Haber Detayı
Prof. Dr. Tekin, Jimmy Carter döneminde yaşanan fiyaskoyu anımsattı ve uyardı: Trump farklı
ABD-İran gerilimi “anlık değişimlerle” sürüyor. Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, ABD Başkanı Trump’ın yüksek egosuna işaret ediyor. Tekin, “Başardım, demek için savaşı başlatabilir. İran’da rejim değişirse kendisini imparator olarak görmeye başlayacaktır” diyor.
Prof.
Dr.
Ali Tekin Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. - Şam ile SDG arasında geçtiğimiz cuma “nihai” olarak tanımlanan anlaşmaya göre SDG’nin yıllardır istediği özerklik talebi tamamen bitti mi?
Büyük resme baktığımız zaman SDG’nin ilk ortaya koyduğu taleplerin elde edilemeyecek seviyede, oldukça maksimal olduğu ve hem dünyanın yeni jeopolitiğini hem de bölgeyi ve Suriye’nin iç dengelerini yanlış okuduğu görülüyor.
Bu durumda, özerklik talebi de bitmek zorunda kaldı.
Şam yönetimi devletin içinde başka siyaset ve askeri güç odaklarının oluşmasına sıcak bakmıyor.
Zaten Türkiye’nin pozisyonu da bu şekildeydi.
Ama işin doğrusu önemli olan faktör ABD’nin nasıl baktığı idi.
Çünkü burada oyun kurucu ABD.
Öyle anlaşılıyor ki ABD de Suriye’de güçlü bir merkezi hükümet üzerinden istikrar istiyor. - SDG neden gözden düştü?
Bazı Kürt liderleri ABD’nin kendilerine hiçbir zaman siyasi koruma garantisi vermediğini söylediler son günlerde.
Ama buna rağmen ABD’yle yakın çalıştıkları sürece ABD’nin siyaseten de destek vereceğini umut ettiler.
Trump’tan önce IŞİD meselesi nedeniyle ABD yönetimleri Kürt gruplarla daha yakındı.
Ayrıca bir sempatileri de vardı.
Oysa Trump yönetimi daha pragmatik bir dış politika izliyor.
Küresel jeopolitik rekabet ön plana çıkınca ikincil meselelere bakış değişiyor.
Büyük güçler açısından bakıldığında, uyum içinde çalışabileceği özellikle orta büyüklükteki devletler daha önemli hale geliyor. - Şara’yı dünya sisteminin kabul ettiğini görüyoruz, Şara daha mı güvenilir?
Şara yönetimine güvenmek kolay değil ama Suriye için daha iyi bir senaryo yok.
Çünkü Irak, Lübnan, Libya gibi başarısız örnekler var.
Bu ülkelerde güçlü bir merkezi yapı yok, o nedenle çok kırılganlar.
Suriye’de de benzer yapının sürdürülebilir olamayacağını gördüler.
Suriye’de içeriden güçlü bir grubu yani HTŞ’yi çıkardılar.
Ne Dürziler, ne Aleviler, ne de Kürtler’in gücü şu anki Şam Hükümeti’nin gücüyle boy ölçüşecek durumda değil.
Ayrıca Şam’daki yeni yönetimi destekleyen çok sayıda bölge ülkesi var. - Bunun nedeni ABD’nin Şara’yı tercih etmesinden gelmiyor mu, SDG’den desteğini çekmeseydi böyle hızlı bir geri çekilme ve Arap aşiretlerinin ayrılması mümkün olur muydu?
Doğru, ancak HTŞ Sünni/Müslüman kesimlerin bir temsilcisi vasfına sahip.
HTŞ çoğunluğu temsil eden siyasi bir güç.
SDG üzerinden bir rejim inşa edilseydi bu orta vadede yürümezdi.
Nüfusları Suriye’de yüzde 10/15 civarı.
Devleti ileri taşıyacak bir yoğunlukları yok.
Dolayısıyla hem yapay hem de meşruiyet eksikliği olurdu.
HTŞ liderliği de akıllıca bir tutum sergiledi.
TÜRKİYE İSTEDİ HTŞ SABRETTİ Bunda Türkiye’nin de önemli rolü var.
Muhtemelen Türkiye: “Siz selefi bir geçmişten geliyorsunuz, size uluslararası güven yok, Suriye’nin içindeki diğer gruplar da güvenmiyor.
Dolayısıyla sizin buradan bir çıkış yakalamanız için herkesi şaşırtacak ılımlılıkta olmanız gerek” telkininde bulundu.
