Haber Detayı
Deprem gerçeği
İçinde bulunduğumuz hafta, 2023’te Hatay yöresinde ve Güneydoğu’da yaşanan 6 Şubat depreminin üçüncü yıldönümüdür.
İçinde bulunduğumuz hafta, 2023’te Hatay yöresinde ve Güneydoğu’da yaşanan 6 Şubat depreminin üçüncü yıldönümüdür.
Üç yıl önceki depremde, bölgede çok acı kayıplar yaşanmış ve çok büyük yıkım oluşmuştu.
Depremin yıldönümü nedeniyle bu hafta, başta CHP Genel Başkanı Özgür Özel olmak üzere birçok siyasetçi bölgede olacak.
Deprem günlerinden günümüze bölgede yaşanan acılar ve sorunlar yeniden gündeme gelecek.
Toplum olarak bu büyük depremde kaybettiğimiz tüm canlarımızı saygıyla anıyoruz.
Aslında deprem üreten aktif fay hatlarının ağırlıklı olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz.
Bu nedenle de ülkemizde sıkça büyük depremler meydana geliyor.
Bizim, ülke ve halk olarak bu gerçekliğe uygun bir kentleşme, yapılaşma içinde olmamız gerekiyor.
Ayrıca yeni depremlere de hazırlıklı olmalıyız. 6 ŞUBAT UNUTULMAZ 6 Şubat depreminde deprem bölgesinde yaşanan acılar, hâlâ bilinçlerimizde ve yüreklerimizde tazeliğini koruyor.
Bölgede yaşanan ekonomik ve sosyal yıkımın izleri-etkileri çok belirgin biçimde sürüyor.
Bölgeden gelen haberlerde, barınma sorunlarının devam ettiği bildiriliyor.
Geçici konteynerlerin kalıcı hale geldiğinden yakınılıyor.
Bölgede inceleme yapan CHP heyeti yaşanan sorunları kamuoyuna duyuruyor.
Cezaevinde tutulmasına rağmen, deprem bölgesine olan ilgisini ve duyarlılığını hiç yitirmeyen TİP’in tutuklu Hatay Milletvekili Can Atalay ; konuyla ilgili hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı.
Raporda, deprem bölgesinde yaşanan sorunlara ayrıntılı biçimde değiniliyor.
Öncelikle bölge ile ilgili verilerin güncel ve şeffaf olması gereğine dikkat çekiliyor.
Sağlık, hijyen ve temiz su; güvenli okul ihtiyaçları vurgulanıyor.
ENKAZDA KALAN Ülkemizin birçok bölgesi-yöresi aktif deprem fay hatları üzerinde bulunuyor.
Çoğunlukla da bu temel gerçek, ilgililer ve yetkililer tarafından yeterince özümsenmiyor, önemsenmiyor.
Buna koşut olarak yaşanan depremler çok büyük acıları ve kayıpları da beraberinde getiriyor.
Sözün özü; konut, yerleşim ve kentleşme politikalarımız, onlarla birlikte de yönetsel sistemimiz enkaz altında kalıyor.
Oysa her türlü kentsel yerleşimde ve yapılaşmada, deprem gerçeğine uygun davranılması gerekiyor.
Bu konuda bilim insanlarının uyarılarına maalesef yeterince dikkat etmiyor ve değer vermiyoruz.
Kaderciliği yaşam biçimine dönüştürüyoruz.
Kentleşmede ve yapılaşmada önemli yanlışlıklar yapılıyor.
Çoğunlukla ilgililer ve yetkililer de bu keşmekeşe ve aldırmazlığa göz yumuyorlar, sessiz kalıyorlar.
DEPREM DERSLERİ Ülkemiz bir deprem ülkesi.
Bu gerçeği hiç unutmamalı ve buna uygun olarak yaşamalıyız.
Belleklerimizde unutulmaz izler bırakan 1999 Marmara ve 2023 Hatay depremlerinden bile yeterince ders çıkarılmadığı anlaşılıyor.
Sık sık çıkarılan imar afları ve kentleşmede/yapılaşmada yapılan yanlışlıklarla, depreme ve afetlere karşı yeterince duyarlı davranılmadığı anlaşılıyor.
Tarımsal alanları imara açarak, gerekli denetimleri doğru/etkin biçimde ve zamanında yapmayarak adeta felaketlere davetiye çıkarıyoruz. 1999 depreminden bu yana toplanan deprem vergilerinin nerelere harcandığı bile tam olarak bilinemiyor. ‘KIRMIZI PAZARTESİ’ Bilinen gerçek ise yapılan bunca yanlışlığın, hatanın ve eksikliğin acı faturasının bir gün mutlaka halka çıkacağıdır.
Hani ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez ’in o çok bilinen ve okunan “Kırmızı Pazartesi” romanında olduğu gibi; aslında herkes cinayetin/ depremin olacağını biliyordu. 2023 yılının 6 Şubat Pazartesi de maalesef bizim “Kırmızı Pazartesi” miz oldu!
Deprem felaketinin acıları elbette ortaktır ve hepimizin birleşik ortaklaşa acısıdır.
Ancak buradan hareketle, depremin siyasal ve yönetsel sorumluluğunun olmayacağı, bunun siyaset üstü olduğu yaklaşımı doğru değildir.
Tam tersine, öncesi ve sonrası ile deprem politikası tam da siyasetin işidir.
HALKIN YUTKUNMASI! 6 Şubat depreminin ilk günlerinde bir televizyon kanalının canlı yayınında, Kahramanmaraşlı bir yurttaşımızın enkaz başında söylediklerini hiç unutamıyoruz.
Tam bir “halk bilgesi” gibi konuşan bu yurttaşımız, acısını yüreğine düğümleyip yutkunduğunu ama ülkeyi yöneten siyasetçilerin bu yutkunmanın ayırdında olması gerektiğini söylüyordu.
Bu bilge yurttaşımızın söyledikleri, bir bakıma depremin ekonomi-politiğinin ve sosyolojisinin de en özlü ifadesiydi.
İlgililer, yetkililer, ülkeyi yönetenler, halkın yutkunmasını ciddiye almalı ve hiçbir zaman unutmamalılar!