Haber Detayı

Sanat dünyasında “Beyaz Küp” ideoloji mi?
Dünya+ dunya.com
06/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Sanat dünyasında “Beyaz Küp” ideoloji mi?

Çağdaş sanat dünyasının te­mel sahnesi uzun yıllardır “beyaz küp” galeriler. Dört beyaz duvar, penceresiz bir ışıklandır­ma, dış dünyadan izole edilmiş ve sadece eserin kendisine odaklan­mayı vaat eden tarafsız mekanlar. Bu düzen modernizmle birlikte yükseliyor, minimalizmin estetik talepleriyle örtüşüyor ve zaman­la sanat dünyasının nötr çerçeve­si olarak kabul görüyor.

Ancak bu tarafsızlık iddiası, bugün artık bir ilüzyondan faz­lası olmadığını gösteriyor.

Sa­nat eleştirmeni Brian O’Doherty, 1970’lerde yayımladığı Inside the White Cube metinlerinde beyaz küpü yalnızca bir sergileme me­kanı olmaktan çıkarıp ideolojik bir yapı olarak ele alıyor.

Ona göre bu mekan, izleyiciyi dış dünyadan koparıyor, sanat eserini bağımsız ve saf bir nesne gibi sunarken ar­kasındaki toplumsal ve ekonomik koşulları görünmez kılıyor.O’Doherty beyaz küpü zaman­sız bir limbo gibi tarif ediyor; la­boratuvar kadar steril, insanın fiziksel varlığını neredeyse yok sayan ve sadece göze hitap eden bir alan.

Bu sterillik, sanat eserini bağlamından arındırıyor gibi gö­rünürken, aslında izleyiciyle ese­ri metasal bir ilişki içine sokuyor ve sanatla toplum arasındaki ge­rilimi örtüyor.Sokak sanatı sınırları zorluyor Aradan geçen on yıllara rağ­men bu eleştiri bugün hala gün­celliğini koruyor.

Birçok eleştir­men ve küratör, beyaz küpün eli­tizmi ve erişilemezliği gizlediğini söylüyor.

Bu mekan, sanat eseri­nin ancak belirli bir kültürel ser­maye ve uzmanlıkla “doğru” oku­nabildiği bir alan yaratıyor.

So­nuç olarak izleyici kapsayıcı bir deneyime davet edilmiyor, aksi­ne sessiz ve seçilmiş bir azınlığa hitap eden bir düzen kuruluyor.Bu noktada sokak sanatı gibi kamusal üretim pratikleri, be­yaz küpün sınırlarını zorlayan en güçlü alanlardan biri olarak or­taya çıkıyor.

Sokak sanatı, eseri duvardan ayırıp galeri içine taşı­dığında bile, bağlamını tamamen kaybetmiyor.

Amsterdam Sokak Sanatı Müzesi gibi örnekler, sa­nat eserinin yalnızca sergilenen bir obje değil, kentle kurduğu sü­rekli ilişki içinde anlaşılması ge­reken bir üretim biçimi olduğunu hatırlatıyor.Bir galeri neden nötr olamaz?

Bugün pek çok sanatçı ve küra­tör, beyaz küpün artık nötr bir ek­ran olmadığı konusunda hemfi­kir.

Mekanın kendisi, eserle izle­yici arasındaki ilişkiyi belirliyor ve bu ilişki tarihsel, sosyal ve ekono­mik koşullarla örülüyor.

İzole edil­miş beyaz duvarlar, bu koşulların görünmez ama etkili bir tezahürü olarak çalışıyor.Beyaz küp eleştirisinin mer­kezindeki soru aslında oldukça basit.

Bir galeri neden nötr ola­maz?

Ve neden bugün neredeyse her galeri aynı görünüyor?

Çünkü mekan tasarımı, sanat eserinin nasıl algılandığını, nasıl değer­lendirildiğini ve hangi bağlamda okunduğunu doğrudan belirliyor.

Salt beyaz duvarlar tarafsızlık iz­lenimi verse de, bu yüzeyler as­lında belirli estetik tercihleri ve sosyal pozisyonları besleyen mi­mari kararlara dönüşüyor.21. yüzyılda bu tartışma yalnızca galeri tasarımıyla sınırlı kalmıyor.

Küratoryel yaklaşımlar, sanat pi­yasasındaki güç ilişkileri ve müze galeri iş birlikleri de bu çerçevede yeniden düşünülüyor.

Beyaz küp artık sadece bir mekan değil, sanat dünyasının belli bir ideolojiyi sür­dürme biçimi olarak okunuyor.Belki de bu yüzden bugün her galeri birbirine benziyor.

Taraf­sızlık iddiası, ortak bir görsel eko­nomi ve ortak bir izleyici beklen­tisi yaratıyor.

Bu döngüyü kırmak ise yalnızca duvarların rengini de­ğiştirmekle mümkün değil.

Asıl mesele, sanatın mekan içindeki rolünü ve bu mekanın neyi görü­nür neyi görünmez kıldığını yeni­den düşünmekten geçiyor.

İlgili Sitenin Haberleri