Haber Detayı

Epstein belgeleri ve tıkır tıkır işleyen kontrollü kaos planı
Gözde sula odatv.com
03/02/2026 08:25 (1 saat önce)

Epstein belgeleri ve tıkır tıkır işleyen kontrollü kaos planı

ABD’de Epstein dosyalarıyla ilgili algı, bir belge açıklama sürecinden çıkıp kurumlar arası ve siyasi bir güç mücadelesi olarak okunmaya başladı. Tartışma artık “Epstein ne yaptı?” sorusundan çıkmış durumda...

Kötülüğün ne boyutlara varabileceği, örnekleriyle gözler önünde.

Şimdi asıl mesele, bu dosyaların kimde olduğu, ne zaman ve kime karşı kullanıldığı noktasına kaymış olması...Süreç hukuken, 2025’in Kasım ayında Kongre’den geçen ve ABD Adalet Bakanlığı’nı dosyaları açıklamaya zorlayan düzenlemeyle başladı.

Ancak fiili anlamda en büyük dalga 30 Ocak 2026’da geldi.

Adalet Bakanlığı, Epstein soruşturmalarına ait 3 milyondan fazla sayfa belgeyi, binlerce video ve yüz binlerce görselle birlikte kamuoyuna açtığını duyurdu.Adalet Bakanlığı cephesi, yayımlama biçimini “operasyonel zorunluluk” olarak savunuyor.

Milyonlarca sayfalık arşivin mağdur gizliliği ve hukuki riskler nedeniyle tek seferde açıklanamayacağını, kademeli yayımlamanın kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

Bakanlık yetkilileri ayrıca, dosyalarda “rahatsız edici” içerikler bulunmasının otomatik olarak yeni suçlamalar anlamına gelmediğini vurguluyor.

Bu çizgi özellikle 1 Şubat 2026’da Adalet Bakan Yardımcısı Todd Blanche’ın “inceleme fiilen tamamlandı, yeni bir dava dalgası beklenmemeli” açıklamasıyla netleşti.DEMOKRATLAR DA MASUM DEĞİLBuna karşılık Kongre’deki Demokratlar, özellikle Temsilciler Meclisi Yargı Komitesi’nin üst düzey isimleri, bu açıklamaların örtbas şüphesi yarattığını savunuyor.

Jamie Raskin başta olmak üzere bazı Demokratlar, sansürlü kamu versiyonlarının yeterli olmadığını, sansürsüz dosyaların Kongre denetimine açılması gerektiğini söylüyor.

Bu talep, Adalet Bakanı Pam Bondi’nin 11 Şubat 2026’da Kongre’de vereceği ifade öncesinde siyasi baskıyı daha da artırmış durumda.

Demokratlara göre sorun yalnızca “ne kadar belge açıklandığı” değil; hangi belgelerin, hangi sırayla ve hangi isimler görünür kılınarak açıklandığı.Bu çekişmenin neden özellikle Donald Trump döneminde görünür hâle geldiği sorusu da ABD medyasında sıkça soruluyor.

Buradaki yanıt tek boyutlu değil.

Bir yandan yasal takvim ve Kongre baskısı, dosyaların bu dönemde açılmasını zorunlu kılıyor.

Öte yandan Trump’ın ABD siyasetinde her meseleyi kutuplaştıran merkezi konumu, Epstein dosyalarını da kaçınılmaz biçimde Trump eksenli bir siyasi hesaplaşmaya dönüştürüyor.Önemli bir diğer nokta, bu dosyaların artık yalnızca ABD elitlerini değil, açık biçimde küresel elit ağlarını ilgilendirdiğinin kabul edilmesi.

İngiltere’de Başbakan Keir Starmer’ın, eski Prens Andrew için “bildiği varsa paylaşmalı” demesi; Avrupa’da bazı siyasi figürlerin Epstein bağlantılarının yeniden gündeme gelmesi; akademi, vakıf ve finans çevrelerine dair tartışmaların transatlantik bir boyut kazanması, dosyanın coğrafyasının Washington’la sınırlı olmadığını gösteriyor.ABD medyasında giderek daha sık dile getirilen görüş şu noktada birleşiyor: Epstein küresel bir aracıydı; para, bağış, akademi ve diplomasi hatlarında dolaşan bir sistemin düğüm noktasıydı.Epstein dosyaları, ABD’de kurumların birbirine güvensizliğini, siyasetin yargı üzerindeki baskısını ve Batı elitlerinin uzun yıllar boyunca kurduğu ilişkiler ağının kırılganlığını açığa çıkaran bir güç aynasına dönüşmüş durumda.

