Haber Detayı
AB'nin Hindistan ve Güney Amerika hamleleri Türkiye ekonomisini nasıl etkiler! Yüksek Okşak cnnturk.com için yazdı
Avrupa Birliği son yıllarda küresel ticaret stratejisini yeniden şekillendirmekte; özellikle Asya ve Güney Amerika merkezli yükselen ekonomilerle kapsamlı serbest ticaret anlaşmalarına yönelmektedir. Bu çerçevede Hindistan ile müzakerelerin yeniden canlandırılması ve Güney Amerika ülkelerini kapsayan Mercosur anlaşmasının imzalanması, ABnin tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve maliyet avantajı sağlama hedeflerinin somut yansımalarıdır. Ancak bu gelişmeler, AB ile Gümrük Birliği ilişkisi içinde olan fakat karar alma süreçlerine dahil edilmeyen Türkiye açısından ciddi yapısal riskler doğurmaktadır.
1996 yılında yürürlüğe giren Türkiye–AB Gümrük Birliği, sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin kaldırılmasını öngörmüş; ancak Türkiyeye ABnin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına otomatik uyum yükümlülüğü getirmiştir.
Buna karşın Türkiye, bu anlaşmaların müzakere süreçlerinde taraf veya karar alıcı değildir.Bu asimetrik yapı, ABnin Hindistan ve Güney Amerika ülkeleriyle yaptığı yeni anlaşmalarla birlikte daha belirgin hâle gelmektedir.
Türkiye, bu ülkelerden gelen ürünleri düşük ya da sıfır gümrükle ithal etmek zorunda kalırken, aynı ülkeler Türk ürünlerine karşı benzer pazar açılımını eş zamanlı olarak gerçekleştirmemektedir.
Sonuç olarak Türkiye, ticaret saptırıcı (trade diversion) bir mekanizmanın içine çekilmektedir.HİNDİSTAN VE GÜNEY AMERİKA ANLAŞMALARININ TEMEL DİNAMİKLERİABnin Hindistan ile yürüttüğü anlaşma süreci, düşük işgücü maliyetleri, ölçek ekonomileri ve geniş iç pazar avantajlarına sahip Hint sanayisinin Avrupa pazarına daha kolay erişimini amaçlamaktadır.
Benzer şekilde Mercosur ülkeleri (başta Brezilya ve Arjantin), tarım, hammadde ve düşük maliyetli sanayi ürünlerinde AB için stratejik ortaklar olarak konumlandırılmaktadır.Bu ülkelerle yapılan anlaşmalar, yalnızca gümrük vergilerini değil; teknik standartlar, menşe kuralları ve kamu alımları gibi alanları da kapsamaktadır.
Türkiyenin bu düzenlemelere uyum sağlamak zorunda kalması, ancak müzakere gücünden yoksun olması, rekabet dengesini Türkiye aleyhine bozucu bir unsur hâline gelmektedir.TÜRKİYE EKONOMİSİNE MAKRO DÜZEYDE ETKİLERMakroekonomik açıdan bakıldığında, söz konusu anlaşmaların Türkiye üzerinde üç temel etkisi öne çıkmaktadır:İthalat Baskısının Artması: Düşük maliyetli Hint ve Güney Amerikalı ürünlerin Türkiye pazarına girişi, yerli üreticiler üzerinde fiyat baskısı yaratacaktır.İhracat Rekabet Gücünün Zayıflaması: Türk ihracatçıları, AB pazarında hem kalite hem de maliyet açısından daha agresif rakiplerle karşı karşıya kalacaktır.Cari Denge Üzerindeki Baskı: İthalat artışı ve ihracatın göreli yavaşlaması, Türkiyenin yapısal cari açık sorununu derinleştirebilir.EN FAZLA ETKİLENMESİ BEKLENEN SEKTÖRLERTekstil ve Hazır Giyim: Hindistan, tekstil ve hazır giyim sektöründe ölçek ve maliyet avantajına sahiptir.
AB pazarında Hint ürünlerinin payının artması, Türkiyenin bu alandaki geleneksel rekabet gücünü zayıflatacaktır.
Türkiyenin hızlı teslimat ve kalite avantajı, fiyat rekabetinin yoğunlaştığı bir ortamda tek başına yeterli olmayabilir.Otomotiv ve Yan Sanayi: Mercosur ülkeleri, özellikle Brezilya, otomotiv üretiminde ciddi kapasiteye sahiptir.
AB–Mercosur anlaşması, otomotiv ve yan sanayi ürünlerinde Türkiyenin hem AB pazarındaki hem de iç pazardaki konumunu zorlayabilir.Tarım ve Gıda: Güney Amerika ülkeleri, tarım ürünlerinde düşük maliyet ve yüksek verimlilik avantajına sahiptir.
Bu durum, Türkiyenin tarım ve gıda sektöründe hem fiyat baskısı hem de üretici gelirlerinde azalma riskini beraberinde getirmektedir.Kimya, Plastik ve Temel Sanayi: Hindistanın kimya ve ilaç sektöründeki küresel üretim gücü, Türkiyenin bu alanlardaki katma değerli üretim hedefleriyle doğrudan rekabet yaratmaktadır.KARŞI ARGÜMANLAR: DOLAYLI FAYDALAR MÜMKÜN MÜ?Bazı görüşlere göre, ABnin yeni ticaret anlaşmaları Türkiye için dolaylı faydalar da yaratabilir.
AB pazarında artan ticaret hacmi, Türk firmalarının tedarik zincirlerine entegrasyonunu artırabilir; daha ucuz girdi temini, bazı sektörlerde maliyet avantajı sağlayabilir.
Ancak bu argümanlar, Türkiyenin mevcut sanayi yapısı ve rekabet gücü dikkate alındığında sınırlı ve sektörel faydalarla sınırlı kalmaktadır.
Yapısal asimetri giderilmediği sürece, bu dolaylı kazanımların toplam refah etkisi negatif olma eğilimindedir.POLİTİKA SEÇENEKLERİ VE ÖNERİLERTürkiyenin öncelikli hedefi, Gümrük Birliğinin karar alma mekanizmalarına katılım sağlayacak şekilde güncellenmesi olmalıdır.
Aksi hâlde mevcut yapı, Türkiye açısından sürdürülebilir değildir.EŞ ZAMANLI SERBEST TİCARET ANLAŞMALARITürkiye, ABnin anlaşma imzaladığı ülkelerle eş zamanlı ve bağlayıcı serbest ticaret anlaşmaları yapmayı bir dış ticaret stratejisi hâline getirmelidir.SEKTÖREL KORUMA VE UYUM POLİTİKALARIEn çok etkilenecek sektörler için geçici koruma önlemleri, uyum fonları ve teknoloji odaklı dönüşüm destekleri devreye alınmalıdır.KATMA DEĞER VE TEKNOLOJİ ODAKLI SANAYİ POLİTİKASIUzun vadede Türkiyenin rekabet gücü, düşük maliyetli üretimle değil; yüksek katma değerli, teknoloji ve marka odaklı üretimle sağlanabilir.SONUÇABnin Hindistan ve Güney Amerika ülkeleriyle imzaladığı ticaret anlaşmaları, mevcut Gümrük Birliği yapısı içinde Türkiye ekonomisi için asimetrik riskler barındırmaktadır.
Türkiye, bu süreçte edilgen bir uyum aktörü olmaktan çıkıp, ticaret politikalarında daha proaktif ve stratejik bir pozisyon almak zorundadır.
Aksi hâlde sanayi, istihdam ve dış ticaret dengesi üzerinde oluşacak baskıların orta ve uzun vadede derinleşmesi kaçınılmazdır.