Haber Detayı
Kürt kadınlara yönelik katliam!
Tecavüz, saç ve beden üzerinden kurulan şiddet; savaşın “yan ürünü” değil, bilinçli bir yok etme ve teslim alma politikasıdır. Dolayısıyla kadın bedenine karşı uygulanan bu politikalara karşı açıkça tavır almalı, bunu savaş suçu olarak tanımlamalı ve normalleştirilmesine izin vermemeliyiz.
Suzan SAKA Haftalardır Rojava’da yaşananları sosyal medyadan, takip ettiğim yazarlardan, katıldığım toplantılardan ve imzaladığım kampanyalarından gücüm yettiğince okumaya ve izlemeye çalışıyorum.
Bir taraftan sadece böyle pasif desteklerle ciddi bir yol alınmayacağının farkındayım.
İşte o yüzden birlikte kafa yoralım istedim.
Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren devletler ve onların işbirlikçileri, yıllardır o bölgedeki halkların yaşamlarını, doğasını, kültürünü, tarihini ve eğitimini; yani toplumsal, kamusal ve iktisadi her şeyi şiddetle, silahla, baskıyla, cinayetlerle ve katliamlarla yok ediyor.
Üstelik bunu tüm dünyanın gözü önünde yapıyorlar.
Batı’daki sesler cılız kalıyor.
Ses çıkarması gereken Birleşmiş Milletler’den uluslararası sivil toplum kuruluşlarına, akademisyenlerden aydınlara, kendini “ilerici” olarak tanımlayan ülkelere kadar pek çok kesim, özellikle Rojava’da yaşananlara karşı adeta dilsizleşmiş durumda.
Bu bir uyuşma mı, yoksa bir vurdumduymazlık mı?
Yoksa “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının, “nasıl olsa ben evimde, işimde güvendeyim” rahatlığının yarattığı küstah bir konfor mu?
Rojava'daki kadınlar, erkekler son yüzyılın en büyük barbarı olan IŞİD’e tüm dünya halkları için siper olmadılar mı?
Dünyanın neresinde olursak olalım bu soruyu her dakika kendimize soralım.
Hiçbir ırk, milliyet, inanç ya da cinsiyet ayrımı yapmadan ezilenlerin yanında durmaktan, onlarla birlikte yürümekten başka bir kurtuluşumuz var mı?
Yok.
Kesinlikle yok.
Enternasyonal bir mücadele ve dayanışma olmadan; insanlığın, doğanın ve hayvanların kurtuluşu mümkün değil.
Ve ben bu mücadeleyi enternasyonal feminist bakış açısıyla irdelemek istiyorum.
Yoksa ben mi insanlıktan fazla şey bekliyorum?
Oysa insan olmak böyle değil mi: düşenin yanında olmak, zalime karşı durmak… Kadınların örülmüş saçı, vahşeti, barbarlığı ve vurdumduymazlığı bir kez daha bağlayacaktır.
Kadının saçı ve bedeni üzerinden yapılan istismar, aslında teslim alma ve savaş zamanlarında kullanılan yöntemlerden biridir.
Ancak savaş, taraflar arasında olur.
Burada ise bir savaş değil, açık bir katliam vardır.
Colani hükümeti ve onun ortakları; IŞİD zihniyetini bugün Rojava ve Kobane’de yeniden canlandırarak, Kürt kadınlarının yıllar içinde kazandığı mücadeleyi yok edebileceklerini sanıyorlar.
Ama zamanın ibresi o yönde ilerlemeyecek.
Kürt kadınları yüzlerce yıldır siyasal mücadelenin içinde; bilinçle, ışıkla ve aşkla yürüyen, donanımlı bir geçmişe sahiptir.
Bu donanım, onların köklerinden, kolektif bilinçlerinden ve yersiz, yurtsuz, vatansız bırakılmalarına rağmen ayakta kalma direncinden gelmektedir.
Onlar birebir en saflarda mücadele ederken, bizlere düşen —yani müttefiklerine düşen— sorumlulukları yerine getirmek için gelin hep beraber mücadeleye nasıl destek vereceğimize dair biraz kafa yoralım: 1.
Kürt kadın mücadelesini merkeze alan dili güçlendirelim.