Peki belgeler neden yavaş, neden parça parça ve neden bu kadar tartışmalı biçimde yayımlanıyor…KÜRESEL ELİTLERİN ÇATIŞAN AJANDALARIBu süreçte konuşulan güçlere bakıldığında, karşımızda soyut bir elitler kümesinden ziyade somut çıkarları, korkuları ve birbiriyle çatışan ajandaları olan odakları görülüyor.Epstein dosyalarının bu kadar yavaş, parçalı ve tartışmalı ilerlemesinin nedeni de bu güçlerin hiçbirinin dosyanın tamamen açılmasını istememesi, ama aynı zamanda kimsenin de dosyanın tamamen kapanmasına razı olmaması.Birinci güç odağı, ABD’nin adalet ve güvenlik bürokrasisi.

Adalet Bakanlığı, FBI ve geçmişte Epstein dosyasıyla çalışmış savcılar bu bloğun merkezinde yer alıyor.

Bu yapı için Epstein dosyası, devletin yıllar boyunca nasıl kör kaldığını ve kimi zaman nasıl göz yumduğunu gösteren bir kayıt.

Bu nedenle refleksleri, gerçeği “devleti ve kurumları koruyarak açmak” yönünde şekilleniyor.

Belgelerin kademeli yayımlanması, yoğun sansür ve “yeni dava çıkmaz” vurgusu bu bürokratik savunma refleksinin ürünü.İkinci güç odağı, Kongre ve siyasal denetim hattı; özellikle Demokratlar.

Bu cephe, Adalet Bakanlığı’nı şeffaf olmamakla suçluyor ve dosyaların sansürsüz halini talep ediyor.

Ancak bu talep yalnızca adalet motivasyonuyla gelmiyor; aynı zamanda siyasi bir güç mücadelesinin parçası.

Zira Epstein ağı içinde Demokratlara yakın bağışçılar, vakıflar ve kurumlar da bulunuyor.

Bu nedenle Kongre cephesi dosyayı tamamen “patlatmak”tan ziyade, Adalet Bakanlığı’nı sürekli baskı altında tutarak süreci kontrol edilebilir bir kriz hâlinde sürdürmeyi tercih ediyor.Üçüncü odak, finans–vakıf–akademi üçgeni.

Büyük hayırseverlik ağları, küresel vakıflar, Ivy League üniversiteleri ve bağış mekanizmaları bu bloğun parçası.

Epstein yıllar boyunca bu dünyada “bağışçı”, “aracı” ve “kapı açıcı” olarak varlık gösterdi.

Bu kesimin temel korkusu, bireylerin ifşasından çok sistemin meşruiyetinin çökmesi.

Dosyalar tam anlamıyla açılırsa, hayırseverlik, akademi ve “iyi niyetli bağış” anlatısının altı boşalabilir.

Bu yüzden belgelerde isim geçse bile bağlamın muğlak kalması, iddiaların “taslak” ya da “doğrulanmamış” etiketleriyle yumuşatılması tercih ediliyor.Dördüncü olarak transatlantik siyasi elitleri saymak mümkün.

İngiltere’den Avrupa’ya uzanan bu hat, Epstein dosyasının ABD sınırlarını aşmasından ciddi biçimde rahatsız.

Kraliyet çevreleri, eski başbakanlar, bakanlar ve uluslararası görevler üstlenmiş figürler için Epstein dosyası, doğrudan bir küresel diplomatik risk anlamına geliyor.

Dosyanın merkezinin ABD’de kalması, bu elitler için fiili bir koruma kalkanı işlevi görüyor.Beşinci güç odağı ise Trump ve popülist karşı-elit cephe.