Bunu söylemek kolay, yapmak kolay değil.
Alevi katliamlarında, Dürzilere yönelik saldırılarda Şam yönetimi bu grupları “korumadığı” gerekçesiyle suçlandı.
Ama Halep operasyonuna baktığınızda Şam’ın çok dikkatli olduğunu gördük.
Muhtemelen Türkiye bunu özellikle istedi.
HTŞ de sabırlı oldu. - Yeni bir mağduriyet yaratmamaya da dikkat etmiş olabilirler mı?
Kesinlikle.
Mesele o zaten.
ABD için önemli olan konulardan biri de İsrail’in güvenliği.
Şam yönetimi, Selefi geçmişi olmasına rağmen İsrail’le görüşmeler yapıyor.
Belli ki bazı konularda görüş birliği oluşmuş olmalı ki, Kürtlerin beklentisinin tersine İsrail, SDG meselesinde taraf olmadı.
Muhtemelen onlar da ABD tarafından uyarıldılar. - Anlaşmaya göre SDG Şam hükümetine kademeli entegre olmayı kabul etti.
Ancak bireysel katılımın yerini tugay ve tümenler aldı.
Bu durum gelecekte sıkıntı yaratmaz mı?
Belli ki Şam yönetimi bir miktar ödün vermiş.
SDG, “Entegre olmak istiyoruz ama güvenliğimizden kaygı duyuyoruz” demiş olabilir.
Suriye bunu kabul ettiğine göre Ankara’nın onayı vardır.
Türkiye’nin hassas olduğu bir konu da Suriye vatandaşı olmayan SDG’lilerin ülkeden çıkarılması.
Bu gerçekleşirse Suriye temelli YPG’nin ayakta kalmasından rahatsız olmuş ama çok ses etmemiş olabilir Türkiye.
Ama ben bu bahsedilen boyutlarda ve yapıda bir askeri entegrasyonun Suriye için de Türkiye için de tehdit olacağını sanmıyorum.
Bir olasılık da şu: SDG’nin tümen ve tugay olarak entegrasyonu konusunda tam netlik sağlanmamış da olabilir.
Şam’dan yapılan açıklamalarda hala bireysel katılımdan bahsediliyor.
Netleşmesi için biraz daha beklemek gerekiyor.
DAHA İYİ BİR SENARYO YOK - Suriye’de Türkiye’nin istediği üniter yapı kurulabilir mi?
Daron Acemoğlu kitabında, “Bir ülkenin kalkınabilmesi için merkezi idarenin belli bir güce sahip olması gerekir.
Ama bu başka seslere kulak vermeyen bir idare anlamına gelmez” diyor.
Yani yeterince güçlü olsun ama aşırı güçlü ve otoriter olmasın.
Suriye’nin meselesi bu.
Yeterince güçlü olmalı ki Suriye halkına ortak bir ufuk gösterebilsin.
Ayakta kalabilmesi için halka kamu hizmetlerini ulaştırabilmesi gerekiyor.
Bunun için finansmana ihtiyacı var.
Finansman için dışarıdan yatırım gelmeli.
Yatırım için şiddete kayan bir politikaya geçmemeli ki dünya Suriye’yi tekrar izole etmesin.
Yani HTŞ’nin raydan çıkmasını engelleyecek etmenler elde var.
Bu bir şans ve zaten daha iyi bir senaryo da yok.
İRAN SAVAŞI KAPIDA - ABD, Kanada ve Avustralya Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak tanıdı.
AB de İran’daki halk hareketinin ardından aynı yola girdi.
Çin, ABD’nin bu kadar savaş gemisini boşa getirmeyeceğini söyledi.
Savaşın her an başlayacağı yönünde açıklamalar var.
Yıllardır konuşulan İran saldırısı gerçekleşecek mi?
Trump; İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu ortadan kaldırmasını ya da teslim etmesini, nükleer tesislerin kapatmasını, balistik füzelerden vazgeçmesini, vekil güçler üzerinden İsrail’e tehdit olmamasını istiyor ve bunları kabul ederse görüşeceğini söylüyor.
İran’ın bu şartları kabul etmesi mümkün değil.
Kabul ederse hem içeride hem dışarı güçsüzlüğünü ilan etmiş olur.
İçeride de meşruiyet zeminini iyice silikleşir, ülkenin dış güvenliğini sağlamlayamayan bir devlet olduğu tescil edilir.
Bu da rejim karşıtlığını daha güçlü ve meşru hale getirir, muhalifleri daha da cesaretlendirir.
