Haber Detayı
Molla Er: Direniş, gücünün kaynağı şehit liderlerin bıraktıkları mirastır
Molla Abidin Er, Filistin'de şehit liderlerin yıllar boyunca İslam davası ve kutsal topraklar uğruna verdikleri mücadele ve geriye bıraktıkları miras ile ilgili olarak, "Filistinliler ve Gazzeliler, direniş ruhlarını şehit liderlerinden alıyorlar." dedi.
Molla Abidin Er, Gazze direnişinin sembol isimleri hâline gelen şehit liderlerin bugünkü mücadele anlayışı ve geriye bıraktıkları miras hakkında önemli mesajlar verdi.
Er, şehit liderlerin Filistin davası açısından gelecek nesillere yükledikleri sorumluluk ve bıraktıkları mirasın nasıl sahiplenilmesi gerektiğini ifade ederek, liderlerin Allah yolunda verilen bu direnişi doğrudan Kur'an ve sünnetten aldıkları mesajlar doğrultusunda sürdürdüklerini kaydetti. "Kudüs ve Mescid-i Aksa, ümmetin ortak mirasıdır" Kudüs ve Gazze için verilen mücadelenin önemine değinen Er, "Gazze direnişinde önemli olan nokta, mücadelenin temelinde ne olduğudur.
Yani temelinde bir Arap toprağı ya da bir millete özgü bir toprak meselesi yoktur.
Bugün bütün ümmetin malı, ortak haremi ve manevi değer alanı olan Mescid-i Aksa'nın korunmasını burada görmek gerekir.
Filistin mücadelesi en büyük gücünü zaten buradan almaktadır.
Çünkü Kur'an-ı Kerim'e baktığımız zaman, Mescid-i Aksa'nın Allah tarafından önemli kılındığını görebiliyoruz.
Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatına baktığımızda da aynı şekilde İsra ve Miraç hadisesinde buraya geldiğini ve buradan semaya yükseldiğini görüyoruz.
Hadislerde ise özellikle "Burayı ziyaret edin, buraya önem verin." denilmektedir.
Hatta buranın aydınlatılması için kandil ve zeytinyağı gönderilmesi yönünde emirler verilmiştir.
Bütün bunları bir araya getirdiğimizde, İslam'ın oraya ne kadar önem verdiğini açıkça görebiliyoruz.
Ayrıca işin zıt tarafına baktığımız zaman, bugün yeryüzünde insanlığın başına en büyük bela olan siyonistlerin ne kadar kirli oyunlar oynadıklarını ve ne kadar büyük bir vahşet sergilediklerini de görüyoruz." şeklinde konuştu. "Çocukluklarından beri mücadele içerisindedirler" Şehit liderlerin Müslüman halka verdikleri bilinç ve mesaja dikkat çeken Er, "Orada Şeyh Ahmed Yasin başta olmak üzere, şehit İsmail Heniyye, şehit Yahya Sinvar, şehit Ebu Ubeyde ve bütün liderler, tüm mücahitler bu işin kutsiyetinin ve öneminin farkındadır.
En büyük enerjiyi ve gücü buradan almaktadırlar.
Çocukluklarından beri mücadele içerisindedirler, siyonistlerin vahşetini gözlemlemektedirler ve bu yükün ağırlığını da bilmektedirler.
Hatta şöyle söylediklerini duyuyoruz: 'Dünyanın herhangi bir yerine gidersek, oradaki kardeşlerimiz tarafından çok değer göreceğimizi biliyoruz; çünkü Filistin halkıyız.
Fakat görevimizin farkındayız, topraklarımızı terk etmiyoruz, görevimizden kaçmıyoruz ve mücadelemizi bırakmıyoruz.' Bu bilinçle yetişiyorlar ve aynı zamanda bize de bu mesajı veriyorlar." ifadleerini kaydetti. "Kur'an ve sünnetle yoğrulmuş bir millet, bir mücadele ve bir direnç gücü görüyoruz" Şehit liderlerin halkla kurdukları bağın temelindeki değere değinen Er, "İşin temelinde Kur'an'dan, siyerden ve sünnetten gelen mesajları görüyoruz.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) aynı zamanda bir komutan, bir imam ve bir peygamberdir.