Bu kesim Epstein dosyalarını, “bakın sistem baştan aşağı çürük” söylemini beslemek için kullanıyor.

Kurumlara duyulan güveni sarsmak ve “derin devlet” anlatısını güçlendirmek bu hattın işine geliyor.

Ancak paradoksal biçimde, dosyanın tamamen açılması onlar için de riskli.

Çünkü herkesin kirli olduğu bir tablo, siyasi sınırları da bulanıklaştırıyor.

Bu nedenle kaosun sürmesi, net bir sonucun çıkmasından daha işlevsel görülüyor.KONTROLLÜ KAOS TEZİABD medyasında ve kulis yazılarında öne çıkan “kontrollü kaos” tezi ise belgelerin bilinçli olarak dağınık, eksik ve parça parça dolaşıma sokulduğunu savunuyor.

Bu teze göre amaç sürekli ama yönetilebilir bir kriz hali yaratmak.Bu teze göre Epstein dosyaları üç biçimde işlev görüyor:Birincisi, herkesi aynı anda tedirgin etmek ama kimseyi tek başına yakmamak.

Belgeler öyle bir tempoyla açılıyor ki, dosyada adı geçen herkes “bir sonraki dalga bana mı gelir?” duygusuyla pozisyon almaya zorlanıyor.

Ancak hiçbir dalga tek başına yıkıcı olmuyor.

Bu, sistem içindeki aktörlerin birbirine karşı temkinli kalmasını sağlıyor.İkincisi, gündemi sürekli açık tutmak.

Tek seferde tam bir ifşa olsaydı, birkaç hafta konuşulur ve konu kapanabilirdi: Dalga dalga gelen belgeler, medya döngüsünü canlı tutuyor.

Her yeni parti belge, yeni bir tartışma başlatıyor ama eski tartışmaları da netleştirmiyor.

Böylece belirsizlik üstüne belirsizlik biniyor.Üçüncüsü, tepkileri ölçmek ve ayar yapmak.

Kontrollü kaos tezine göre belgeler sadece “açıklanmak” için yok: Belgeler izlenmek için de yayımlanıyor.

Kim sert tepki verdi, kim sessiz kaldı, kim savunmaya geçti, kim saldırıya kalktı… Bunların hepsi bir sonraki dalganın tonunu ve içeriğini belirliyor.

Kaos burada güç dengelerini test eden bir stres mekanizması, bir araç olarak kullanılıyor.ABD medyasında bu teze göre Epstein dosyaları, sistemin kendi içini yeniden düzenleme süreci.

Yani amaç hasarı yayarak yönetmek.

Kimlerin gözden çıkarılabileceği, kimlerin korunacağı, hangi kurumların ne kadar yara alacağı bu kaos içinde netleşiyor.Ve ortaya sürekli gürültü çıkardığı halde sınırlı sonuçlar üreten bir düzen çıkıyor.“Kontrollü kaos” tezini savunanlara göre eğer her şey gerçekten kontrol dışı olsaydı, bu kadar sistemli bir parça parça yayımlama, bu kadar tutarlı sansür dili ve bu kadar senkronize açıklamalar olmazdı.

Kaos var, evet; ama ipleri tamamen kopmuş bir kaostan bahsetmiyoruz.Sonuç olarak güç odakları dosyanın tamamen kapanmasını istemiyor, çünkü bu örtbas demek.Ama hiçbiri tamamen açılmasını da istemiyor, bu da çöküş anlamına gelecek...Kontrollü kaos tam da burada kurulduğu iddia edilen dengenin adı olarak karşımıza çıkıyor.Demokrat senatör Bernie Sanders ise akşam yaptığı bir paylaşım ile konuyu başka bir açıdan, ziyadesiyle isabetli biçimde şöyle özetledi:“Epstein belgelerinde bizi alarma geçirmesi gereken şey yalnızca ortaya çıkan detaylar değil.

Asıl mesele, son derece zengin ve güçlü insanların kendi koydukları kurallarla yaşaması — ve bunun yanlarına kâr kalmaya devam etmesi.Kuralların ve hukukun işlemediği bir kulüp var.Ve sen o kulübün içinde değilsin”Gözde SulaOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri