Haber Detayı

Emin Çölaşan 50 yılını anlattı: Böylesini görmedim
Güncel odatv.com
07/02/2026 11:34 (1 saat önce)

Emin Çölaşan 50 yılını anlattı: Böylesini görmedim

Meslek hayatında 50. yılı geride bırakan gazeteci Emin Çölaşan, "Hiç yalan yazmadım, çıkar karşılığında bir şey yazmadım. Satılmadım, dönek olmadım. İktidarlara, yalakalık yapmadım" dedi.

Gazeteci Emin Çölaşan Sözcü'den Deniz Ayhan'ın sorularını yanıtladı.Meslek hayatında 50 yılı geride bırakan Çölaşan, "Sizi Emin Çölaşan yapan neydi?" sorusuna, "O değişmeyen çizgi bence de çok önemli.

Nedenlerini kısaca sayayım.

Hiçbir dönemde ve hiçbir konuda kıvırtmadım.

İçimden ne geliyorsa onu yazdım ve söyledim.

Zaten kıvırtırsanız insanlar bunu hemen algılar ve saygınlığınızı yitirirsiniz.

Artı, hiç yalan yazmadım, çıkar karşılığında bir şey yazmadım.

Satılmadım, dönek olmadım.

İktidarlara, yalakalık yapmadım.

Bunların en büyük onursuzluk olduğunu düşünürüm" şeklinde cevap verdi."KENDİ KENDİMİZİ SANSÜR ETMEK ZORUNDA KALIYORUZ""Yazmayı isteyip de yazmadığınız ya da yazamadığınız konular oldu mu" sorusuna mahkeme kararları ile getirilen yayın yasaklarına değinen Çölaşan, "22 yıl yazdığım Hürriyet’te iken, gelen baskılar yüzünden yazamadıklarım olmuştur.

Bugünkü AKP döneminde de bazı şeyleri ne yazık ki yazamıyoruz.

Örneğin mahkeme kararıyla yayın yasakları getiriliyor.

Kendi kendimizi sansür etmek zorunda kalıyoruz.

Üzerimizde adı resmen konulmamış bir devlet sansürü var.

Zaten tutuklanan gazetecilerin, haklarında dava açılan gazetecilerin sayıca çokluğuna bakınca bunu açıkça görüyorsunuz.

Tabii bir de cumhurbaşkanına hakaret davaları var" şeklinde konuştu.Röportajın geri kalanı şu şekilde:- Hiç Devlet Planlama Teşkilatı’nda kalsaydım, DPTden emekli vatandaş Emin olsaydım diye düşündünüz mü?Asla.

Bu 50 yıl boyunca en güzel, bana en uygun mesleği yaptım.

Bundan sonra da doğal olarak emekli vatandaş olacağım ama gazetecilikten emekli vatandaş Emin olarak yaşayacağım.‘ARKADAŞIMA YAZAR GİBİ...’- Bu uzun yıllar boyunca her zaman en çok okunan gazetecilerden biri oldunuz.

Bunu nasıl başardınız?Birincisi, yazılarımda hep basit, herkesin anlayacağı cümleler kullanırım.

Yazılarım bir arkadaşa yazdığım mektuplar gibi yalın ve içtendir.

Başka bir deyişle bizim gazetenin kapısında simit satan çocuk da en müşkülpesent bilim adamı da yazılarımı aynı düzeyde algılar ve anlar.

İkincisi, sanırım Türkçem yeterli.

Burada önemli olan yazdıklarınızı insanlara ahkâm kesmeden, ukalalık etmeden, onları sıkmadan okutabilmektir.

Üçüncüsü, hiç bilimsellik taslamadım.

Günlük yaşamın içinden yazdım.

Son olarak da güçsüzlerle değil hep güçlülerle mücadele ettim.‘BASKI BU ÖLÇÜDE DEĞİLDİ’- Türkiye’yi AKP’den önce yöneten tüm kadroları eleştirdiniz.

Demirel, Ecevit, Erbakan, Özal, Çiller, Yılmaz...

O dönemde baskı, tehdit hiç mi yoktu?Doğru, hepsini eleştirdim ama hak ettikleri için.

Gazetecinin görevi övgü düzmek ve hatta bugünkü birçokları gibi yalakalık yapmak değil, eleştirmektir.

Hayır, geçmişte baskı ve tehdit bu ölçüde yoktu.

Hiçbiri bugünküler gibi değildi.

Bir şey yazdığımız zaman ciddiye alınırdı.

Şimdi geçmişe baktığımda şunu görüyorum; bugünkülerle kıyaslandığında meğer onlar çoluk çocukmuş, amatör küme sporcusuymuş ve biz onlarla mücadele edermişiz!

Bunları arkadaşlarla konuşup gülüşüyoruz ama şimdi çoğunu saygıyla anıyoruz."KORMADIM DESEM YALAN OLUR AMA ÇİZGİMİ DEĞİŞTİRMEDİM"- Yıllar içinde çok tehditler aldınız.