Allah Teâlâ ona şöyle buyurmuştur: 'Sana tabi olan müminler için rahmet kanatlarını ger.' Yani şefkatiyle halka yaklaşmış, milletine üstünlük taslamak yerine onlara hizmet etmiştir.
Peygamber Efendimizin bir milletin reisi olması, aynı zamanda onların hizmetçisi olması anlamına gelir. 'Hizmette öne çıkan, daha çok hizmet eden öndedir, öncüdür.' şiarıyla hareket etmiştir.
Bu anlayışla Kur'an ve sünnetle yoğrulmuş bir millet, bir mücadele ve bir direnç gücü görüyoruz.
İşte dünyanın şaşırdığı nokta da budur.
Şehit Yahya Sinvar, yer altında tünellerde saklıyken bile mücadelenin en ön safında yer almış ve bu şekilde şehit olmuştur.
Dünya buna tanıklık etmiştir.
İnsanlar hayret ederek, 'Dünya tarihinde yüz yıllardır en ön safta mücadele eden böyle bir lider görülmemiştir.' demektedir.
Peki, bunu nereden alıyorlar?
Sahabe anlatıyor ki, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) savaş şiddetlendiğinde geriye tek bir adım bile atmamış, tam aksine ileriye doğru adım atarak Müslümanları teşvik etmiştir.
Bu mücadele, bu direniş; iman için, Allah yolundaki direnişin bir yansımasıdır.
Biz doğrudan Kur'an'ın ve sünnetin mesajlarını onların direnişinde görebiliyoruz." şeklinde kaydetti. "HAMAS, İslam âlemi için bir semboldür" Er, şehit liderlerin bıraktığı miras ve Filistin davası açısından gelecek nesillerin alacağı sorumluluk hakkında sözlerini şöyle sürdürdü: "Şehit liderler kendi sorumluluklarını yerine getirirken aynı zamanda bize de bir mesaj veriyor ve bize bir sorumluluk yüklüyorlar.
Bu, Asr-ı Saadet'in günümüz formatıdır.
Yani Bedir'i, Uhud'u, Hendek'i ve Peygamberimizin bütün mücadelesini bugün bu direnişin içerisinde görebiliyoruz.
Müslümanlık budur, iman budur ve imanın gereği budur.
Mukaddesat uğruna mücadele etmek, her Müslüman'ın yapması gereken bir görevdir.
Bu direniş bilincini aşılıyorlar ve elhamdülillah bunun yansımalarını bugün bütün dünyada görebiliyoruz.
Bugün HAMAS, İslam âlemi için bir simgedir, bir direniştir.
HAMAS, Avrupa'da imanın kapılarını aralamakta, Amerika'da seçim sonuçlarını etkileyebilmekte, Afrika'da Müslümanların sömürgeye karşı direnişlerini ve mücadelelerini tetiklemektedir.
Biz bunun yansımalarını açıkça görebiliyoruz.
Peki biz üzerimize düşeni, yapmamız gerekeni tam olarak yapıyor muyuz?
Hayır.
Yapmamız ve katkıda bulunmamız gereken daha çok şey var.
Bu bilinci öncelikle bizim fark etmemiz, ardından da nesillerimize yansıtmamız gerekir.
Bu imkânsız değildir." "Eğer küfre karşı, siyonizme karşı, bugün dünyayı bir ahtapot gibi saran siyonizme karşı iki milyonluk bir şehir bu kadar büyük bir mücadele sergileyebiliyorsa, Müslüman ülkeler ve Müslüman milletler ayağa kalktıklarında nasıl bir etki oluşturabileceklerinin, nasıl bir mücadele ortaya koyabileceklerinin en açık örneği ve özetidir bu.
Her Müslümanın bu mesajı içtenlikle ve ciddiyetle alması gerekir.
Bunun hem dünya boyutu vardır hem de sorumluluk boyutu vardır.
Dünyadaki huzurumuz için bile düşündüğümüzde bu mecburî bir mücadeledir.
Aynı zamanda ahiretteki kurtuluşumuz için de mesuliyetimizi yerine getirmek açısından olmazsa olmazdır.
Allah Teâlâ'nın bize farz kıldığı bir görevdir."