Haber Detayı
Kürt meselesine ezber bozan bir yaklaşım
Nihayet Suriye hükümeti ile SDG arasında anlaşma sağlandı. Türkiye'yi de yakından ilgilendiren Kürt meselesinde kritik bir engel böylece aşıldı. Çünkü neredeyse bir yıldır hâlâ 'şiddet örgütü' kafasıyla bölgesel ve küresel gelişmelere bakan YPG, 10 Mart dâhil yapılan antlaşmalara uymayarak akıl...
Nihayet Suriye hükümeti ile SDG arasında anlaşma sağlandı.
Türkiye'yi de yakından ilgilendiren Kürt meselesinde kritik bir engel böylece aşıldı.
Çünkü neredeyse bir yıldır hâlâ 'şiddet örgütü' kafasıyla bölgesel ve küresel gelişmelere bakan YPG, 10 Mart dâhil yapılan antlaşmalara uymayarak akıl almaz bir kara propaganda yürüttü.
DEM Partililer ve bazı Kürt siyasetçiler de bu rüzgâra kapılarak gereksiz bir gerginlik siyasetine alan açtı.
Neyse ki istedikleri olmadı ve süreç tam da 'terörsüz bölge' siyasetine yakışır biçimde olumlu bitti.
Artık küresel sistemin altüst olduğu bir zaman diliminde, herkesin, bütün siyasi aktörlerin şapkasını önüne koyup eski siyasi argümanlarını gözden geçirmesi gerekiyor.
Bugüne 100 yıl öncenin paradigmalarıyla bakamayız artık.
Devletlerin risk altında olduğu bu dönemde örgütlerin fırsatçılık yapmasının ne anlama geldiğini ve nasıl trajedilere yol açtığını da bu coğrafyanın insanları çok iyi biliyor.
Nereden bakarsanız bakın bu bölgenin kaderi birlik olmaktan geçiyor.
İster iç içe yaşayan halklar, isterse sınırları belli devletler açısından bakın yeni gerçeğimiz, Başkan Erdoğan'ın altını çizdiği Türk-Kürt ve Arap birlikteliğinden ve sivil siyasetten geçiyor.
Artık Türkiye'deki Kürt meselesine de bu pencereden bakılması gerekiyor ve bakış açıları da değişmeli.
Gerçekçi olalım; 100 yıl öncenin paradigmaları, bugünün beklentilerine cevap vermiyor.
Ortada iç içe geçmiş, 5 milyonu aşkın evlilik yapmış, aynı şehirleri, aynı mahalleyi, aynı apartmanı paylaşan bir Türk-Kürt sosyolojisi var. 'Biz ayrılamayız' noktasındayız.
Şimdi gelin, farklı bir bakış açısıyla Kürt meselesine bakan Kürt bir yazara kulak verelim.
Sevgili Muhsin Kızılkaya'dan söz ediyorum.
Kızılkaya, geçen yıl 'terörsüz Türkiye' sürecini ezber bozan çıkışıyla başlatan MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 'Bir Dil Niye Kanar' kitabına vurgu yapmasıyla gündeme gelmiş ve şu cevabı vermişti: 'Bu duyguyu tarif etmem imkânsız.
Adım bile geçmişse bundan onur duyarım.
Ben Nobel ödülümü Devlet Bahçeli'den almış oldum.' Çarpıcı edebiyat ve tarihi yazılarıyla dikkat çeken Kızılkaya, birkaç gün önce Habertürk'te 'Kürtçe, Kürdistan'dan daha kıymetlidir' başlıklı bir yazı yazdı.
İşte farklı bakış dediğim o yazıdan bir bölümü paylaşmak istiyorum.
Kızılkaya, ulus devletler çağında pıtırak gibi devletlerin kurulduğunu ama Kürtlerin bir devlet kuramadığını belirtiyor ve şöyle diyordu: 'Tam tersine, toprakları dört devlet arasında bölüştürüldü.
O devletlerin 'eşit vatandaşı' olmanın önü kesildi.
Ötekileştirildi.
Dilleri yasaklandı.
Kimlikleri inkâr edildi.
İsyan ettiler; liderleri darağacına gitti.
Ağladılar; duyan olmadı.
Tarih kadar uzun bir hikâyenin sonunda geldik bugüne.
Bu saatten sonra Kürtlerin bir devlet kurmaları mümkün değil. (Bana göre akılcı bir girişim de değil.) Eğri oturup doğru konuşalım, iğneyi önce kendimize batıralım.
Dört farklı devletin sınırları içinde yaşayan Kürtlerden bir devlet çıkarmak, bir yaz gecesi, ışıksız bir yerde berrak gökyüzündeki yıldızları saymaktan daha zor bir iştir.
Ayrıntısına hiç girmeyeceğim.
Peki, sen ne öneriyorsun diyeceksiniz?
Ben Kürtlere kuracakları bir devlet yerine, yaşadıkları devletlerin sınırları içinde orayı kim yönetiyorsa, hangi parti iktidardaysa veya iktidara geliyorsa onunla ittifak yapıp o ülkenin yönetimine ortak olmayı öneriyorum!
Tek çözüm yolu budur bana göre.
Ulus devletler çağı geride kaldı.
Kürtler bu treni yüz yıl önce kaçırdı.
Şimdi dünya yeni bir çağa giriyor.
Yapay zekâ bize yeni bir dünya ve yeni bir hayat vadediyor.'