Haber Detayı

Hiç bitmeyen arya: Semiha Berksoy!
Dünya+ dunya.com
30/01/2026 00:00 (2 saat önce)

Hiç bitmeyen arya: Semiha Berksoy!

Sanatı ve öncü kişiliğiyle modern Türkiye tarihinin en önemli parmak izlerinden biri olan Semiha Berksoy, nev-i şahsına münhasır karakterini yansıtan detaylar ve kalıplara sığmayan sanatının renkleriyle İstanbul Modern’de.

Meltem KERRARmeltemkerrar@gmail.comSanat tarihinde hiçbir -izm’e sığmayan, her hangi bir akımla tarif edemeyeceği­niz karakterler vardır.

Baştan uca ‘kendi’ dillerini yaratır onlar.

Ope­ra tarihimizin ‘do sesi’ Semiha Berksoy tam da böyle bir örnek!

Sanatını kendisi, kendisini sana­tı yapan bir kadın o. 1910 doğum­lu Türkiye’nin ilk dramatik sopra­nosu Berksoy, 2004’de son bulan yaşamına pek çok ilki sığdırması­nın yanı sıra; sinema, tiyatro, re­sim gibi sanatın farklı alanlarına attığı özgün imzasıyla yaptı bunu.

Öyle bir hayat hikayesi ki içinde Kurtuluş Savaşı da, Cumhuriyet Dönemi de, İkinci Dünya Sava­şı da, modern dünya da var.

Böyle özel bir aralıkta var olan Berksoy, yaşamını “büyük aşkım” dedi­ği Nazım Hikmet’ten, resim yap­tığını sakladığı Fikret Mualla’ya, Türk sinemasındaki ilk sesli filmi çektiği Muhsin Ertuğrul’a kadar çok önemli karakterlerle birlikte var ve ‘bir’ etmiş aslında. 60 yaşın­da Berlin’de açtığı ilk sergisi için tuvallerini tren istasyonuna tek başına taşıması da, onun ne denli cesur ve kararlı olduğunu anlama­ya yetiyor.Sanat tarihimizin bu özgün ikonuna ilk kez ya da yeniden bakmamızı sağlayacak “Semi­ha Berksoy: Renklerin Aryası” sergisi geçen hafta İstanbul Mo­dern’de açıldı.

Flormar sponsor­luğunda gerçekleşen sergi, 200 eserle bugüne dek Türkiye’de dü­zenlenen en kapsamlı Semiha Berksoy sergisi.

Küratörler Öykü Özsoy Sağanak, Deniz Pehliva­ner ve Yazın Öztürk’ün incelikli ve çok katmanlı okumasıyla or­taya çıkan ve 6 Eylül’e kadar açık kalacak sergide, yalnızca ürettik­lerini değil, hayatını sanata dö­nüştüren bir figürün yaşamsal izlerini takip ediyoruz.Ümit ve cesaretle bakmak Zeliha Berksoy annesinin resim yaparken bambaşka bir hâle bü­ründüğünü, sessizlik istediğini ve tamamen işine odaklandığını an­latıyor ve devam ediyor: “Eserle­rinde hem derin bir düşünsel ze­min, hem de güçlü bir protest duy­gu vardı; malzemeyi de her zaman içgüdüyle seçerdi: tuval, çarşaf, karton hatta buzdolabı kapağı… Resimlerinde yaşamı, mücadele­yi ve umudu yansıtırdı.

Bu sergiy­le onun sanatındaki özgün evre­ni yeni kuşaklara tanıtıyor olmak beni hem gururlandırıyor hem de heyecanlandırıyor; umuyorum ki eserleri genç sanatçılarda ve izle­yicilerde, yaratıma dair yeni ufuk­lar açar.”Resim, ses, video, mektup, fo­toğraf gibi farklı parçaları bir ara­ya getiren sergileme düzeninde klasik kronolojik bir bakış yerine, bu çok yönlü ve renkli şahsiyeti bugünden anlamaya yaklaştıra­cak bütünsel bir bakış izlenmiş.

Sinema kayıtlarından, opera per­formanslarına, çok sevgili sanat­çı dostlarıyla mektuplarından, iz bırakan çocukluk anılarını yan­sıtan fotoğraflara dek tüm belge­ler, Berksoy’un eserine daha çok yaklaştıyor bizi.

Primitif çizgile­ri, kendiyle özdeşleştirdiği ope­ra temalı resimleri, devasa çarşaf çalışmaları farklı ama içindekini kendini arayan hep aynı sesi tınlı­yor sanki: Semiha!Serginin küratörlerinden Deniz Pehlivaner’e detaylı çalışmasını ve merak ettiklerimizi sorduk.Semiha Berksoy, yalnızca operada değil sinemadan ti­yatroya sanatın farklı alanla­rında kendini ortaya koymuş nev-i şahsına münhasır bir sa­natçı, pek çok ‘ilk’i de yaşamı­na sığdırmış bir kişilik.

