

Öyle ki; Fransız Senatosu’nda YPG/YPJ heyeti ağırlandı, hatta kendilerine ‘onur madalyası’ dahi verildi.

PKK’yı hala terörist örgüt olarak listesinde tutan AB Parlamentosu’nda Abdullah Öcalan fotoğrafları YPG’lilerin ele geçirdiği topraklarda belirmiyormuş gibi PKK’nın PYD/YPG/YPJ ile bağları görmezden gelindi.

IŞİD’e karşı mücadelenin seküler partneri; gerçek niyetini, faşizmini ve terörizmini böyle bir görünüm altına gizlemişti.

Sanki salt insanlığı kurtarmak üzere sahaya çıkmış ‘hümanistlerden’ (!) oluşuyordu.

PKK’nın PYD/YPG/YPJ/SDG ile amaç birlikteliği, sınırı geçerek YPG/YPJ’ye katılan teröristler üzerinden bile okunmuyordu.

Ne var ki, şimdilerde ABD’nin Suriye’den sorumlu temsilcisi, ilginçtir aynı anda Türkiye Büyükelçisi olan Tom Barrack’ın koşulların temelden değiştiğini, SDG’nin birincil güç olma rolünün miadını doldurduğunu söylemesiyle her şey başkalaştı.

Sömürgeci güçlere sırtını yaslayarak, onlardan edindiği silah ve güçle bölgede köktenci fanatiklere karşı üstünlük sağlayan PKK’nın Suriye uzantısı YPG, SDG’nin ağırlığını oluşturuyordu.

SDG’ye yönelen harekatta, Rojava yani “Batı Kürdistan” olarak işaret edilen ‘Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ elinde tuttuğu alanın önemli bir kısmını kaybetti.

Rojava’daki yönetimin uluslararası tanınırlığı yoktu, ancak IŞİD’le savaşmaları nedeniyle Kürt milislerin petrolün ve verimli tarım alanlarının olduğu bölgeye yerleşmelerine göz yumulmuştu.

PETROJAVA Suriye ile 18 Ocak’ta yapılan entegrasyon anlaşmasını kabul eden SDG güçleri 9 milyar varil petrol rezervi olduğu söylenen Rojava’yı hala bırakmak istemiyor.

Ahmet eş-Şara ise Suriye’yi, eskiden olduğu gibi tek merkezden yönetilen bir ülkeye dönüştürmek istediğini söylüyor.

Toprak bütünlüğü sağlanmış bir devlet çatısı altında Kürtlere, daha önce verilmemiş yurttaşlık haklarının sağlanacağını da garanti ediyor.

SDG ise elde ettiği ayrıcalıklı statüyü ve gücü kaybetmeyi, Suriye ordusu altındaki unsurlardan yalnızca biri haline gelmeyi reddediyor.

Çatışmalar, yöntem değiştirmese de ABD’nin muhatabı olarak Şam yönetimini görmesiyle yön değiştirdi.

SURİYE BÜTÜNLÜĞÜ Ayn-el Arab gibi tarihî Arap şehirlerinde giderek yoğunlaşan Kürt silahlı grupların, kendilerine uzatılan ‘bütünleşme’ köprüsünden geçerek resmi Suriye ordusuna katılmaları gerekirken, Suriye’den lehlerine toprak koparmak üzere çatışmalara girdiği görmezden geliniyor.

Kaostan beslenen yasadışı unsurların kendi gelecekleriyle ilgili tasarrufları birbirinden başka.

Türkiye’yi ve tabii olarak Suriye’yi yakından ilgilendiren ise hem Türkiye’den hem de Suriye’den toprak elde ederek bir devlet kurmak isteyen bölücü terörizm.

IŞİD gibi köktenci, tüm insanlığın düşmanı olan teröristlerle savaştığı için yıldızı parlatılan YPG ve uzantılarının evrensel hukuk normlarını hiçe saydığı görmezden geliniyor.

Suriye’nin, dağılmasından yararlanarak, resmi sınırları içinde kurulmuş özerk yapıları reddetmesinin doğal olduğu, SDG’nin kabul ettiği mutabakatı neden tam olarak uygulamadığı konuşulmuyor.

Nüfusu ağırlıkla Arap olan ülkede, Anayasası ve ordusu başta olmak üzere, her yerde herkese yer açılacağı vaadini sürdüren mutabakata rağmen, SDG’nin sözünü verdiği gibi bölgedeki kontrolü Şam’a bırakmaması yeni çatışmalara, kayıplara zemin hazırlıyor.

İSVEÇLİ BAKAN NEDEN SAÇLARINI ÖRÜYOR?

İsveç Eğitim ve Entegrasyon Bakanı Simona Mohamsson da sosyal medyada saç örenler kervanına katıldı.

Yine ulus ve devlet egemenliğini hiçe sayan bakış açısına ilişkin propaganda kavramları, zihinleri manipüle etmek üzere kullanılıyor.

Sokakta yürürken, sıradan, sivil bir Kürt kadın saldırıya uğramış ve saçı kes ilmiş gibi bir algı yaratılıyor.

Elbette; kadına yönelen her türlü şiddeti lanetliyoruz.

Ancak burada kadın üzerinden mağduriyet yaratılarak, SDG/YPG/YPJ lehine konunun uluslararası kamuoyunda bir etki aracına dönüşmesini izliyoruz.

Adamın elinde tuttuğu saçın başta ‘gerilla, savaşçı’ diye bahsedilen bir YPJ’li kadına ait olduğu ileri sürülmüştü.

Dolayısıyla; İsveçli bakanın saçlarını örerek destek verdiği şey Kürt kadınlar, Kürt siviller değil; PKK’nın uzantısı olarak gördüğümüz YPG’nin çatışmaya giren kadın kolundan bir gerilla.

MOHAMMED’TEN MOHAMSSON’A Simona Mohamsson; önce Almanya’ya, sonra İsveç’e göç eden Filistin ve Lübnan asıllı Arap bir ailenin kızı.

Mohamsson’un ailesi İsveç’e taşındıktan sonra soyadını toplumla ve İsveççe ile daha uyumlu olabilsin diye Muhammed’ten Mohamsson’a değiştiriyor.

İSVEÇ’TE ENTEGRASYON--SURİYE’DE AYRIŞMA Yine ciddi bir tutarsızlık ve çelişki var.

Göç ettikleri ülkede adları daha okunaklı olsun, aile imajları da toplumla daha uyumlu görünsün diye soyadını değiştirenler hem entegrasyonu hem de sosyal liberalizmi destekliyor.

İsveç’te ‘entegrasyon’ yani bütünleşme, Suriye’de ‘ayrışma’, hatta özerkliği uygun görüyor.

Hem İsveç’te üst kültür içinde uyumlanmak üzere değişimi ve bunun da eğitim yoluyla sağlanmasını savunuyor hem de aynı anda Suriye’de güçler arası ‘entegrasyon’ anlaşmasının uygulanmasına karşı silahlarıyla direnenlere destek veriyor.

BİR TUTAM SAÇ, EN AZ 100 BİN OY DEMEK Elbette, nüfus sayımında etnik bir kategorizasyon yapılmadığından kaç Kürt yurttaşın olduğu bir veri olarak net değil.

Ancak sağlam kabul edilen kaynaklara göre, İsveç’te 100 bin ila 170 bin arasında Kürt nüfus yaşıyor.

Mohamsson’un bu hamlesi, başta Kürt diasporası olmak üzere liberal seçmenlerin gönlünü eyliyor.

Yine bir ülkenin ve ulusun bütünlüğü ise iktidar savaşlarında kullanılıyor.

İlgili Sitenin Haberleri