Haber Detayı

Her şey aynı değil mi
Yazarlar hurriyet.com.tr
30/01/2026 06:25 (3 saat önce)

Her şey aynı değil mi

SANKİ bir film senaryosu gibi...

Ama kötü olan şu.Bu bir film değil.Ve her seferinde “final” sandığımız sahnenin ardından yeni bir perde açılıyor.Bir yıl arayla iki çocuk.İkisi de ergenlik çağında.Sıradan bir günde, hiçbir büyük kavganın, hiçbir derin husumetin parçası olmadan öldürüldü.Biri kaykay almak için evden çıktı.Diğeri arkadaşlarıyla kafede oturuyordu.Biri Kadıköy’ün kalabalığında.Diğeri bir sokağın köşesinde.Ortak nokta ne biliyor musunuz?Hiçbir “sebep” yok.Mattia Ahmet Minguzzi...14 yaşındaydı.Tanımadığı çocukların şiddetiyle karşılaştı.Yere düştü, kalkamadı.Kameralar kayıttaydı.Sosyal medyada saniyeler içinde kıyamet koptu.Ülke ayağa kalktı.“Ağır ceza”, “İbretlik karar”, “Bu son olsun” cümleleri havada uçuştu.Sonra Atlas Çağlayan...Yine bir çocuk, yeni bir tartışma.Yine “yan bakma” denilen, içi boş ama sonucu ölümcül bir gerekçe.İki olay arasında ürkütücü bir benzerlik var.Şiddet anlık.

Fail çocuk.

Silah kolay ulaşılır.

Ve ölüm çok hızlı.Ve benzerlikler sonrasında da bitmiyor.Her iki olaydan sonra da aynı şeyleri yaşadık.Sosyal medyada tehditler.Ailelere yönelen nefret.Failleri kutsayan paylaşımlar.“Abartılıyor”, “O da yapmasaydı” diyenler.Yani cinayet bitiyor ama şiddet bitmiyor sadece şekil değiştiriyor.Bir başka ortak nokta daha var.Hukuk tartışması.“Çocuk sayılıyor”, “İndirim var”, “Yasa böyle” tartışmaları, yorumları, konuşmaları...Bütün bunlar teknik olarak doğru olabilir.Ama toplumun içindeki adalet duygusu başka bir şey söylüyor.Çünkü insanlar şunu soruyor.Bir çocuk, başka bir çocuğu 14 kez bıçaklayabiliyorsa; göğsünden ölümcül darbe vurabiliyorsa bu sadece bir “çocuk suçu” mudur?Ve en can yakıcı benzerlik şu.Her iki olayda da annelerin cümleleri neredeyse aynı.“Benim çocuğumun suçu yoktu.

Nasıl korkutmak bu?

Yüzüne bakınca anlarsınız.”Sorun sadece bıçak değil, ceza değil.Sorun şiddetin bu kadar sıradanlaşması.Bir yıl önce “Bu son olsun” dedik.Olmadı.Belki artık başka bir cümle kurmanın zamanı gelmiştir.Bu mesele üçüncü sayfa meselesi değil, toplum meselesi.Çünkü iki çocuk öldüyse biz büyükler sınıfta kaldık demektir.AKRAN ZORBALIĞINA BİR DE BU YÖNÜYLE BAKINSALİM Kadıbeşegil iyi bir iletişimci olmasının ötesinde, sosyolojik kırılmaları erken fark edenlerden.Soruyu doğrudan sordum:“Bu artan şiddeti nasıl okumak lazım?”Cevabı netti.“Akran zorbalığının aktörlerinin ilerleyen yıllarda bulundukları ortamların her anlamda ‘sosyal teröre’ bulaştıranlarla aynı kişiler olduğunu çevremize baktığımızda çok net görürüz.”Akran zorbalığı meselesini son yıllarda çok sık gündeme getiriyoruz.Bir yerden sonra tablo tanıdık geliyor.Okul bahçeleri; harçlığı gasp edilen çocuklar, yemeği zorla alınanlar, şikâyet ederse dayakla susturulanlar...Ve Kadıbeşegil’in altını özellikle çizdiği nokta şu.“Bu yıllar çok hızlı geçer ama zorbalığı yapanlar şunu keşfeder, yaptırım yoksa güç artar.”İşte kırılma tam burada.Bugün trafikte yol kesenle, tribünde gözü dönenle, evde eşine el kaldıranla, siyaseti ya da futbolu fanatizme boğan hep aynı ruh halinde.Kadıbeşegil’e göre hepsi aynı yerden besleniyor.Ve ekliyor.“İnsanı insanlıktan mahrum eden tüm kusurlu davranışların kökeninde ergen yaşlarda görülen fanatizmin insanlık renginden yoksun akran zorbalarında görmek mümkün.

