Haber Detayı
Hiç bitmeyen arya: Semiha Berksoy!
Sanatı ve öncü kişiliğiyle modern Türkiye tarihinin en önemli parmak izlerinden biri olan Semiha Berksoy, nev-i şahsına münhasır karakterini yansıtan detaylar ve kalıplara sığmayan sanatının renkleriyle İstanbul Modern’de.
Meltem KERRARmeltemkerrar@gmail.comSanat tarihinde hiçbir -izm’e sığmayan, her hangi bir akımla tarif edemeyeceğiniz karakterler vardır.
Baştan uca ‘kendi’ dillerini yaratır onlar.
Opera tarihimizin ‘do sesi’ Semiha Berksoy tam da böyle bir örnek!
Sanatını kendisi, kendisini sanatı yapan bir kadın o. 1910 doğumlu Türkiye’nin ilk dramatik sopranosu Berksoy, 2004’de son bulan yaşamına pek çok ilki sığdırmasının yanı sıra; sinema, tiyatro, resim gibi sanatın farklı alanlarına attığı özgün imzasıyla yaptı bunu.
Öyle bir hayat hikayesi ki içinde Kurtuluş Savaşı da, Cumhuriyet Dönemi de, İkinci Dünya Savaşı da, modern dünya da var.
Böyle özel bir aralıkta var olan Berksoy, yaşamını “büyük aşkım” dediği Nazım Hikmet’ten, resim yaptığını sakladığı Fikret Mualla’ya, Türk sinemasındaki ilk sesli filmi çektiği Muhsin Ertuğrul’a kadar çok önemli karakterlerle birlikte var ve ‘bir’ etmiş aslında. 60 yaşında Berlin’de açtığı ilk sergisi için tuvallerini tren istasyonuna tek başına taşıması da, onun ne denli cesur ve kararlı olduğunu anlamaya yetiyor.Sanat tarihimizin bu özgün ikonuna ilk kez ya da yeniden bakmamızı sağlayacak “Semiha Berksoy: Renklerin Aryası” sergisi geçen hafta İstanbul Modern’de açıldı.
Flormar sponsorluğunda gerçekleşen sergi, 200 eserle bugüne dek Türkiye’de düzenlenen en kapsamlı Semiha Berksoy sergisi.
Küratörler Öykü Özsoy Sağanak, Deniz Pehlivaner ve Yazın Öztürk’ün incelikli ve çok katmanlı okumasıyla ortaya çıkan ve 6 Eylül’e kadar açık kalacak sergide, yalnızca ürettiklerini değil, hayatını sanata dönüştüren bir figürün yaşamsal izlerini takip ediyoruz.Ümit ve cesaretle bakmak Zeliha Berksoy annesinin resim yaparken bambaşka bir hâle büründüğünü, sessizlik istediğini ve tamamen işine odaklandığını anlatıyor ve devam ediyor: “Eserlerinde hem derin bir düşünsel zemin, hem de güçlü bir protest duygu vardı; malzemeyi de her zaman içgüdüyle seçerdi: tuval, çarşaf, karton hatta buzdolabı kapağı… Resimlerinde yaşamı, mücadeleyi ve umudu yansıtırdı.
Bu sergiyle onun sanatındaki özgün evreni yeni kuşaklara tanıtıyor olmak beni hem gururlandırıyor hem de heyecanlandırıyor; umuyorum ki eserleri genç sanatçılarda ve izleyicilerde, yaratıma dair yeni ufuklar açar.”Resim, ses, video, mektup, fotoğraf gibi farklı parçaları bir araya getiren sergileme düzeninde klasik kronolojik bir bakış yerine, bu çok yönlü ve renkli şahsiyeti bugünden anlamaya yaklaştıracak bütünsel bir bakış izlenmiş.
Sinema kayıtlarından, opera performanslarına, çok sevgili sanatçı dostlarıyla mektuplarından, iz bırakan çocukluk anılarını yansıtan fotoğraflara dek tüm belgeler, Berksoy’un eserine daha çok yaklaştıyor bizi.
Primitif çizgileri, kendiyle özdeşleştirdiği opera temalı resimleri, devasa çarşaf çalışmaları farklı ama içindekini kendini arayan hep aynı sesi tınlıyor sanki: Semiha!Serginin küratörlerinden Deniz Pehlivaner’e detaylı çalışmasını ve merak ettiklerimizi sorduk.Semiha Berksoy, yalnızca operada değil sinemadan tiyatroya sanatın farklı alanlarında kendini ortaya koymuş nev-i şahsına münhasır bir sanatçı, pek çok ‘ilk’i de yaşamına sığdırmış bir kişilik.