Tüm bu gerekçelerle İran olumlu yanıt vermeyeceği için ben bir savaş bekliyorum. - Savaş mı, Venezuela benzeri bir operasyon mu olur? 1979 İran devriminden sonra genç fanatik İranlı öğrenciler, ABD elçiliğini bastı ve diplomatları rehin aldı.
Rehineleri kurtarmak için askeri operasyon düzenledi.
Birkaç büyük uçak ile helikopterler Tahran’a yakın bir çöl bölgesine iniş yaptı.
Ama operasyon sırasında bir helikopter bir uçağa çarptı, ikisi de yandı.
Başka bir helikopter kumdan etkilendi, uçamadı.
Bir diğer helikopterin hidrolik arızası çıktı.
Operasyonun başarılı olması için yeterli sayıda helikopter kalmayınca dönemin ABD Başkanı Jimmiy Carter arandı ve “Ne yapalım” diye soruldu.
Yanındaki komutan “Vazgeçelim” deyince Carter da üstelemedi.
Operasyonda sekiz ABD askeri öldü, diplomatlar 444 gün rehin tutuldu.
Bu fiyasko tarihe geçti.
Carter ikinci kez başkan seçilemedi.
Carter’a yönelik genel eleştiri, dış politikada yumuşak olduğu, güç kullanmadığı yönündeydi.
CARTER ÖRNEĞİNİ TARTIYOR Bugün Trump farklı, son dönemi ve risk alabilir.
Çünkü tarihe nasıl geçeceği ile çok ilgili.
Bir ABD askerinin dahi burnunun kanamadığı Venezuela operasyonundan sonra Trump’ın egosu tavan yaptı.
İran’a saldırı riskini alabilecek yapıda.
Eğer İran’da rejim değişikliğini kotarabilirse bu Trump kendisini imparator olarak görmeye başlayacaktır.
Ama diğer taraftan Carter örneği var.
Onu da tartıyor.
Ama yüksek riske rağmen övünmek, “Bunu kimse yapamadı, ben başardım” demek için savaşı başlatabilir.
Böyle olursa, Venezuela’ya göre çok daha kapsamlı ve şiddetli bir operasyon olacaktır. - Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye Özel Temsilcisi Barrack ve İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile defalarca görüştü, Erdoğan’ın ABD ve İran’a üçlü toplantı teklif ettiği bilgisi kamuoyuna yansıdı.
Bu girişimler tarafları masaya çeker mi?
Türkiye arabuluculuk konusunda kendisini yetkin görüyor ve bu rolü üstlenerek uluslararası düzlemde yer almak istiyor.
Bu yanlış bir yaklaşım değil.
Ama ben, ABD’nin İran ön koşulları sağlamadan masaya oturacağını sanmıyorum.
Trump’ın İran’da asıl hedefi rejim değişikliği.
Ama bunu rejim değişikliği olarak formüle etmemeye çalışıyor.
Çünkü rejimin değişmesi için İranlılar destek vermeli.
Eğer Trump “Ben rejim değiştirmek için vuruyorum” derse İran’daki bazı unsurlar geri çekilebilir. - Muhalifler dahi birleşir mi, “İranlılık” bilinci mi ağır basar?
Giderek azalmakla birlikte, bazı gruplarda bu olabilir.
O nedenle Trump rejim konusu üzerinde daha az duruyor.
Ama çok konuştuğu için bu her an değişebilir elbette. - Rejim Trump’ın ne kadar umurunda?
Trump’ın çok umurunda değil belki ama mevcut liderlikle istediklerini kabul ettiremeyeceği de açık.
Trump yönetimi İran’daki rejimin içerideki baskı politikalarıyla fazla bir derdi olduğunu düşünmeyelim.
Ama İran rejiminin yumuşak karnının halkından kopmuş, meşruiyetini kaybetmiş olması olduğunu gördüğü için rejim değişikliği Trump için de mantıklı bir yaklaşım haline geliyor.
Bu rejim İran’ın gelecek ümitlerini karartıyor.
Halk desteği belki yüzde 20’lerde belki o kadar da yok.
Baskı ve zorbalık giderek artıyor.
Bölge ülkeleriyle de ilişkileri kötü.
Birkaç ülke dışında dünyanın diğer güçleriyle de arası iyi değil.
Yani İran’ın hem içeride hem dışarıda ilişkilerini yönetememe sorunu var ve bu rejim artık tıkanma noktasına gelmiş durumda, bir geleceği yok.