Çünkü ergenlik yıllarında kusurlu rol modelleri ceplerinde taşımışlardır.

Utanç, dışlanma ve statü kaygısının ilk deneyimlerini ‘biz ve onlar’ şeklinde etiketlemişlerdir.

Argo dil, aşağılamanın mizah kılıfıyla tedavüle çıkmıştır.

Şikâyetler veya yaptırımlar yetersiz kalmışsa daha da güçlendiklerini keşfetmişlerdir.

Zorbalığın dozunu artırmakta bir sakınca görmemişlerdir.

Kişisel yetersizliklerinin bastırılmasında hep bu bastonu kullanmışlardır.”ASIL MESELE ÖNEMSENMEKDÖNÜP dolaşıp geldiğim yer burası oldu.Önemsenmek.Şiddetin dili sert ama kaynağı bence sessiz.Görülmeyen, duyulmayan, fark edilmediğini hisseden çocukların içindeki sessizlik sonra öfkeye dönüşüyor.Hep “Neden?” diye soruyoruz.Belki de soru şöyle olmalı.“Birisi, birileri bu çocuğu hiç dinledi mi?”Okulda fark edilen, evde ciddiye alınan, bir yetişkin tarafından gerçekten muhatap alınan çocukla; sürekli bastırılan, “abartma” denilen, susmaya zorlanan çocuk arasında derin bir uçurum var.Önemsenmeyen çocuk, görünür olmak ister.Bazen sesiyle, öfkesiyle, bazen de gücüyle.Çünkü şiddet, en ilkel haliyle “Ben buradayım” çığlığı...Okul bahçesinde itilen çocuk “Beni görün” der.Evde susturulan çocuk “Beni ciddiye alın” der.Sürekli yok sayılan çocuk, bir gün herkese kendini zorla hatırlatır.Bir çocuğun göz hizasına inip onu dinlemek, sorunu küçümsememek, bir öfkeyi “şımarıklık” diye etiketlememek...Bir zorbalığı “çocukluk işte” diye geçiştirmemek...Bunların hepsi hayati.Belki de bu yüzden bu mesele sadece çocukların değil.Bizim meselemiz.SAĞLIK MI STİL MİFRANSIZ medyasının son günlerde en çok konuştuğu konulardan biri, Emmanuel Macron’un güneş gözlükleri oldu.Soru basitti:“Sağlık mı, stil mi?”Macron, Paris Moda Haftası’nda da Davos’ta da aynı gözlüklerle görüntülenince kulisler hemen hareketlendi.

Acaba küçük bir sağlık sorununu mavi tonlu camların arkasına mı saklıyordu?Fransız basını işi ciddiye aldı.

Metal çerçeveleri, damla formundaki camları anlattı; havacı gözlüklerinin sinema tarihindeki yerini hatırlattı. “Easy Rider”da Peter Fonda’nın, “Taxi Driver”da Robert De Niro’nun, hatta yıllar sonra “Pearl Harbor”da Ben Affleck’in yüzünde gördüğümüz o ikonlaşmış model...Sonunda cevap netleşti.Sağlıkla ilgisi yoktu.Macron sadece yeni bir stil deniyordu.

Fransızlar tartışmayı sever; Macron da belli ki bu tartışmayı başlatmaktan rahatsız değil.

İlgili Sitenin Haberleri