Bu en geniş kapsamlı sergiyi hazırlarken tüm bu çok yönlülüğe nasıl baktınız?
Erken dönem desenlerinden opera temalı resimlerine, otoportre ve portrelerinden çarşaf resimlerine uzanan bu seçki, Berksoy’un kişisel mitolojisini ve sahneyle kurduğu derin bağı tematik bir kurguyla izleyiciye sunuyor.
Berksoy’un çok yönlü sanatsal kimliğini yansıtmayı önceliklendirdiğimiz sergide, sanatçının başrolünde yer aldığı operalar, sahne aldığı tiyatro oyunları, 1935’te yayımlanan öyküsü “Mezardan Gelen Mektup”tan yola çıkarak hazırlanan bir bölüm, Türkiye’nin ilk sesli filmi “İstanbul Sokaklarında” ile “Söz Bir Allah Bir” adlı sanatçının da rol aldığı filmlerden kesitler ile aralarında fotoğrafların da olduğu efemeralar izleyiciyle buluşuyor.
Semiha Berksoy’un yaşamının dinamizminden beslenen bu yapıtlar, bir yandan sanatın evrenselliğine dair düşünme biçimimizi genişletirken, bir yandan da insan ruhunun yaratıcı gücünü anlamamıza aracılık ediyor.En kapsamlı Berksoy retrospektifi Berksoy’un eserleri geçen yıl Hamburg’da sergilenmişti.
İstanbul’daki serginin farklılıkları var mı?
Kendi şehrinde yeniden izleyiciyle buluştururken nasıl bir yaklaşımınız oldu?
Semih Berksoy etrafında geliştirdiğimiz işbirliği kapsamında ilk sergi 6 Aralık 2024 – 11 Mayıs 2025 tarihleri arasında Hamburger Bahnhof müzesinde açıldı.
Oradaki serginin bütünü Berksoy’un operatik sahnesini yaratmak üzerine kuruluydu.
Hamburger Bahnhof tek bir temaya odaklanan, 90 yapıt ile bir retrospektif kurgularken, İstanbul Modern’de Berksoy’un 200’ün üzerinde sanatsal üretimleriyle çok daha geniş bir seçkiye yer veriyoruz.
Bu sergi, Semiha Berksoy’un Türkiye’de ve dünyada şu ana kadar açılmış en kapsamlı retrospektifidir.
Avrupa’da kariyer yapma imkânlarına rağmen Türkiye’de kalmayı tercih etmesi, bireysel bir fedakârlıktan çok kültürel sorumluluk bilincinin ifadesiydi.
Bu yönüyle Semiha Berksoy, yalnızca bir opera sanatçısı değil.
Türkiye’nin kültürel geçmişinde sanatsal sürekliliği, kadın öncülüğünü ve modernleşme idealini temsil eden simgesel bir figür olarak değerlendirilebilir.Sergiyi hazırlarken ve Berksoy üzerine çalışırken sizi en çok etkileyen ne oldu onun hayatında ve sanata bakışında?
Sergi, izleyiciye Berksoy’a bugünün perspektifinden yeniden bakma imkânı sunuyor.
Bu süreci kurgularken bizim için de en çarpıcı keşiflerden biri, Berksoy’un duyguyu ve öznel anlatımı ne denli cesur ve bilinçli biçimde bir ifade alanı olarak kullandığı oldu.
Duygunun, öznel ifade biçiminin ve anlatının sınırlarını zorlayan üretimiyle, zamanının çok ötesinde düşünen ve üreten Berksoy’un, erken ve kritik bir dönemde, bir kadın olarak kendi çabalarıyla pek çok ilki gerçekleştirmiş bir sanatçı olduğunu bir kez daha gördük.Kimdir?1910–2004 yılları arasında yaşayan Semiha Berksoy, Türkiye’nin ilk yüksek dramatik sopranosu olmasının yanı sıra Ankara Devlet Operası’nın baş artisti, ressam, performans, tiyatro ve sinema sanatçısı olarak karşımıza çıkar.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim ve heykel, Tiyatro Okulu’nda drama, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda müzik eğitimi alan Berksoy; Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi’ni birincilikle bitirir ve Avrupa’da sahne almış Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçısı olarak tarihe geçer.SANATIN 'ARTI'SIENKA Sanat’tan yeni sezonda yeni buluşmalar ENKA Sanat yeni sezonda sanatçılar, coğrafyalar ve disiplinler arasında köprüler kuruyor, söyleşiyle konserin, anlatıyla müziğin, metinle görselliğin iç içe geçtiği projelerle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. 17 Şubat - 28 Nisan tarihleri arasında ENKA Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlikler, 17 Şubat Salı akşamı, Yazar Yekta Kopan ile müzisyen Coşkun Karademir ve Özlem Belkıs’ın kaleme aldığı “Bir Hikaye Bir Türkü” söyleşi ve konser projesiyle başlıyor.Güvenç Dağüstün’ü, Eylem Pelit ve Derya Alabora ile bir araya getiren “Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı” isimli projenin 24 Şubat Salı akşamı gerçekleşecek prömiyer gecesinde, Ruhi Su’nun halkın sesiyle yoğrulmuş derin müziği, çağdaş ve özgün anlatılı konser formatıyla sahnede yeniden hayat buluyor.7 Nisan Salı akşamı Emre Elivar ve Başar Can Kıvrak’ın sahne alacağı “Alacakaranlıktan Işığa” başlıklı iki piyano resitali, klasik müzikseverleri Brahms’tan Ravel’e uzanan bir müzik yolculuğuna davet ediyor.14 Nisan Salı akşamı gerçekleşecek “Büyük Buluşma” başlıklı konserde ise klasik müzik dünyasının beş değerli ismi ilk kez aynı sahnede bir araya geliyor.
