Haber Detayı

Maskesiz emperyalizm çağı
Alp altınörs artigercek.com
04/02/2026 01:16 (2 saat önce)

Maskesiz emperyalizm çağı

Venezuela Bolivarcı Cumhuriyeti’nin devleti başkanı Nicolas Maduro’nun CIA tarafından kaçırılması, tüm Latin Amerika’ya el koyma operasyonudur. Bu saldırı karşısında Venezuela’nın sergilediği acziyet, “güleryüzlü barışçıl 21. yüzyıl sosyalizmi” teorisinin de iflasını ortaya koymuştur.

Putin Ukrayna’yı işgal ederek, emperyalist dünya paylaşımına itiraz etmişti.

Yeniden paylaşım savaşını aslında Putin başlattı.

Ne var ki boyundan büyük bir işe kalkıştığı kısa sürede anlaşıldı.

Rusya, o gün bu gündür Ukrayna meselesine o denli gömüldü ki, bir dünya gücü olma iddiasını hepten yitirdi.

Önce Ortadoğu’dan şimdi ise Latin Amerika’dan tasfiye edildi.

DONROE Trump ise yeniden-paylaşım savaşlarını Batı Yarıküre’ye el koyarak sürdürüyor.

Ukrayna’yı Rusya’ya bıraktı, Venezuela’yı kendisine aldı.

Grönland’ı da yutmak istiyor. 1920’lerden 1950’lere değin Latin Amerika’nın neredeyse tümüne egemen olan ABD, bu konumunu dünya egemenliğini elde ettiği dönemde kısmen yitirmişti.

Küba sosyalist devriminin yarattığı kıtasal çalkantı ABD’nin Latin Amerika’da istenmediği yeni bir dönemi açmıştı.

Ne var ki Akbaba (Condor) Operasyonu ile Şili, Bolivya, Arjantin ve Uruguay’da askeri rejimleri kurularak bu dalga kırılmıştı.

İşte şimdi Trump’ın Donroe Operasyonu Amerikan vesayetini Latin Amerika’da yeniden tesis ediyor.

Bolivarcı Venezuela bu yüzden hedef alındı.

Venezuela Bolivarcı Cumhuriyeti’nin devleti başkanı Nicolas Maduro’nun CIA tarafından kaçırılması, tüm Latin Amerika’ya el koyma operasyonudur.

Bu saldırı karşısında Venezuela’nın sergilediği acziyet, “güleryüzlü barışçıl 21. yüzyıl sosyalizmi” teorisinin de iflasını ortaya koymuştur.

Karşınızda emperyalist sırtlanlar varken, gülmekle, dans etmekle onları engelleyemezsiniz.

ARBENZ ve CHE Aslında Maduro’ya yapılanlardan hiç farklı değil.

ABD ülkeyi işgal edip Arbenz’i katletti.

O zaman Arbenz’e destek olmak üzere Guetemala’ya giden Arjantinli genç bir doktor vardı – Amerikan işgalcilerine karşı direnişe katılmıştı.

O gencin adı Ernesto Guavera’ydı – yani bildiğimiz Che.

Guetemala deneyiminin başarısızlığı onu eğitmişti.

Fidel Castro onu Küba’ya çağırdığında tereddüt etmeyecekti.

Bütün deneyimleri Che’ye şunu söyletmişti: “Ya sosyalist devrim, ya devrim karikatürü.” TEKELLER KAPİTALİZMİ Trump’ın maskesiz emperyalizmi artık yalanlara ihtiyaç duymuyor.

Evet, hâlâ “narko-terörizm” gibi zırvaları söylüyorlar ama laf olsun diye.

Petrolün peşinde olduklarını gizlemeye bile gerek görmüyorlar.

Doğal kaynaklara el koymanın kâr oranını yükselttiğini Marx, Artı-Değer Teorileri’nde ortaya koymuştu.

Gerçekten de büyük tekellerin en sevdiği şey madenleri ele geçirmektir.

Böylece onlar sadece kâr oranının üzerinde bir tekel kârının, rekabetin eritemediği bir kalıcılıkla ortaya çıkmasını ve sürgit devam etmesini sağlar.

Ne var ki Venezuela’nın denizden ve havadan işgali sadece petrolle ilgili değildir.

Esas olarak Bolivarcı düşünceyi yok etmekle ilgilidir.

Kıtasal birleşme ve bağımsızlık fikri, tıpkı 19. yüzyıldaki Monroe Doktrini’nde olduğu gibi, Trump’ın Donroe Doktrini’nde de başlıca hedeftir.

PSİKOLOJİK SAVAŞ Bu yüzden, ABD’nin 150 uçakla Venezuela hava sahasını işgal edip Maduro ile eski Meclis Başkanı Cilia Flores’i kaçırdığı, 100 kişiyi katlettiği vahşi terör saldırısına psikolojik savaş da eşlik etti.

Önce “Maduro kendisi teslim oldu” dediler, yalan çıktı. “Hiçbir direniş olmadı” dediler, çok sayıda Venezuela ve Küba askerinin direnirken öldüğü ortaya çıktı.

Maduro’nun “kartel lideri” olduğunu söylediler ama iddianamesinde bu suçlama yer almadı.

En son yalanları ise Delcy Rodriguez’in “Maduro’yu sattığı” yönünde.

Delcy her konuşmasında Chavez’e, Maduro’ya Simon Bolivar’a vurgu yaparak, bu yalanı da teşhir ediyor.

Ama Yunus Paksoy gibi Trump sözcüsü kalemler yalandan vazgeçmiyor.

Kısmi ABD işgali altındaki bir ülkede Delcy Rodriguez ülkenin bağımsızlığını korumaya çalışacak.

Trump da Bolivarcı hareketin gücünü ve ülkede hâlâ çoğunluğu oluşturduğunu kabul etmek durumunda kaldı.

İşçi sınıfına silah dağıtarak Bolivarcı Milisleri kurması, ki çok gecikmiş bir hamleydi, Bolivarcı rejimin ayakta kalmasını sağladı.

İlginçtir, işgalden önce Bolivarcıların azınlık olduğunu, seçimleri hileyle kazandığını öne süren ABD, şimdi Machado’nun ülkede desteği olmadığını resmen kabul etmiş oldu.

Trump’ın Grönland’ı yutma planları ve uluslararası hukuku yok sayması 2013’ten bu yana kesilen Venezuela - Avrupa ilişkilerini yeniden kurma imkanlarını yarattı.

VENEZUELA’YI KİM YÖNETECEK?

Venezuela’da Bolivarcı Anayasa yürürlükte kaldı.

Bolivarcı Silahlı Kuvvetler, halkla birleşti.

Yeni (geçici) başkan, Marksist – Leninist kökenli Delcy Rodriguez, ülkesinin boğazına bıçağı dayamış olan hayduda bir süreliğine haraç ödemek zorunda kalacaktır.

Ancak, bir süreliğine… Daha şimdiden ABD Kongresi Trump’ın Venezuela’daki askeri faaliyetlerini kısıtlayan bir karar aldı bile.

Venezuela halkı yeniden Bolivarcılık etrafında birleşiyor.

Trump Venezuela’da seçim yapılmasını engellemeye çalışıyor.

Kasım ayındaki ABD ara seçimlerinden sonra muhtemelen Trump daha fazla köşeye sıkışacak, Bolivarcı Venezuela’nın eli biraz daha rahatlayacaktır.

Trump’ın ABD’nin içinde de ICE polisi aracılığıyla uyguladığı terör, protesto dalgasına yol açtı.

Keza Venezuela’ya destek için ABD’nin 100 kentinde eylemler yapıldı.

Venezuela’ya desteğin en yoğun olduğu yerlerden birisi de New York.

Trump’ın bir New York jürisinden, hele böyle uyduruk bir iddianameyle Maduro aleyhine bir mahkumiyet çıkartması da kolay olmayacak.

Bugün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Donald Trump'ın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” açıklamasının gerçeği yansıtmadığı, daha ziyade bir psikolojik savaş hamlesi olduğu görülecektir.

Delcy Rodriguez’in daha ilk açıklamasında söylediği “Venezuela kimsenin sömürgesi olmayacak” sözleri sanırım geleceği daha fazla yansıtmaktadır.

İlgili Sitenin Haberleri