Haber Detayı

Saf kalabilmek üzerine
Yaşam cumhuriyet.com.tr
06/02/2026 14:26 (3 saat önce)

Saf kalabilmek üzerine

Hayat giderek sertleşiyor. İnsan bazen ne haber okumak istiyor ne de ajans dinlemek. Çünkü gerçekler, olması gerekenden daha çirkin bir dille anlatılıyor. Kimi zaman inançlar bile kirli yorumların içine çekiliyor. Oysa inanç, herkes için kişisel bir alan olmalı; korkutan değil, toparlayan bir yerden konuşmalı.

Dünyayı görmüş insanların ortak bir tespiti var: Farklı ülkelerde yaşamak, okumak, çalışmak insanı zenginleştiriyor ama asıl mesele insanın kendini neyle beslediği.

Bazıları gençliğini Avrupa’da geçirir, birçok kültür tanır, buna rağmen kötülükle çok az karşılaşır.

Çünkü mesele mekân değil, bakış açısıdır.

İnsan iyiliğe odaklanmayı öğrenmişse karşısına çıkan hayat da çoğu zaman ona göre şekillenir.

Tasavvufun ve holistik düşüncenin söylediği şeylerden biri şudur: Dünya ne kadar karmaşık olursa olsun, insanın merkezinde ahlak kalmalıdır.

İnanç da burada devreye girer.

İnanç; korku değil, denge üretir.

Kuran’ın “Oku” diye başlaması da tesadüf değildir.

Sadece bakmayı değil, anlamayı, sorgulamayı, öğrenmeyi ister.

Çünkü bilgi olmadan iman sertleşir, sertleşen iman da insanı yorar.

Bugünün gençliği ise büyük bir serbestliğin içinde büyüyor.

Özgürlükle boşluk arasındaki çizgi bazen karışıyor.

Her şeye anında ulaşabilmek, her şeyi görmek zorunda kalmak insan ruhunu dağınık hale getiriyor.

Anne babalar bile çoğu zaman nasıl müdahale edeceklerini bilemiyor.

Sosyal medya, ilişkiler, kavgalar, sanal kahramanlıklar… Her şey çok hızlı, çok gürültülü ve çok tüketici.

Oysa insan her şeyi bilmek zorunda değil.

Her şeyi görmek de zorunda değil.

Daha sade ortamlarda büyüyen insanlarda başka bir sakinlik olur.

Doğayla iç içe yaşayan, emeği bilen, ilişkileri yüz yüze kuran insanların ruhu daha az kirlenir.

Büyük şehirlerde ise kalabalık arttıkça insanın içi daha çabuk yorulur.

Gürültü, hız ve rekabet, insanı fark etmeden sertleştirir.

Modern düzen “tüket” der.

Daha çok al, daha çok harca, daha çok göster.

Dolaplar dolar, ruhlar boşalır.

Eskiden doğal olan pek çok şey bugün sentetikleşmiştir.

Giyilen, yenilen, izlenen şeyler bile insanı toprakla bağlamaz hâle gelmiştir.

Topraktan uzaklaşan insan da ister istemez daha gergin, daha sabırsız ve daha kırılgan olur.

Sonra öfke gelir.

Kızgınlık, kırgınlık, intikam duygusu… İnsan rahatladığını sanır ama aslında biraz daha kirlenir.

Çünkü öfke boşaltmaz, çoğu zaman çoğaltır.

Hayat zaten zorken bir de iç dünyayı ağırlaştırmak insanı yorar.

Saf kalmak bu yüzden değerlidir.

Saflık, naiflik değil; bilinçli temizliktir.

İnsan neyi izleyeceğini, neyi konuşacağını, kimin kavgasına girmeyeceğini seçtiğinde kendini korur.

Dedikodudan uzak durmak, sert dilden kaçınmak, olmayan savaşlara dahil olmamak insanın ruhunu hafifletir.

Yazıp atmak, susup geçmek, oluruna bırakmak bazen en güçlü tavırdır. “Su akar yolunu bulur” sözü tam da bunu anlatır.

İnsan elinden geleni yapar, sonrası için kendini paralamak yerine hikmete güvenir.

Bu, kaçmak değil; yükü doğru yere bırakmaktır.

Bazen bir sanatçı, bir söz, bir konser bile topluma nefes aldırır.

Sahnedeki bir ses, binlerce insanın kalbine aynı anda dokunabilir.

Umut bulaşıcıdır.

Birinin “mutlu olun” demesi bile kalabalıkların içini hafifletebilir.

Çünkü insanlar aslında karanlık değil; sadece yorulmuştur.

Sonuçta mesele şudur: Güzel yaşamak.

Gürültüye kapılmadan, kirlenmeden, kalbi ağırlaştırmadan.

Şehirde de olunsa, dünyayı da gezmiş olunsa, insanın içindeki İstanbul’u kaybetmemesi gerekir.

Çünkü insan nereye giderse gitsin, en çok kendi ruhunda yaşar.

Saf kalmak zor, ama mümkün.

Ve belki de en büyük direnç, tam olarak budur.

İlgili Sitenin Haberleri