Bu en geniş kapsamlı sergiyi hazır­larken tüm bu çok yönlülüğe nasıl baktınız?

Erken dönem desenlerinden opera temalı resimlerine, oto­portre ve portrelerinden çar­şaf resimlerine uzanan bu seçki, Berksoy’un kişisel mitolojisini ve sahneyle kurduğu derin ba­ğı tematik bir kurguyla izleyici­ye sunuyor.

Berksoy’un çok yön­lü sanatsal kimliğini yansıtma­yı önceliklendirdiğimiz sergide, sanatçının başrolünde yer aldı­ğı operalar, sahne aldığı tiyatro oyunları, 1935’te yayımlanan öy­küsü “Mezardan Gelen Mektup”­tan yola çıkarak hazırlanan bir bölüm, Türkiye’nin ilk sesli filmi “İstanbul Sokaklarında” ile “Söz Bir Allah Bir” adlı sanatçının da rol aldığı filmlerden kesitler ile aralarında fotoğrafların da oldu­ğu efemeralar izleyiciyle buluşu­yor.

Semiha Berksoy’un yaşamı­nın dinamizminden beslenen bu yapıtlar, bir yandan sanatın ev­renselliğine dair düşünme biçi­mimizi genişletirken, bir yandan da insan ruhunun yaratıcı gücünü anlamamıza aracılık ediyor.En kapsamlı Berksoy retrospektifi Berksoy’un eserleri geçen yıl Hamburg’da sergilenmişti.

İstanbul’daki serginin farklı­lıkları var mı?

Kendi şehrin­de yeniden izleyiciyle buluş­tururken nasıl bir yaklaşımı­nız oldu?

Semih Berksoy etrafında ge­liştirdiğimiz işbirliği kapsamın­da ilk sergi 6 Aralık 2024 – 11 Ma­yıs 2025 tarihleri arasında Ham­burger Bahnhof müzesinde açıldı.

Oradaki serginin bütünü Berk­soy’un operatik sahnesini yarat­mak üzerine kuruluydu.

Hambur­ger Bahnhof tek bir temaya odak­lanan, 90 yapıt ile bir retrospektif kurgularken, İstanbul Modern’de Berksoy’un 200’ün üzerinde sa­natsal üretimleriyle çok daha ge­niş bir seçkiye yer veriyoruz.

Bu sergi, Semiha Berksoy’un Tür­kiye’de ve dünyada şu ana kadar açılmış en kapsamlı retrospek­tifidir.

Avrupa’da kariyer yapma imkânlarına rağmen Türkiye’de kalmayı tercih etmesi, bireysel bir fedakârlıktan çok kültürel so­rumluluk bilincinin ifadesiydi.

Bu yönüyle Semiha Berksoy, yalnız­ca bir opera sanatçısı değil.

Türki­ye’nin kültürel geçmişinde sanat­sal sürekliliği, kadın öncülüğünü ve modernleşme idealini temsil eden simgesel bir figür olarak de­ğerlendirilebilir.Sergiyi hazırlarken ve Berk­soy üzerine çalışırken sizi en çok etkileyen ne oldu onun ha­yatında ve sanata bakışında?

Sergi, izleyiciye Berksoy’a bu­günün perspektifinden yeniden bakma imkânı sunuyor.

Bu süreci kurgularken bizim için de en çar­pıcı keşiflerden biri, Berksoy’un duyguyu ve öznel anlatımı ne denli cesur ve bilinçli biçimde bir ifade alanı olarak kullandığı oldu.

Duy­gunun, öznel ifade biçiminin ve anlatının sınırlarını zorlayan üre­timiyle, zamanının çok ötesinde düşünen ve üreten Berksoy’un, er­ken ve kritik bir dönemde, bir ka­dın olarak kendi çabalarıyla pek çok ilki gerçekleştirmiş bir sanat­çı olduğunu bir kez daha gördük.Kimdir?1910–2004 yılları arasında yaşayan Semiha Berksoy, Türkiye’nin ilk yüksek dramatik sopranosu olmasının yanı sıra Ankara Devlet Operası’nın baş artisti, ressam, performans, tiyatro ve sinema sanatçısı olarak karşımıza çıkar.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim ve heykel, Tiyatro Okulu’nda drama, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda müzik eğitimi alan Berksoy; Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi’ni birincilikle bitirir ve Avrupa’da sahne almış Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçısı olarak tarihe geçer.SANATIN 'ARTI'SIENKA Sanat’tan yeni sezonda yeni buluşmalar ENKA Sanat yeni sezonda sanatçılar, coğrafyalar ve disiplinler arasında köprüler kuruyor, söyleşiyle konserin, anlatıyla müziğin, metinle görselliğin iç içe geçtiği projelerle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. 17 Şubat - 28 Nisan tarihleri arasında ENKA Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlikler, 17 Şubat Salı akşamı, Yazar Yekta Kopan ile müzisyen Coşkun Karademir ve Özlem Belkıs’ın kaleme aldığı “Bir Hikaye Bir Türkü” söyleşi ve konser projesiyle başlıyor.Güvenç Dağüstün’ü, Eylem Pelit ve Derya Alabora ile bir araya getiren “Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı” isimli projenin 24 Şubat Salı akşamı gerçekleşecek prömiyer gecesinde, Ruhi Su’nun halkın sesiyle yoğrulmuş derin müziği, çağdaş ve özgün anlatılı konser formatıyla sahnede yeniden hayat buluyor.7 Nisan Salı akşamı Emre Elivar ve Başar Can Kıvrak’ın sahne alacağı “Alacakaranlıktan Işığa” başlıklı iki piyano resitali, klasik müzikseverleri Brahms’tan Ravel’e uzanan bir müzik yolculuğuna davet ediyor.14 Nisan Salı akşamı gerçekleşecek “Büyük Buluşma” başlıklı konserde ise klasik müzik dünyasının beş değerli ismi ilk kez aynı sahnede bir araya geliyor.

