Haber Detayı

Gelirde üst lige çıktık sanayide ortada kaldık
İş dünyası dunya.com
05/02/2026 00:00 (4 saat önce)

Gelirde üst lige çıktık sanayide ortada kaldık

MÜSİAD Başkanı Özdemir, Türkiye’nin erken sanayisizleşme riskliyle karşı karşıya olduğu uyarısını yaptı. Özdemir, kişi başı gelirde üst lige çıkılmış olsa da sanayi orta gelirli halden çıkarılamazsa ülkenin tekrar orta gelir tuzağına düşme tehlikesi olduğuna dikkat çekti.

Recep ERÇİNMüstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, veriler bakımından Türkiye ekonomisi kişi başı GSYİH’de yüksek gelirli ülkeler ligine yükselmiş görünüyor olsa da sanayinin bulunduğu konum itibarıyla yeniden orta gelire düşme riski olduğunu söyledi.MÜSİAD Genel Merkezi’nde DÜNYA Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Özdemir, “Ülkemiz 2013 yılında kişi başı 12 bin 800 dolar gayri safi hasılayı yakalamıştı ve yaklaşık 10 yıl bu seviyelerde kaldı.

Son 2-3 yıldır yüksek gelirli ülkeler seviyesine girmek için zorladı ve bu yıl itibarıyla yüksek gelirli ülkeler seviyesine geçtik.

Ancak bu kişi başı gayri safi yurt içi hasıla üzerinden oluşturulan bir analizdir.

Burada asıl önemli soru şudur: Sanayimiz yüksek gelirli bir sanayi mi yoksa orta gelirli sanayi aşamasında mı kaldı?” diye sordu.Emek yoğun sektörlerdeki iş gücü hemen adapte olamaz“Eğer sanayimizi orta gelirli bir halden çıkartamazsak tekrardan orta gelir tuzağına takılma durumumuz söz konusu olur” uyarısı yapan Özdemir, şunları dile getirdi: “Orta gelir seviyesi aslında inşaat ve tekstil gibi emek yoğun sektörleri tarif ederken, yüksek gelir seviyesi olgunlaşmış sanayi sonrası hizmet sektörüne geçişi ve teknolojik, AR-GE ve inovasyona yönelik ürün üretebilme kabiliyetini ifade eder.Ülkemiz her ne kadar yüksek gelir seviyesine ulaşmış olsa da sanayi ekosistemi açısından baktığımızda halen almamız gereken yollar var.

Bu geçişin sancısını, emek yoğun sektörlerdeki iş gücümüzü teknolojik alanlara hemen kaydıramayacağımız için, yaklaşık 5-10 yıl yaşayacağız.

Bu sürecin aşama aşama izlenmesi gerekmektedir.

Özellikle son dönemdeki veriler, ülkemizde erken sanayisizleşme riski yaşadığımızı gösteriyor.

Erken sanayisizleşme, bir ülkenin sanayisi olgunluğunu tamamlayamadan iş gücünü farklı alanlara kaybetmesi demektir.”“Üretim soğuyor, fabrikalar kapasitenin altında çalışıyor”Türkiye’nin imalat anlamında kapasite kullanım oranlarının düşük kaldığına değinen MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, “Çok ciddi bir kurulu kapasitemiz var ancak TÜİK verilerine göre, bunun ortalama yüzde 55- 60’ını kullanabiliyoruz; yani fabrikalarımızın yarısı üretim potansiyelinin altında çalışıyor.

Kapasite kullanımlarını yukarı çekmek için iş gücünü bu alanda ciddi şekilde desteklememiz, mavi ve beyaz yakalılara gerekli teşvikleri ortaya koymamız lazım.

Bunları yapmazsak, geçen yıl sanayi alanında 140 bin seviyesinde yaşanan iş kaybı gibi kayıplar yaşanır” dedi.Bu iş gücünün özellikle deprem konutları nedeniyle hizmet ve inşaat sektörüne kaydığını ifade eden Özdemir, “Çalışanlar açısından sektör bazlı geçişlerin yoğun yaşanması, ülkemizde üretimin soğuması ve erken sanayisizleşme riski taşıyor.

Eğer ülkemizi yüksek gelirli ülkeler seviyesinde tutmak ve orta gelir tuzağından tamamen çıkartmak istiyorsak, her şeyden önce erken sanayisizleşmenin önüne geçecek ve sanayi oluşumunun olgunlaşabileceği bir seviyeye taşımamız gerekiyor” tespitini yaptı.‘Her sanayicinin canının istediği işi yapması devri’ artık sona ermeliTürkiye’deki atıl kapasite ve plansız yatırımlara ilişkin sorumuzu yanıtlayan Burhan Özdemir, şu değerlendirmeleri yaptı: “Sanayimizde yüksek (yüzde 80-85), orta (yüzde 60- 65) ve düşük (yüzde 50 ve altı) kapasiteli çalışan tesislerimiz var.

Örneğin ülkemizde 1 milyon ton pirinç üretimi ve benzer oranda tüketim varken, sahadan topladığımız verilere göre 5-6 milyon tonluk pirinç işleme tesisi kurulmuş durumda.