Veriko Tchumburidze, Esen Kıvrak, Öykü Canpolat, Dorukhan Doruk ve Gökhan Aybulus’un sahne alacağı gecede, J.
Brahms ve A.
Dvořák’ın piyanolu beşlileri seslendirilecek.Genç virtüözlere destek olmak amacıyla sürdürülen ENKA Sahne Gala Konseri ise 19 Nisan Pazar günü ENKA Oditoryumu’nda gerçekleşiyor.ENKA Sanat, yeni sezonda tiyatro oyunları ve özel gösterimlerden oluşan yoğun bir program da sunuyor.
Program, 26 Şubat’ta Hakan Emre Ünal’ın yönettiği “En Sevdiğinden Başla” ile başlıyor. 3 Mart’ta “Şebbaz”, 10 Mart’ta Salih Bademci’nin sahne aldığı “Sesler”, 24 Mart’ta kara komedi diliyle öne çıkan “Jan Dark’ın Öteki Ölümü” izleyiciyle buluşuyor. 30 Mart’ta “Fora”, 1 Nisan’da ise iklim krizini merkezine alan tek kişilik oyun “9/8’lik Kıyamet” sahnelenecek.ENKA Sanat, 26 Mart’ta Prof.
Dr.
Dikmen Gürün’ün “Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak” adlı kitabının lansmanına ve panele ev sahipliği yapacak. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ise Ferhan Şensoy’u konu alan “Ferhangi Bir Yaşam” belgeseli özel gösterimle izleyiciyle buluşacak.AKM Şubat programı sanatseverlere dopdolu bir takvim sunuyorAtatürk Kültür Merkezi, şubat ayında konserden operaya, tiyatrodan bale ve dans gösterilerine uzanan zengin programıyla sanatseverleri ağırlıyor.Program, 7 Şubat’ta Janoska Ensemble’ın “Vivaldi Seasons – In Janoska Style” konseriyle başlıyor. 8 Şubat’ta Broadway’in efsaneleri arasındaki “Don Quixote” müzikali Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt’un başrolleriyle sahnede olacak.
Aynı hafta sonu Ayşegül Çelik’in kaleme aldığı “Öteki” AKM Tiyatro Salonu’nda izleyiciyle buluşacak.10 Şubat’ta Anadolu Ateşi’nin “Troya” gösterisi, 11-12 Şubat’ta “Sen de Gitme Triyandafilis”, 12, 14 ve 19 Şubat’ta ise İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek “Fındıkkıran” balesi sanatseverlerle buluşacak.Sevgililer Günü haftasında AKM sahneleri yoğun: 14 Şubat’ta Queenz of Piano – Piano Cosmos konseri, Rusya’dan “Ayı” tiyatro oyunu ve 15 Şubat’ta uluslararası yapım “Bianco” izleyici karşısına çıkacak. 18 Şubat’ta Ahmed Adnan Saygun’un başyapıtı “Gilgameş” operası dünya prömiyerini yaparken, aynı gün “Ozanların Sesi: Edip Akbayram” konseri düzenlenecek.21 Şubat’ta Anıl Şallıel & Melis Fis konseri, 22 Şubat’ta Güldür Güldür Show, “Dügâh – Hacı Faik Bey’e Saygı” konseri ve akşamında “Ramazan Vakti Mehter Ahengi” izleyiciyle buluşacak. 24 Şubat’ta dijital ve geleneksel unsurları bir araya getiren “Sema Mukabelesi Deneyimi”, 25-26 ve 28 Şubat’ta ise Prokofyev’in müziğiyle sahnelenen “Romeo ve Juliet” balesi ayın kapanışını yapacak.