Haber Detayı

Yeni yılın ilk ayı ve düşündürdükleri
Berna bridge aydinlik.com.tr
01/02/2026 20:00 (3 saat önce)

Yeni yılın ilk ayı ve düşündürdükleri

Yeni yılın ilk ayı ve düşündürdükleri

Günler çok hızlı geçiyor.

Yeni yılın ilk ayı geçti bile.

Yine dünyada kavga döğüş, savaşlar, yine genel anlamda toplumda insanlar çok mutsuz, çok hoyrat, çok kavgacı ve sorun çıkarıcı.

Tutulmayan sözler.

Söylenen yalanlar.

Bizim içine doğup büyüdüğümüz eski dünyanın daha huzurlu, birbirine daha saygılı, söz vermenin yeterli olduğu, her konuda sözleşme yapmanın gerekmediği, sık sık hukuka başvurulmadığı günleri geride kaldı… Bu yılın da ilk ayı Suriye, Gazze, Ukrayna ile yetmedi, Grönland, Arktik tartışmaları ile geçti.

Dış dünya böyle iken içimizde de siyasi kavgalar, öldürülen kadınlar, çocuklar, tekbir getiren sokak görüntüleri kaygımızı artırdı.

Hayat çeşitli huzursuzlar içinde akıp gitmekte.

Müdahale edebildiklerimiz var, edemediklerimiz ve ancak büyük üzüntü duyduklarımız var.

YETERSİZLİK DUYGUSU POMPALANAN TOPLUM Almış bir yarış gidiyor… Çevremdekilerin çoğu kendini yeterli ve bu nedenle huzurlu hissetmiyor.

Herkes diyette, kilolu olanlar komplekste. 60’ına gelmiş, 60’ı geçmiş kadınlar hala genç görünebilmek hevesiyle estetik ameliyatlarda, botoxlarda… Oysa yüzümüzdeki her bir çizgi kaç yıllık bir deneyime, emeğe, bilgeliğe işaret ediyor acaba?

Altmışlıklar genç kızlarla yarışta estetik ameliyatlarda… Yaşları ve çizgileriyle yani bilgelikleriyle barışık değil… Almış bir yarış gidiyor… Çocuklar okulda, derslerde yarış atına dönüşmüş.

Anneler çocuklarının başarısı üzerinden kendileri övünme telaşında.

Çocuklar bunalımda.

Kendilerini yeterli hissetmiyorlar.

Eksik hissediyorlar.

Öğretmenler baskı altında.

Okullar baskı altında.

Başarısız çocuklar okullardan acımasızca atılıyor.

Almış başını gidiyor bir yetersizlik duygusu çocuklarda… YAŞLANMAK GÜZELDİR Almış bir yarış gidiyor… Erkekler de kırlaşan saçlarını boyuyor artık.

Daha çok para kazanmak için her çeşit yalan, dolan, hainlik, vefasızlık, yüzsüzlük mubah.

Birçoğu, maddi ya da makam gücü, olanağı olanı, çocuklarının annesi, çeyrek yüzyıllık eşlerini bırakıp yaşlarının yarısı, yani çocukları yaşında sosyoekonomik ve kültürel olarak daha düşük seviyedeki genç kızlarla evleniyor.

Bir nevi alışveriş.

Erkek yaşlı ve paralı, kız genç ve parasız, cip, villa, yurtdışı gezisi uğruna gençliğini sunuyor.

Erkek de genç kızın yanında kendini genç ve yakışıklı zannediyor, başkalarının onu genç gördüğünü zannediyor.

Uygun bir kısmetle tanışamamış, evlenememiş genç hanımlar yaşları ilerledikçe eksik kaldıkları duygusu ile boğuşuyorlar, toplum onlara bunu soruları ve konuşmalarıyla dayatıyor, yine yetersizlik duygusu oysa kimse eksik değil. “Ne zaman evleneceksin?” “Hayat yalnız geçmez ki…“ gibi cümleler daha çok kadınların dilinde, hemcinsten hemcinse, birbirini eksik ve yetersiz gösteriyor.

HERKES AYNI GÖKYÜZÜNÜN ALTINDA GÜZELDİR Bu genç kızlarımızın çok iyi dostları, çok iyi bir kariyeri olsa bile yetersizlik duygusu yaşıyorlar… O kadar ki, evlenmiş, ayrılmış, 50, 60 yaşını geçmiş hanımlar bile kendilerini yetersiz hissediyor, yaşlarına uygun olmayan davranışlar sergileyebiliyor veya eksiklik duygusuyla çok mutsuz olabiliyorlar.

Çevremde gözlemliyorum maalesef.

Oysa şişman, zayıf, genç, yaşlı, varsıl, yoksul, herkes aynı gökyüzünün altında, benzer sorunlarla, benzer mutluluklarla bir yaşam sürüyor ve herkes aynı şekilde bu yaşama veda ediyor, yalnızca bir kefenle… Nedir bu yarış?

Nedir bu toplumca pompalanan yetersizlik duygusu?

Bu kadar mı aklımızı kullanmaktan uzaklaştık?

TÜKETİCİ TOPLUMUN TUZAKLARI Kapitalist, tüketici dünya daha çok otomobil, botox, yüz kremi, özel ders, zayıflama hapları vb. satmak isteyebilir ama bunlara esir düşmek veya düşmemek, pusulamızı kaybetmemek bizlerin elinde.

Maalesef basın, okullar, eğitim, birçok insan “YETERLİSİN” konseptini yaymıyor, “YARIŞ” ve “YETERLİ DEĞİLSİN” konseptini yayıyor.

Doyumsuz, hırslı, samimiyetsiz insanlar, doyumsuz, hırslı, her şeyi isteyen toplum oluşuyor.

Yaşlanmaktan, kendiyle yalnız kalmaktan korkan, hayatı doygunluk ve dostluk içinde değil, hırs, yetersizlik ve hesap kitap, dışarıya gösteriş içinde yaşayan, huzursuz insanlar… Oysa hayat, huzur, doyum dışımızda değil, içimizde, en yakın arkadaşımız ise kendimiz… Çocuklarımıza öğretmemiz gereken en önemli şey: “Sen bu halinle yeterlisin” konsepti… Pusulamız yarış, doyumsuzluk ve hırs değil, dostluk, sevgi ve huzur…     

İlgili Sitenin Haberleri