Haber Detayı

FSummit 2026 ile Sektörün Yeni Haritası Çizilecek!
Reha tartıcı gercekgundem.com
31/01/2026 10:02 (2 saat önce)

FSummit 2026 ile Sektörün Yeni Haritası Çizilecek!

Antalya, Şubat ayının o kendine has dinginliğiyle 12-13 Şubat 2026 tarihlerinde çok özel bir buluşmaya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Kıyıya vuran dalgaların sesi bu kez sadece bir huzur vaadi değil, aynı zamanda turizmin ve mutfak kültürünün geleceğine dair kurulan büyük bir düşünsel ortaklığın habercisi olacak.

IV.

Uluslararası Turizm Gastronomisi Yatırımları ve Ağırlama Zirvesi (FSummit), "Ağırlama Sisteminde Ekosistem" temasıyla kapılarını açarken, sektörün sadece bugününü değil, önümüzdeki on yıllarını şekillendirecek bir vizyonu masaya yatıracak.Bugün artık turizm ve gastronomiyi birbirinden bağımsız sektörler olarak düşünmek imkânsız.Bu iki devasa sektör, birbirini besleyen, büyüten ve dönüştüren karmaşık ama bir o kadar da zarif bir ekosistemin parçaları.FSummit 2026’nın bu yılki ana teması olan "Yatırımdan Deneyime Ağırlamanın Yeni Haritası", tam da bu noktayı işaret ediyor.Mesele sadece şık bir restoran açmak ya da konforlu bir otel inşa etmek değil; o mekânın içine bir ruh, bir hikâye ve sürdürülebilir bir gelecek yerleştirebilmek.

Zirvenin mimarı ve sektörün vizyoner ismi Gökmen Sözen, Türk gastronomisini sadece yerel bir değer olmaktan çıkarıp küresel bir diplomasi alanına dönüştürme yolunda attığı adımlarla sektöre adeta can suyu veriyor.Kendisinin bu kolektif üretim bilincini merkeze alan ve paydaşları bir araya getiren sarsılmaz vizyonu, Türkiye’nin dünyadaki gastronomi liginde üst sıralara tırmanmasındaki en büyük itici güçlerden biri olarak öne çıkıyor.Bu buluşma da işte o vizyonun, Antalya’nın bereketli coğrafyasında somutlaşmış bir yansıması olacak.Peki, nedir bu "ağırlama ekosistemi"?Eskiden bir turistin beklentisi iyi bir servis ve temiz bir oda ile sınırlıydı.Oysa 2026 dünyasında misafir artık bir "tüketici" değil, bir "deneyim ortağı" olmak istiyor.Tabağına gelen zeytinyağının hangi bahçeden elde edildiğini, otelinin enerjisinin nereden geldiğini ve o yörenin kültürel dokusuna nasıl katkı sağlandığını bilmek istiyor.Bu durum, yatırımcılar için yeni bir sınavı da beraberinde getiriyor.Artık sermaye sadece betona değil, "anlama” ve "insana" yatırılmak zorunda.Sürdürülebilirlik kavramı da bu ekosistemin en hayati damarlarından birini oluşturuyor.

Ancak zirve boyunca tartışılacak olan sürdürülebilirlik, sadece çevresel bir kaygıdan ibaret değil.Toprağın hafızasını korumak, yerel üreticinin elini güçlendirmek ve coğrafi işaretli ürünleri evrensel bir dille anlatabilmek, bu işin ekonomik ve kültürel boyutunu teşkil ediyor.Anadolu’nun her köşesinden fışkıran o kadim miras, turizmimizin en güçlü kası olmaya aday.Eğer biz bu mirası doğru bir teknoloji ve stratejiyle harmanlayabilirsek, Antalya’yı dünyanın sayılı gastronomi destinasyonlarından biri haline getirmemiz işten bile değil.Dijitalleşme ve yapay zekâ, zirvenin bir diğer heyecan verici başlığı.Teknolojinin mutfaktaki operasyonel süreçleri kolaylaştırması, israfı önlemesi ve verimliliği artırması yadsınamaz bir gerçek.Fakat burada bir parantez açmak gerekiyor.Gastronomi, özünde bir "duygu" işidir.Hiçbir algoritma, bir şefin elinden çıkan o son dokunuşun sıcaklığını ya da bir garsonun içten gülümsemesini ikame edemez.Lüksün tanımı artık gösterişte değil, teknolojiyi bir araç olarak kullanıp insanın o saf ve samimi doğasını koruyabilen detaylarda gizli.

FSummit, sektörün dev yatırımcılarını, dünya çapında başarılara imza atmış şefleri ve fikir önderlerini aynı masada toplarken, bir gerçeği de fısıldıyor: Ortak hareket etme kültürü.Bir destinasyonun markalaşması, sadece tek bir otelin ya da restoranın başarısıyla mümkün olamaz.Bu bir koro işidir.Devletin, yerel yönetimlerin ve özel sektörün aynı ritimle hareket etmesi, Türkiye’nin gastronomi hikâyesini dünyada çok daha gür bir sesle anlatmasını sağlayacaktır.Antalya’daki bu iki günlük maraton, sadece bir etkinlik olarak görülmemeli.Bu, geleceğin ağırlama kodlarının yazıldığı bir atölye çalışmasıdır.Bizler sofralarımızdaki yemeğin ötesini görmeye başladığımızda, o tabağın arkasındaki emeği, kültürel birikimi ve stratejik değeri anladığımızda gerçek bir kalkınmadan söz edebileceğiz.Gastronomi yazarlığının da temel misyonu bu derinliği okura hissettirebilmek ve tabağın sadece bir nesne değil, bir hafıza taşıyıcısı olduğunu anlatmaktır.Sonuç olarak 12 Şubat sabahı Antalya’da başlayacak olan bu fikir fırtınası, sektörün geleceğine tutulan parlak bir ayna olacak.Ağırlama sanatının geçirdiği evrim, yerelliğin evrensel dille kurduğu bağ ve teknolojinin vicdanla buluşması...Tüm bu başlıklar, sofralarımızın sadece lezzetle değil, aynı zamanda bilgi ve vizyonla da donatılacağını gösteriyor.Gelecek, bu ekosistemi doğru okuyanların ve samimiyetten ödün vermeyenlerin olacak.

İlgili Sitenin Haberleri