Haber Detayı
Sanat dünyasında “Beyaz Küp” ideoloji mi?
Çağdaş sanat dünyasının temel sahnesi uzun yıllardır “beyaz küp” galeriler. Dört beyaz duvar, penceresiz bir ışıklandırma, dış dünyadan izole edilmiş ve sadece eserin kendisine odaklanmayı vaat eden tarafsız mekanlar. Bu düzen modernizmle birlikte yükseliyor, minimalizmin estetik talepleriyle örtüşüyor ve zamanla sanat dünyasının nötr çerçevesi olarak kabul görüyor.
Ancak bu tarafsızlık iddiası, bugün artık bir ilüzyondan fazlası olmadığını gösteriyor.
Sanat eleştirmeni Brian O’Doherty, 1970’lerde yayımladığı Inside the White Cube metinlerinde beyaz küpü yalnızca bir sergileme mekanı olmaktan çıkarıp ideolojik bir yapı olarak ele alıyor.
Ona göre bu mekan, izleyiciyi dış dünyadan koparıyor, sanat eserini bağımsız ve saf bir nesne gibi sunarken arkasındaki toplumsal ve ekonomik koşulları görünmez kılıyor.O’Doherty beyaz küpü zamansız bir limbo gibi tarif ediyor; laboratuvar kadar steril, insanın fiziksel varlığını neredeyse yok sayan ve sadece göze hitap eden bir alan.
Bu sterillik, sanat eserini bağlamından arındırıyor gibi görünürken, aslında izleyiciyle eseri metasal bir ilişki içine sokuyor ve sanatla toplum arasındaki gerilimi örtüyor.Sokak sanatı sınırları zorluyor Aradan geçen on yıllara rağmen bu eleştiri bugün hala güncelliğini koruyor.
Birçok eleştirmen ve küratör, beyaz küpün elitizmi ve erişilemezliği gizlediğini söylüyor.
Bu mekan, sanat eserinin ancak belirli bir kültürel sermaye ve uzmanlıkla “doğru” okunabildiği bir alan yaratıyor.
Sonuç olarak izleyici kapsayıcı bir deneyime davet edilmiyor, aksine sessiz ve seçilmiş bir azınlığa hitap eden bir düzen kuruluyor.Bu noktada sokak sanatı gibi kamusal üretim pratikleri, beyaz küpün sınırlarını zorlayan en güçlü alanlardan biri olarak ortaya çıkıyor.
Sokak sanatı, eseri duvardan ayırıp galeri içine taşıdığında bile, bağlamını tamamen kaybetmiyor.
Amsterdam Sokak Sanatı Müzesi gibi örnekler, sanat eserinin yalnızca sergilenen bir obje değil, kentle kurduğu sürekli ilişki içinde anlaşılması gereken bir üretim biçimi olduğunu hatırlatıyor.Bir galeri neden nötr olamaz?
Bugün pek çok sanatçı ve küratör, beyaz küpün artık nötr bir ekran olmadığı konusunda hemfikir.
Mekanın kendisi, eserle izleyici arasındaki ilişkiyi belirliyor ve bu ilişki tarihsel, sosyal ve ekonomik koşullarla örülüyor.
İzole edilmiş beyaz duvarlar, bu koşulların görünmez ama etkili bir tezahürü olarak çalışıyor.Beyaz küp eleştirisinin merkezindeki soru aslında oldukça basit.
Bir galeri neden nötr olamaz?
Ve neden bugün neredeyse her galeri aynı görünüyor?
Çünkü mekan tasarımı, sanat eserinin nasıl algılandığını, nasıl değerlendirildiğini ve hangi bağlamda okunduğunu doğrudan belirliyor.
Salt beyaz duvarlar tarafsızlık izlenimi verse de, bu yüzeyler aslında belirli estetik tercihleri ve sosyal pozisyonları besleyen mimari kararlara dönüşüyor.21. yüzyılda bu tartışma yalnızca galeri tasarımıyla sınırlı kalmıyor.
Küratoryel yaklaşımlar, sanat piyasasındaki güç ilişkileri ve müze galeri iş birlikleri de bu çerçevede yeniden düşünülüyor.
Beyaz küp artık sadece bir mekan değil, sanat dünyasının belli bir ideolojiyi sürdürme biçimi olarak okunuyor.Belki de bu yüzden bugün her galeri birbirine benziyor.
Tarafsızlık iddiası, ortak bir görsel ekonomi ve ortak bir izleyici beklentisi yaratıyor.
Bu döngüyü kırmak ise yalnızca duvarların rengini değiştirmekle mümkün değil.
Asıl mesele, sanatın mekan içindeki rolünü ve bu mekanın neyi görünür neyi görünmez kıldığını yeniden düşünmekten geçiyor.