Ama bu ne kadar zaman alır göreceğiz. - Rejimin değişmesi ABD’nin eliyle mi olacak?
Geçen yaz dışarından müdahale olduğunda halkın belli oranlarda bayrak çevresinde birleştiğini 12 Gün Savaşı’nda gördük.
Ama Aralık/Ocak protestolarından sonra görünen o ki İran’ın içinde giderek büyüyen bir kesim kimin desteği olduğuna bakmaksızın rejimin bir şekilde değişmesini istiyor.
Bazı yorumlar İranlıların eskisine göre dış müdahaleye dahi bu noktadan sonra soğuk bakmadığı yönünde.
Belli ki ABD bir rol oynayacak ama bunun ne ölçüde olacağını kestirmek zor. - “Ölçülü bombardıman”dan söz ediliyor.
Bu İran’da rejim değiştirir mi, savaşın sonucu ne olur?
Hameney 86 yaşında.
Ya doğal yolla vefat edecek ya da görevi başka birine bırakacak.
Bu kaçınılmaz.
Liderlik değişiminde işler farklılaşabilir.
Yine rejimin içinden ama çeperinden, nispeten daha ılımlı, bölge ve dünya ile ilişkileri daha serin kanlı götürecek bir lider gelebilir.
Mollalardan biri çıkıp daha orta yol politikalar, yaptırımlardan kurtulmuş bir ekonomi, daha serbest bir hayat tarzı garantisi, artan bir sosyal refah vadedebilir.
Popüler bir meşruiyet sağlayabilir.
Ama ABD saldırırsa veya Venezuela benzeri bir operasyon yaparsa Devrim Muhafızları’nın desteklediği sertlik yanlısı biri de yönetimi ele alabilir.
Bu da tabii ki daha çok kan dökülmesine yol açabilir.
Küçük bir olasılık da ABD’nin İran yönetiminin kontrolü kaybetmesini getiren kapsamlı bir taarruz yaptıktan sonra mevcut rejim unsurlarını da içeren bir ulusal geçiş hükümeti kurulması ve sonrasında seçimlere gidilmesi üzerinde anlaşması olabilir. - İran çevresindeki askeri yığılmanın korkutma, yıldırma amaçlı olduğu yönünde analizler de var.
Yalnızca korkutmak için Trump bu denli masraf yapar mı? “Gelmişken kullanayım” mantığı olmaz.
Hatta İran ABD’nin şartlarını kabul ederse Trump buradan bir zafer çıkarır ve “Bir kurşun bile atmadan İran’a isteklerimi kabul ettirdim” deyip reklamını yapar.
Savaşmaya hazır olduğunu göstererek ama savaşmadan kazanır.
Ancak İran’ın Trump’ın koşullarını kabul etmesi mümkün değil. - Suudi Arabistan ve BAE hava sahalarını kullandırmayacağını açıkladı.
Bu ve benzer kararlar ABD için caydırıcı olur mu?
Suudilerin bunu demesi birkaç açıdan akıllıca.
Birincisi İran’ın Suudi Arabistan’ı bombalamasını önlemek istiyorlar.
İkincisi Suudi Arabistan son dönemde İsrail’in agresifliğinden şikayetçi.
Özellikle Katar’ı bombalaması Suudi Arabistan’ın İsrail’e bakışında önemli bir fark yarattı.
İsrail’in fazla güçlenmesini, İran’ın tamamen aciz bir duruma düşmesini istemiyorlar. - Bu arada Irak sorunu var, Maliki İran uzantısı olarak görülüyor, Irak’ta yönetim netleşmeden İran için adım atılır mı?
Irak’ın İran’a saldırı bağlamında çok fazla hesaba alınacağını sanmıyorum.
Elbette Irak’taki İran yanlısı bazı gruplar ABD üslerine saldırmak isteyebilirler ama büyük bir tehdit olduklarını düşünmüyorum.
ÇİN UZUN SÜREN SAVAŞ İSTEMEZ - Rusya ve Çin nasıl bir pozisyon alır?
Rusya ve Çin’in çok radikal, yeni pozisyonlar alacağını sanmıyorum. 12 Gün Savaşı dönemindeki politikaların benzeri görülecektir.
Rusya askeri kaynaklarını Ukrayna’da kullanıyor ve özellikle de donanması başta olmak üzere ordusu oldukça zayıflamış durumda.
Rusya’nın İran’a özellikle elektronik savaş konularında yardımcı olduğunu anlıyoruz.
İnternet yavaşlatma, Starlink bağlantılarını kesme gibi konularda Rusya’dan teknik destek aldığı sanılıyor.
Çin ise, İran için özellikle ABD ile ticari ve diplomatik ilişkilerini daha da çıkmaza sokmak istemez.
Çin/ABD ve Çin/AB ticari ilişkileri hala oldukça yüksek düzeylerde.
Bu riske etmez.
Ayrıca Çin’in hala askeri güç projeksiyon kapasitesi ABD’nin çok altında.
Örneğin Çin’in 3 uçak gemisine karşın, ABD’nin 10 civarında uçak gemisi var.
Diğer yandan, İran ile ilgili olarak Çin’in özel bir durumu var.
İran petrolünün hemen hemen tamamını Çin alıyor.
Çin diğer Körfez ülkelerinden de yoğun enerji alımları yapıyor.
Yani Körfez’de bir savaş enerji güvenliği için büyük bir tehdit.
Savaşı engelleyemese de savaşın kısa sürmesini tercih eder.
Diğer yandan, Körfez’de bir savaş uzarsa, bu Rusya’nın enerji gelirlerini arttıracaktır. - İran sınırımızdaki duvar ve dikenli teller olası bir göç hareketine, özellikle İran’daki Afganların Türkiye’ye ne kadar engel olur?
Türkiye daha önce İran sınırından gelen göçleri durdurmakta zorluk yaşadı, hatta durduramadı demek bile mümkün.
Özellikle İran’daki yabancı göçmenler, Afganlar başta olmak üzere, Türkiye’ye yönelebilirler.
Türkiye’nin sınırın İran tarafında tampon bir bölge için planlama yapması düşünülebilir.
AKP İÇİN İSTİKRAR ÖNEMLİ - Savaş başladığında Türkiye’yi bekleyen tehlikeler neler?
Böyle bir savaşın Türkiye’ye yansıması daha çok İran içinde neler olacağıyla ilgili olur.
Ben etnik ya da dini temelli bir iç kargaşa beklemiyorum.
Ama rejim yanlıları ile karşıtları arasında çatışmalar olabilir.
Bu olursa, İran dışına nüfus hareketlenmesi olasılığı yine de zayıf.
Coğrafi olarak küçük bir ülke değil, insanların kaçışabileceği cepler olduğunu tahmin ediyorum.
Türkiye İran’ın toprak bütünlüğünü samimi bir şekilde destekliyor.
Doğrusu da budur.
Türkiye’de iktidar İran rejiminin bu türbülansı atlatmasını istiyor ama İran rejiminin içinden çıkması zor bir girdabın içinde olduğunu da görüyordur.
Sonuçta İran bir noktada istikrara kavuşacak.
AKP açısından İran rejiminin içerideki özelliklerinden daha önemli olanı istikrarlı olması. - “Irak’tan sonra Suriye, Suriye’den sonra İran ve en sonunda Türkiye’ye sıra gelecek” deniyordu.
Güney sınırımızda parçalanmamış son devlet İran kaldı.
Sıra İran’a geldi mi, bir dahaki hedef Türkiye olur mu?
Biz genel olarak ABD ve Avrupa’nın çok iyi planlar yaptığını ve ısrarla uyguladığını var sayıyoruz.
Bu pek doğru değil. 2000’lerin başında BOP’tan bahsedildi.
Sıranın bize de geleceği söylendi.
Ben bunu sağlıklı bir analiz olarak görmüyorum.
Bunu “Türkiye’yi zafiyete uğratacak bir gelişme olmaz” anlamında demiyorum, ama her yeni politikayı Batılı iktidarların sadık kaldığı “büyük bir oyun”un otomatik bir uzantısı gibi düşünmek, bu ülkelerde iktidara kim gelirse gelsin bunu uygulayacağını zannetmek yanlış.
Kurumlar da siyasetçiler de hedefler de değişir.
Sabit, uzun vadeli politikalar çok azdır.
Örneğin ABD için Rusya her zaman dikkat edilmesi gereken bir güçtür, yani görece sabit ve uzun vadelidir.
VAZGEÇİLMEZ POLİTİKA YOK Yakın zamana kadar Türkiye’de pek çok kişi ABD’nin BOP bağlamında Türkiye’nin güneyinde bir Kürt devleti kurmak istediğini söylüyordu.
Ama son günlerde Trump yönetiminin böyle bir planı olmadığı ortaya çıktı.
Başka bir yönetimin aksi yönde bir planı olabilir miydi, bilmiyoruz.
Ama temelden, vazgeçilmez bir politika olmadığını gördük.
Aşırı ölçüde önyargılı olmamak ama tedbiri de elden bırakmamak önemli.
TÜRKİYE SIRADAN BİR ÜLKE DEĞİL Ben ABD’nin hiçbir yönetiminin Türkiye’ye sıradan bir devlet muamelesi yapabileceğini öngörmüyorum.
ABD ve Çin arasındaki büyük rekabetin giderek kızıştığı günümüzde, Türkiye gibi stratejik konum ve güçte olan devletlere değer vermek zorundalar.
Burada NATO üyeliği de önemli.
Zaman zaman fikir ayrılıkları da olsa, sık sık yüz yüze gelip konuşmak önemli bir avantaj. - Trump’tan sonra NATO’nun geleceğine de kuşkuyla bakılıyor...
Varsayalım Amerika NATO’dan çıktı.
NATO dönüşür ve Avrupa Savunma Örgütü haline gelir. - NATO Genel Sekreteri Rutti, ABD olmadan Avrupa’nın kendisini savunamayacağını söyledi...
Evet ama ABD’nin NATO’dan çıkması, Almanya, Fransa, İngiltere ve diğer AB ülkelerinin kendi güvenliklerini sağlama arayışına girmeyecekleri anlamına gelmez.
Çünkü Avrupa’nın var olabilmesi için yine birlikte olması lazım.
İster istemez, coğrafi koşullar gereği, Türkiye Avrupa-merkezli bir NATO konseptinde yoluna devam edecektir. - Bu yeni düzende Türkiye için yeni fırsatlar çıkar mı?
Türkiye için büyük fırsatlar söz konusu ama Türkiye’nin göz ardı ettiği önemli bir şey var.
Avrupa’yla ilişkilerde her şey paketin bir parçası.
Siyasi konularda uyumlu değilseniz, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi dikkate almıyorsanız, AİHM kararlarını uygulamıyorsanız fırsatlar ya daha az olur ya kaybolur.
Türkiye bu konularda kendini reforme edebilirse Avrupa’nın işbirliği yapma motivasyonu çok daha fazla olacaktır.
İçeride büyük demokrasi ve hukuk ihlalleri yaşayan bir Türkiye’yi Avrupa’daki siyasetçiler de pek ön plana çıkaramazlar.
TRUMP İSTİSNAİ BİR BAŞKAN - ABD’nin saldırgan dış politikası Trump dönemi ile mi sınırlı, Trump başarılı olursa, ondan sonra gelen yeni ABD başkanları da bunu sürdürür mü?
Ben Trump’ın istisnai bir başkan olduğunu düşünüyorum.
Ama bu yeni gelecek başka bir cumhuriyetçi başkanın askeri güce önem vermeyeceği, askeri güç kullanmayacağı anlamında değil.
Ancak bu boyutta çalkantılı, bireysel birtakım hislere göre dış politika izleneceğini sanmam.
Bunu sonbaharda yapılacak seçimlerde anlayacağız.
Seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylar başarısız olursa ki bunun işaretleri var, o zaman ABD’nin bir miktar normalleşmeye yönelebileceğini düşünebiliriz.
Şu an Trump’ın reytingleri parlak değil ve Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğunu kaybederse ya da kaybedeceği görünürse Cumhuriyetçi Parti’nin adaylarının da bir kısmı Trump’tan uzaklaşma ihtiyacı hissedecektir.
Trump bir avantaj değil, bir yük olarak görülebilir.
Cumhuriyetçi Parti’nin temsilcileri de daha geleneksel dış politikalara dönebilir.
NATO da geleneksel olarak Cumhuriyetçilerin Demokratlara göre daha fazla önem verdiği bir konuydu.
PORTRE 1965’te Adana’da doğdu.
Mülkiye’de Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirdi.
Pittsburgh Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktorasını Uluslararası İlişkiler alanında tamamladı.
TBMM’de 21.
Dönem Adana Milletvekili olarak görev yaptı.
Bu süreçte AB’nin Geleceği Konvansiyonu’nda TBMM’yi temsil etti.
Bilkent Üniversitesi ve Yaşar Üniversitesi’nde öğretim üyeliği ve yöneticilik yaptı.
Harvard ve Osnabrück üniversitelerinde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı.
Tekin, İstanbul Gedik Üniversitesi’nde idari ve akademik görevlerde bulunuyor.
FOTOĞRAFLAR: UĞUR DEMİR