Haber Detayı

TÜRMOB’tan meslek mensuplarına yönelik “sahte belge” ithamı
Ekonomi odatv.com
02/02/2026 06:05 (3 saat önce)

TÜRMOB’tan meslek mensuplarına yönelik “sahte belge” ithamı

TÜRMOB’un 586 No’lu Tebliğ’e ilişkin basın açıklamasında kullandığı dil, meslek mensuplarını savunmak yerine “sahte belge” imasıyla zan altında bıraktığı gerekçesiyle sert eleştirilere neden oldu.

Maliye Bakanlığının 586 sıra numaralı VUK Genel Tebliği ile 10380 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında 1/1/2026’dan itibaren işletme hesabına geçecek mükelleflerin defter ve beyan işlemlerinin yalnızca meslek mensuplarınca değil, esnaf odaları veya birlikleri aracılığıyla da yürütülebilmesinin önü açılmıştır.

Her ne kadar Tebliğ’de meslek mensubu istihdamı veya gözetimi şartı öngörülse de, uygulama fiilen defter tutma faaliyetinin meslek alanı dışına taşınması riskini barındırmaktadır.Düzenlemenin kapsamı bugün sınırlı görünse de, basit usulden işletme hesabı esasına geçen tüm mükellefler yönünden benzer bir uygulama gündeme gelebilir.

Yanı sıra “eşit işlem ve kolaylaştırma” gerekçeleri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan tüm mükellefler yönünde de zamanla genişletilmesi ihtimali göz ardı edilemez.

Bu sebeple meslek mensuplarının itirazı son derece anlaşılırdır.

Kaldı ki işletme hesabı esasındaki mükellefler yönünden esnaf odalarına açık bir kanuni yetki veren düzenleme de mevcut değildir.Ancak asıl problem yalnızca düzenlemenin içeriği değil, TÜRMOB’un buna karşı yaptığı “Basın Açıklaması”nda kurduğu dilin mesleği savunmak yerine meslek mensubunu zayıflatmasıdır.İDARENİN İLKESEL YAKLAŞIMIMaliye Bakanlığı’nın, ilkesel olarak tüm mükelleflerin defter ve belge düzeni içinde yer almasını ve bu işlemlerin meslek mensupları tarafından yürütülmesini benimsediği bilinen bir gerçektir.

Bu yaklaşım, vergi idaresinin kurumsal genetiğiyle de uyumludur.

Buna rağmen,politika önceliğinin esnaf kesiminin uyum maliyetlerini azaltmaya yönelmesi; TÜRMOB ve oda yönetimlerinde uzun yıllardır değişmeyen kadroları nedeniyle temsil kapasitesinin giderek tartışmalı hale gelmesi ve meslek mensubunun ortak yararıyla uyumlu olmayan politikaları tercihleri çerçevesinde açıklanabilir.TÜRMOB’UN DİLİ MESLEĞİ VE MESLEKTAŞI ZAYIFLATIYORTÜRMOB yönetiminin bu mükellef kesimiyle müşteri ilişkisine dayalı bir bağı bulunmadığından, meslek mensubunun haklı tepkilerini bastırmak ve yönlendirmek üzere basın açıklamasında Mali İdareyi ve esnaf odalarını merkeze alan manipülatif bir dil kurmuş; bu dil mesleğin kurumsal konumunu savunmak yerine zayıflatıcı bir etki yaratmıştır.Bildiride yer alan bazı ifadeler ise meslek mensupları açısından kabul edilmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

Örneğin, esnaf odaları bünyesinde yürütülecek muhasebe işlemleri bağlamında şu soruya yer verilmektedir.“Esnaf odalarının yöneticileri, yanlış tutulan muhasebe kayıtlarından ve gerçeğe aykırı beyannamelerden tıpkı meslek mensuplarımız gibi tüm mal varlıkları ile sorumlu olacak mıdır?

Bu ifade, meslek mensubunu savunmak bir yana, onu mükellefin fiillerine karşı sınırsız ve ölçüsüz bir sorumluluk rejiminin içine yerleştirmektedir.

Yarın idari makamlar, bilirkişiler, mahkemeler bu cümleyi alıp, “TÜRMOB bile böyle görüyor” diye meslek mensubu aleyhine kullanabilir, hüküm tesis edebilir.

Oysa meslek mensubu, mükellefin ne ortağıdır ne kefili ne de fiillerinin garantörüdür.Eğer gerçekten böyle bir ‘tüm mal varlığıyla sorumluluk’ rejimi söz konusu ise, TÜRMOB bugüne kadar bu ölçüsüz sorumluluk anlayışına karşı ne yapmıştır?

Mesleki sorumluluğun sınırlarını netleştirecek hangi düzenleme teklif edilmiş, hangi yargı süreci yürütülmüş, hangi kurumsal mücadele verilmiştir?

Bu tablo, mesleği savunmak değil; sorumluluk rejimini meslek mensubuna karşı bir baskı, sömürü ve yeniden seçilme aracı olarak istismar etmektir.TÜRMOB 136 BİN MESLEK MENSUBUNU ZAN ALTINDA BIRAKIYORTÜRMOB Bildirisinde, ima ve itham sınırlarını aşarak tehdide varan nitelikteki şu ifadeler hem zedeleyici hem de itibar kırıcıdır; meslek mensupları açısından kabul edilebilir değildir: “Mükelleflerin sahte belge düzenleme ve kullanma fiillerinde bu odaların yöneticilerine iştirak ve vergi suçu raporu yazılacak mıdır?”TÜRMOB burada sahte belgede meslek mensubuna rapor yazılmasını eleştirmiyor, bunu olağan bir durum olarak görüyor; “diğerlerine de yazacak mısınız” diye soruyor.