Rojava ve Kobane’de yaşananlar yalnızca bir savaş ya da “güvenlik” meselesi değildir; kadınların özyönetimine, bedenine, emeğine ve politik öznesine yönelik doğrudan bir saldırıdır.
O yüzden Kürt kadınlarının tarihsel ve kolektif mücadelesini görünür kılmayı temel bir sorumluluk olarak ele almak zorundayız. 2.
Kadın bedeninin savaş aracı olarak kullanılmasına karşı açık tutum alalım.
Tecavüz, saç ve beden üzerinden kurulan şiddet; savaşın “yan ürünü” değil, bilinçli bir yok etme ve teslim alma politikasıdır.
Dolayısıyla kadın bedenine karşı uygulanan bu politikalara karşı açıkça tavır almalı, bunu savaş suçu olarak tanımlamalı ve normalleştirilmesine izin vermemeliyiz. 3. “Uzaktan dayanışma”yı aşalım, politik dayanışmayı büyütelim.
Sosyal medya paylaşımları önemlidir ama yeterli değildir.
Uluslararası örgütler başta olmak üzere, özellikle feminist örgütler, kadın meclisleri ve her türlü platform; başta Rojava’daki kadın yapılarıyla doğrudan temas kurmalı, ortak açıklamalar, kampanyalar ve uluslararası baskı mekanizmaları oluşturmalıdır. 4.
Batılı feminist hareketlerin sessizliğini sorgulayalım.
Kendini evrensel feminist olarak tanımlayan yapıların, söz konusu Kürt kadınları olduğunda sessizleşmesi kabul edilemez.
Feminist mücadele; ırk, coğrafya ve milliyet ayrımı yapmadan ezilen kadınların yanında durmak zorundadır.
Beyaz üstten bakan tavrından vaz geçmeden de bunu yapamazlar. 5.
Kadınların özsavunma hakkını meşru görelim.
Kadınların kendilerini, yaşamlarını ve kazanımlarını savunmaları şiddet değil; hayatta kalma ve özgürleşme hakkıdır.
Kürt kadınlarının özsavunma pratiği, kriminalize edilememeli aksine politik bir deneyim olarak sahiplenilmelidir. 6.
Erkek egemen savaş dilini reddedelim.
Devletlerin, silahlı yapıların ve medyanın kullandığı eril, militarist dil; kadınların direnişini ya görmezden gelir ya da romantize eder.
O yüzden başta biz kadınların kullanacağı dil, kadınları ya kurban ya da sembol olarak değil özne olarak anlatmalıdır. 7.
Enternasyonal dayanışmayı yeniden inşa edelim.
Rojava’daki saldırılar sadece Kürt kadınlarına değil; eşitlikçi, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir yaşam modeline yöneliktir.
Bu nedenle feminist mücadele başta olmak üzere mücadelenin rotası yerel değil, enternasyonal olmak zorundadır.
Benim aklımın erdiği çözümler bunlar.
Gelin hep birlikte konuşmanın, tartışmanın; sadece sosyal medya paylaşımlarının ötesine geçelim.
Bulunduğumuz ülkelerdeki siyasetçilerle görüşelim, medya ve basın-yayın organlarına taşıyalım.
Rojava’daki Kürt kadınların, Suriye’deki Alevilerin, Dürzülerin ve Hristiyanların yaşam hakları için sesimizi yükseltelim.
Gericiliğe, cihada karşı tavır alalım.
Emperyalist ülkelerin kendi medya ve basın araçlarıyla yaymış olduğu; ötekileştirici, kriminalize eden, aşağılayıcı dil tuzağına düşmeyelim.
Hele ki bu dil kadın bedeni üzerinden inşa ediliyorsa, çok daha net bir tavır alalım.
Korkmayalım.
Ne Kürtler, ne Aleviler, ne de dünyanın ezilen halkları yalnız değildir.
İnançla, dirençle ve hakikate olan güvenimizle yan yana durmanın koşullarını hazırlayalım.
Nefret dilinden uzaklaşarak; sadece görünür olanların değil, bilinçli bir şekilde yok edilen, görünmez kılınan, terörize edilen Kürtlerin ve Kürt kadınlarının yanında olalım.
Hiçbir kadının, ama hiçbir kadının asla saçının bir teline zarar gelmesine müsade etmeyelim.
Yaşasın Kadın Dayanışması!
Kadın, Yaşam, Özgürlük!
Jin, Jiyan, Azadi!