Bu durum birçok alanda mevcuttur.

Sanayi Bakanlığı’nın, henüz fizibilite aşamasındayken sanayiciyi yönlendirerek ihtiyaç fazlası alanlarda yeni tesislerin açılmasına izin vermemesi gerektiğini düşünüyoruz.Serbest ticaret kuralları geçerli olsa da, bu kurallar ülkede ilave atıl kapasite oluşturulmasının önüne geçmeye engel olmamalıdır. ‘Her sanayicinin canının istediği işi yapması devri’ artık sona ermeli.

Aksi takdirde, sipariş edilip yolu gözlenen CNC tezgahlarının araba pazarlarında satıldığı, ciddi bir kaynak israfının oluştuğu durumlarla karşılaşıyoruz.

Mevcut atıl kaynakları işletebilecek, birbirinin devamı niteliğindeki sektörleri zincirleme bir şekilde bağlayan tedarik zincirlerinin devlet eliyle oluşturulması lazım.”Beklenen enflasyona göre ücret ayarlaması refah problemi yaşattıFaiz oranları ve 2026 beklentilerine yönelik de görüşlerini paylaşan Burhan Özdemir, özetle şunları aktardı:-2025 yılı için beklentimiz, kamunun borçlanma iştahının azalması yönünde.

Devletin, ödediğinden daha az borçlan­masıyla piyasada serbest do­laşan para artacak ve rekabet­le birlikte kredi maliyet makası daralacaktır.-Beklenen enflasyona göre işlem yapılmasını doğru bulmuyorum.

Bu yıl öyle olmadı çok şükür ama geçtiğimiz yıllarda asgari ücret artışı bile beklenen enflasyona göre verildi.

Ama beklenen enflasyon beklendiği gibi çıkmadı.

Bu sefer gelir düzeyindeki bozulmalar, işte tabana refahın yayılması konusunda mesela son iki senedir bu sebepten ötürü problem yaşıyoruz.-Meseleyi sadece para maliyeti üzerinden hesaplamak yerine, elimizdeki parayı daha kârlı ve üretimin içinde kullanabileceğimiz alanlar açılmalıdır.

Altın, mevduat veya dövizden ziyade bu yöntemlere arayış göstermek lazımdır.“Çalışana da işveren gibi vergi istisnası sağlanmalı”Üretimden ziyade tüketime dayalı büyümenin oluşturduğu sorunlara işaret eden MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, “Refahın tabana yayılamaması ise uzun yıllardır yaşadığımız bir problem.

Biz, özellikle sanayi ve üretimde çalışanlara yönelik ayrıcalıklı vergi politikaları uygulanması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Özdemir, “Devletimiz çok ciddi sosyal yardım desteği veriyor.

Ancak bu destek bütçesinin bir kısmının, artık sabah akşam ekonomiye katkı sağlayan, gerçekten çalışan insanlara prim veya ek gelir olarak yansıtılması lazım.Çalışan insanlarda bir ‘adalet aşınması’ oluyor.

Hem çalışanın hem çalıştıranın ödüllendirildiği bir sisteme geçilmeli.

Şirketlere sağlanan teşviklere benzer şekilde, o şirketlerde çalışan insanların da maaşlarında anlamlı vergi istisnalarına tabi olmaları gerekir.

Gelir vergisi konusunda somut önerilerimiz var: 1- Büyükşehirlerde konut sahibi olmayıp kirada oturanlara gelir vergisi istisnası tanınabilir. 2- Çocuklu ailelere, çocuk sayısına göre gelir vergisinde istisnalar uygulanabilir” dedi.“Hissedilir enflasyon düşüşü için üretim şart"Burhan Özdemir’e, para politikası merkezli yürütülen dezenflasyon politikasının yeterli olup olmadığına ilişkin görüşlerini sorduğumuzda şunları anlattı: “Enflasyon son 3-4 senedir dünyanın da başına bela olan bir konudur ancak bizde çok daha ekstrem noktalara ulaştı.

Son iki senedir uygulanan sıkı para politikasının sonuçları alınıyor ancak bu süreç can yakıcı oluyor; özellikle iş gücü ve çalışan kesim eziliyor.

Bu saatten sonra sıkı para politikasıyla gelebileceğimiz yerler marjinaldir; enflasyonun düşürülmesi için her şeyden önce üretimin artırılması gerekir.Üretim artmadan enflasyon sayısal anlamda düşse bile hissedilir anlamda düşmez.

Enflasyonla mücadele sadece Maliye Bakanlığı’nın veya ekonomi yönetiminin değil, üretimin artması için Sanayi Bakanlığı’nın ve fiyatlama davranışları için Ticaret Bakanlığı’nın da konusudur.

Sıkı para politikasına aynı sertlikle devam edilirse insanlar üretmekten vazgeçer ve ithal ürün miktarı artar.

Nitekim son iki senede tüketim malı ithalatı hammaddeyi geçmiş durumdadır; bu da tükettiğimiz ama üretmediğimiz anlamına gelen ciddi bir sinyaldir.”

İlgili Sitenin Haberleri