Sahte belge düzenleme veya kullanma fiilleri, doğrudan kast unsuruna dayanan ve mükellefin iradesiyle şekillenen suçlardır.

Bu fiillere iştirak eden kim olursa olsun elbette hukuki ve cezai sorumluluk doğar.

Ancak bunu, meslek mensupları açısından genelleştiren ve adeta olağan bir durum gibi sunan bir dil, hem mesleği hem de bu fiillerle arasına net çizgiler koyan meslek mensuplarının ahir ekseriyetini peşinen zan altında bırakmak anlamına gelir.

TÜRMOB’un görevi, meslek mensubunu çeşitli kurgu ve senaryolarla suç alanının içine çekmek değil; tam tersine, mesleki sorumluluğun sınırlarını hukuk çerçevesinde net biçimde savunmaktır.İSTİFA KURUMSAL SORUMLULUK GEREĞİ DEĞERLENDİRİLMELİDİRTÜRMOB Bildirisinde kullanılan ifadeler; kurumsal itibar ve mesleki saygınlık bakımından zedeleyici niteliktedir.

Meslek örgütü yönetiminin görevi, mensubunu basın bildirisiyle kamuoyu önünde zan altında bırakmak değil; mesleğin sınırlarını ve itibarını savunmaktır.

Bu görevin ihlali, temsil sorumluluğunun kaybı anlamına gelir.

Bu nedenle ilgili yöneticiler, meslek mensuplarına karşı doğan bu ağır güven kaybı nedeniyle görevlerini bırakmaya davet edilmelidir.DİSİPLİNİN AMAÇ DIŞI KULLANIMINA KARŞI DİSİPLİNİ HUKUKEN İŞLETME ZAMANIBu çerçevede meslek mensuplarına açık çağrımız şudur: Tebliğ yönünden iptal davası açılması nasıl tabii ve yasal bir hak ise, TÜRMOB ve bazı oda yönetimlerinin şahsi bürolarını büyütmek ve tekrar seçilmek adına meslek mensubu aleyhine kullandığı disiplin mekanizmasına karşı şikâyet ve disiplin sürecini işletmek de tabii ve yasal bir haktır.TÜRMOB Disiplin Kurulu Başkanı, meslek mensupları aleyhine daha fazla disiplin sorumluluğuna yönelik rapor düzenlenmesi yönünde, kamu idaresinin gündeminde dahi bulunmayan bir yaklaşımın hayata geçirilmesine öncülük ettiğini bizzat açıklamıştır.

Bu kişinin ön seçimlerde tüm oyları gören bir sistemle aynı göreve yeniden getirilmesi; İstanbul YMM Odasının 136 bin meslek mensubunu potansiyel suçlu olarak gösteren raporunun TÜRMOB tarafından kabul edilmesi; telefon santrallerinde “danışmanlık” yerine “disiplin biriminin” ana menüde hizmet birimi gibi konumlandırılması ve faaliyet raporlarında da disiplin mekanizmasının neredeyse tek icraat alanı olarak öne çıkması, disiplin kurumunun mesleği koruyan bir güvence olmaktan uzaklaştırılarak bir yönetim politikasına dönüştürüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.Mensubuna bu ölçüde sömürüye dayalı açık ve sistematik baskı üreten bir meslek örgütü anlayışının, çağdaş meslek örgütlenmesi standartlarıyla bağdaşır bir meşruiyet zemini bulunmamaktadır.Bu nedenlerle bu bildirideki meslek onuru ve mesleki saygınlığını zedeleyen ifadeler yönünden tüm meslek mensupları ayrı ayrı şikayet hakkını kullanmalıdır.

Zira Disiplin Yönetmeliği’nin 16. maddesi Oda kurullarının başkan ve üyeleri hakkında, ilgili Oda genel kurulunun; birlik yöneticileri bakımından ise Birlik Genel Kurulu kararıyla soruşturma yürüteceğine amirdir.

Yani şikayetlerin Oda ve Birlik genel kurulunun gündemine taşınması mevzuat gereği zorunludur; aksi durumda görevin ihmali ve görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirme yapılması gündeme gelebilecektir.

Özetle kuruldakiler yönünde cezalandırma süreçlerinin karar mercii doğrudan meslek mensuplarıdır.Yapılacak şikâyetler, temsilciliği şahsi güç ve tahakküm aracı olarak açık bir sömürü sistemine dönüştürenleri ‘efendi, ebet müddet ağa’ konumunda çıkarıp, onlara meslek mensubu olduklarını hatırlatacak; hukuk önünde mesleki sorumluluk ve mesleki sınırlar içinde hesap veren taraf hâline getirecektir.TÜRMOB POLİTİKALARI HANGİ İKLİMDE FİLİZLENİYOR?Meslek mensuplarının yaklaşık %95’inin, bir gece dahi konaklayamayacağı ölçüde lüks otellerde, TÜRMOB’un, Türkiye genelinde ve bölgesel ölçekte sık sık günlerce süren başkanlar toplantıları düzenlemesi; mesleğin ve meslektaşın ekonomik gerçekliği ile temsilciler koalisyonu arasındaki çelişkiyi açık biçimde ortaya koymaktadır.Oysa günümüzde bu tür toplantıların çevrimiçi yöntemlerle etkin, hızlı ve neredeyse sıfır maliyetle gerçekleştirilebilmesi mümkünken faturası meslektaşa kesilince lüks otellerden vazgeçilmiyor.Ayrıca bu toplantılardan ikisi, “Basın Duyurusu” yayımlandıktan sonra gerçekleştirilmesine ve konuları 586 no.lu Tebliğ olmasına rağmen, duyuruda yer alan ve mesleğin itibarını zedeleyen ifadelere tek bir itirazın dahi yükselmemesi özellikle kayda değerdir.Yusuf İleriOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri