Haber Detayı

Hangi Kürtler?
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
30/01/2026 04:00 (1 saat önce)

Hangi Kürtler?

Dünya Savaşı’na katılmak zorunda olduğu gibi, gene onlarla ittifak kurarak bu “tehcir” kararını çıkarmak zorunda kaldı. Hızla çöküşe giden imparatorluk komitacılık zihniyetiyle bile olsa, kurtulamadı. Kuşkusuz Dr. Bahaeddin Şakir önemli bir siyasi figürdü. Akıbeti bunun da bir göstergesi...

Attilâ İlhan böyle bir kitap yazar mıydı bilmem!

Bilinirdi ki o bu tür etnik/ milliyetçi sorulara her zaman biraz mesafeli bakan biriydi.

Meselelerin öyle çok derinine inmez, gazete yazısı ekseninde düşüncelerini söyler geçerdi.

Ama onun sorular soran, sorgulayan ve sorgulatan yanını gene de yabana atmamak gerekir. “ Ermeni meselesi” üzerine okurken Prof.

Dr.

Kemal Çiçek ile Prof.

Dr.

Alaattin Uca ’nın “VIII.

Taşnak Kongresi” üzerine polemiklerini içeren makaleleriyle karşılaştım.

Orada odaklanılan konu, dönemin siyasal iktidarı İttihat ve Terakki’nin bu kongreye Dr.

Bahaeddin Şakir başkanlığında bir heyet gönderip göndermemesiydi.

Kuşkusuz 1914 yılı koşullarında Taşnak Kongresi birçok açıdan önemliydi.

Eğer İttihatçı kadro Taşnakları ikna edebilseydi, yani Anadolu Ermenileri Osmanlı’ya “milleti sadıka” bağlılıklarında kalsalardı, ihtimal ki “tehcir” kararı alınmayacak ve büyük felaket yaşanmayacaktı.

O dönemin tarihsel gerçekliği, bugün bana Kürtler ile mevcut siyasal iktidarın “İmralı süreci” diye nitelendirdikleri görüşmelerinin neleri içerip içermediğini hatırlattı.

Çünkü yüz yıl önce Ermeni meselesinde sahnelenen oyunun izleri, bugün Kürtler üzerinden başka bir sahnede yeniden canlandırılmak isteniyor gibi görünüyor.

O zamanlar, İttihatçı iktidar “anlaşma”yı başaramadı, Almanların baskısıyla Birinci Dünya Savaşı’na katılmak zorunda olduğu gibi, gene onlarla ittifak kurarak bu “tehcir” kararını çıkarmak zorunda kaldı.

Hızla çöküşe giden imparatorluk komitacılık zihniyetiyle bile olsa, kurtulamadı.

Kuşkusuz Dr.

Bahaeddin Şakir önemli bir siyasi figürdü.

Akıbeti bunun da bir göstergesi...

Taşnak Partisi’nin “büyük Ermenistan” düşü; yani Rusya Ermenileri ile Osmanlı vatandaşı Ermenileri birleştirme siyaseti “tehcir” kararında etkili olmuştur bence.

Bugün, “Hangi Kürtler?” sorusunu sorduğumuzda; sanki benzer bir durumla karşılaşıyoruz ve tarihin sayfalarına yaslanarak konuşursak bazen özne bazen de araçların değiştiği gerçeğini görüyoruz.

Kısacası, dünün emperyalist güçleri Anadolu’daki Ermenilerle ilgili öyle istemişlerdi; bugün de bu isteniyor: yani İran/ Irak/Suriye ve Türkiye Kürtlerini birleştirmek.

İşte “Yeni Türkiye” dedikleri, yani o “Büyük Ortadoğu Projesi”, “Arap Baharı” safsatasıyla başlatılan adım nihai noktaya getirilmek istenmektedir. “Suriye’de işimiz aslında yeni başlıyor” diyen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan , hâlâ hamaset yapmakta ve bu konudaki düşüncelerini şöyle açıklamakta: “Günümüzün diplomat profili, muhtelif alanlarda stratejik hâkimiyet gerektirmektedir.

Bir başka deyişle, günümüz dünyasında diplomat esasen çok yönlü bir stratejist olmak durumundadır.

Bu anlayışla, uzun erimli ve vizyoner bir bakış açısıyla dünyayı okuma pratiği geliştirmek zorundayız.” (*) Ahmet Davutoğlu ’nun ipe sapa gelmez “stratejik derinlik” savının yeniden okunmasıdır bu.

Öyle ki sayın Fidan şunu da söyleyebilmektedir: “360 derece perspektifiyle yürüttüğümüz dış politikamız, işte bu güçlü vizyonun hem mimarı hem de taşıyıcısıdır.” Önünde durmakta olan ve kendi ülkesine ait en güncel siyasi ve ekonomik sorunları görmezden gelerek “360 derece dönüp durmak” ironik olduğu kadar trajik.

Hele hele şu günlerde bir “Suriye harekâtı” gündemdeyse Hakan Fidan’a, o “vizyoner” duruş için şunu da sormalı: “Bu vizyonerlik hangi Kürtleri içeriyor?” Evet, Attilâ İlhan sorsaydı bu soruyu, bilmem sayın dışişleri bakanımız nasıl yanıtlardı acaba?

ORTADOĞU’DA AMAÇLANAN Emperyalizmin amaçladığıdır ve bu amaç milliyetlere göre ayrıştırmaktır.

Sözüm ona “bağımsızlık” vaadiyle ayrıştırma, “ortak vatan” düşüncesinden uzaklaştırıp adeta “koloni devletçik” kurdurarak bağımlı kılmaktır.

Yeni bir sömürgecilik anlayışıdır bu.

Özellikle de İngiliz emperyalizminin 19. yüzyıldan beri Ortadoğu’da yapmak istediği de budur.

Bugün “büyük birader” ABD’yi de arkasına alarak İsrail jandarmalığında bölyönet politikası adım adım uygulanmaktadır.

İşte “Arap Baharı” safsatası, Fidan’ın “360 derece stratejik derinlik” politikasının uydusu olma gerçeğidir. “Bağımsız Kürdistan” düşü yeni bir olgu değildir; ta Osmanlı’nın çöküşünde de hazırlanan bir projedir, tıpkı “Ermeni tehciri” gibi.

O gün bu ikinci “hamle”nin baş aktörü Almanlar, “Kürt meselesi”ninkiler de İngilizlerdi.

Buyrun, Cevat Dursunoğlu ’nun kitabını okuyun, her şeyi ayan beyan görürsünüz. (**) Özellikle “Doğu Sorunu”na bakarken birlikte yaşamaya engel olanın ne olduğu sorgulanmalı bugün asıl.

Tarihi böyle okuduğumuzda, birbirine düşman edilen kimliklerin aslında aynı yurdun müşterek kaderine bağlandığını daha iyi görürüz.

Bu coğrafyada Kürtleri Türklerle, Ermenileri Rumlarla birleştirip buluşturan neyse ona bakmalı derim. “Yeni Türkiye”yi kurmaktan ne anladığınız gerçeği de işte o an ortaya çıkacaktır.

Bir yerde buluşmak, birleşmek varken dil, din, etnik kimlik üzerinden toplumu ayrıştırırsanız Irak ve Suriye gerçeğine dönüşürsünüz.

O zaman da sizin o “stratejik derinlik” politikanız hiçbir şeye yaramaz.

Belki de “asıl stratejik derinlik”, haritaların çizdiği sınırların ötesinde, aynı toprağı paylaşan halkların ortak vicdanını diri tutabilmektir. (*) Dışişleri Bakanlığı tarafından 16’ncısı düzenlenen Büyükelçiler Konferansı’nın açılış konuşması. (**) Milli Mücadelede Erzurum, Cevat Dursunoğlu; 2000, Kaynak Yay., 165 s.

İlgili Sitenin Haberleri