Veriko Tchumburidze, Esen Kıvrak, Öykü Canpolat, Dorukhan Doruk ve Gökhan Aybulus’un sahne alacağı gecede, J.

Brahms ve A.

Dvořák’ın piyanolu beşlileri seslendirilecek.Genç virtüözlere destek olmak amacıyla sürdürülen ENKA Sahne Gala Konseri ise 19 Nisan Pazar günü ENKA Oditoryumu’nda gerçekleşiyor.ENKA Sanat, yeni sezonda tiyatro oyunları ve özel gösterimlerden oluşan yoğun bir program da sunuyor.

Program, 26 Şubat’ta Hakan Emre Ünal’ın yönettiği “En Sevdiğinden Başla” ile başlıyor. 3 Mart’ta “Şebbaz”, 10 Mart’ta Salih Bademci’nin sahne aldığı “Sesler”, 24 Mart’ta kara komedi diliyle öne çıkan “Jan Dark’ın Öteki Ölümü” izleyiciyle buluşuyor. 30 Mart’ta “Fora”, 1 Nisan’da ise iklim krizini merkezine alan tek kişilik oyun “9/8’lik Kıyamet” sahnelenecek.ENKA Sanat, 26 Mart’ta Prof.

Dr.

Dikmen Gürün’ün “Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak” adlı kitabının lansmanına ve panele ev sahipliği yapacak. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ise Ferhan Şensoy’u konu alan “Ferhangi Bir Yaşam” belgeseli özel gösterimle izleyiciyle buluşacak.AKM Şubat programı sanatseverlere dopdolu bir takvim sunuyorAtatürk Kültür Merkezi, şubat ayında konserden operaya, tiyatrodan bale ve dans gösterilerine uzanan zengin programıyla sanatseverleri ağırlıyor.Program, 7 Şubat’ta Janoska Ensemble’ın “Vivaldi Seasons – In Janoska Style” konseriyle başlıyor. 8 Şubat’ta Broadway’in efsaneleri arasındaki “Don Quixote” müzikali Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt’un başrolleriyle sahnede olacak.

Aynı hafta sonu Ayşegül Çelik’in kaleme aldığı “Öteki” AKM Tiyatro Salonu’nda izleyiciyle buluşacak.10 Şubat’ta Anadolu Ateşi’nin “Troya” gösterisi, 11-12 Şubat’ta “Sen de Gitme Triyandafilis”, 12, 14 ve 19 Şubat’ta ise İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek “Fındıkkıran” balesi sanatseverlerle buluşacak.Sevgililer Günü haftasında AKM sahneleri yoğun: 14 Şubat’ta Queenz of Piano – Piano Cosmos konseri, Rusya’dan “Ayı” tiyatro oyunu ve 15 Şubat’ta uluslararası yapım “Bianco” izleyici karşısına çıkacak. 18 Şubat’ta Ahmed Adnan Saygun’un başyapıtı “Gilgameş” operası dünya prömiyerini yaparken, aynı gün “Ozanların Sesi: Edip Akbayram” konseri düzenlenecek.21 Şubat’ta Anıl Şallıel & Melis Fis konseri, 22 Şubat’ta Güldür Güldür Show, “Dügâh – Hacı Faik Bey’e Saygı” konseri ve akşamında “Ramazan Vakti Mehter Ahengi” izleyiciyle buluşacak. 24 Şubat’ta dijital ve geleneksel unsurları bir araya getiren “Sema Mukabelesi Deneyimi”, 25-26 ve 28 Şubat’ta ise Prokofyev’in müziğiyle sahnelenen “Romeo ve Juliet” balesi ayın kapanışını yapacak.

İlgili Sitenin Haberleri