Hatta bir dönem polis eşliğinde işe gidip geldiniz.

Korktunuz mu?O dönemlerde PKK iyice azmıştı ve beni de hedef almıştı PKK terörü ile Kürtçülük ve bölücülüğün üzerine çok gittiğim için polis korumasına alındım.

Korkmadım desem yalan olur ama çizgimi değiştirmedim.

Fakat önlem almak ve dikkatli olmak zorundaydım.Halk mutsuz, gergin kamplara bölünmüş - Türkiye’nin şu geçmiş 50 yılına baktığınızda hiç bu kadar zor bir dönem hatırlıyor musunuz?

Geçmişte çok olumsuzluklar, yanlışlar yaşadık ama böylesine hiç tanık olmamıştık.

İnsanlar mutsuz, umutsuz, gergin, kamplara bölünmüş ve karşı tarafı adeta düşman gibi görüyor.

Biz gazeteciler bile bölündük.

Eski dostluklar çöpe atıldı.

Dilerim yanılırım ama önümüzdeki birkaç yıl hepimiz için çok sorunlu olacak.

Bir iktidar düşünün ki ülkemizin iki önemli devlet adamını, Atatürk ve İnönü’yü adeta düşman olarak görmekte, bütün gıdasını haksızlık ve hukuksuzluktan, din sömürüsünden, lüks ve israftan almaktadır.

Böyle bir iktidardan ne bekleyeceğiz biz?

Böyle bir ortamda yandaşlar hariç, gerçek gazeteciler için özgürlük, memlekette basın özgürlüğü söz konusu olabilir mi?'ÖNCE İNSAN SONRA GAZETECİ'- Bir de bu uzun yıllara sığdırılmış kitaplarınız var.

İçlerinde bütün zamanların en çok satan kitabı olan “Turgut Nereden Koşuyor” da yer alıyor.

Yani satış rekoru size ait.

Peki sizde en çok iz bırakan kitaplarınız hangileri?Turgut dışında “Önce İnsanım Sonra Gazeteci”yi severim.

Hürriyet’ten kovulduktan sonra üç ayrı kitap yazdım ve kovulma sürecini anlattım.

O seri “Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi” ile başladı.

O üçünü çok severim. “Şu Benim Gazetecilik” ve “Banker Yalçın Nereye Koşuyor”u da çok severek yazmıştım.- Toplam kaç adet sattı kitaplarınız, çok para kazandınız mı?Hesabını tutmam mümkün değil ama 1.5 milyona yaklaştı.

Doğal olarak benim ölçülerime göre epeyce çok para kazandım yani."TOPLUMUN EMİN GİBİ GAZETECİLERE İHTİYACI VARDIR"Meslektaşı Bekir Coşkun ise Çölaşan'ı şu sözlerle anlattı:"Kaç yıllık arkadaşız bilmiyorum; ömrümün yarısı... 'Ömrümü yedi' derler ya...

Her duyguyu paylaştık; acıyı, sevinci, güzel günleri, kötü günleri...

Tansel hariç, Emin Çölaşan’ı benden iyi tanıyan olamaz...

Birbirimizin yüz hatlarından ne düşündüğümüzü bile biliriz...

Kimi zaman “Allah Türkiye’nin başına bir sürü bela verdiyse, iyi ki böyle gazeteciler de vermiş” derim...

Başı dertte olan her toplumun Emin gibi gazetecilere ihtiyacı vardır.

Dürüst, mert, yiğit, korkusuz...

Hepsi tamam da, uzakta hiç tanımadığı insanlar acı çektiğinde, kendi omuzlarında o sorumluluğu, yüreğinde o acıyı, o sancıyı hissetmesi var ya...

İşte benim arkadaşım...""GAZETEYE EN ERKEN O GELİR EN GEÇ O ÇIKARDI"Saygı Öztürk ise şu ifadeleri kullandı:Emin abiyle uzun yıllar Hürriyet Ankara bürosunda çalıştık. 2007’de Hürriyet’ten ayrıldı, 2011’de SÖZCÜ’de buluştuk.

O günden bu yana birlikteyiz.

Pandemide bile gazetemizin müdavimlerinin başında geliyordu.

Ancak Emin abinin daha sonra başka bir rahatsızlığı onu bürodan ayrı düşürmüştü.

Büroya gelememek, yazı yazamamak onu kahrediyordu.

O yüzden sıkça evine gidiyor, gündeme ilişkin görüşlerini dinliyor ve onu aktarıyordum .Gazeteye gelmeye başladığında bazı alışkanlıkları değişmişti.

Önceden gazeteye en erken o gelir, en geç o çıkardı. 11.00’e doğru gelmeye başlayınca; “Maaşından kesinti yaparız” diye espri yapıyor, o gün kaç dakika geciktiğini söylüyor; gülüyorduk.HERKESİN ABİSİ...Doktorun, hele hele kıymetli eşi Tansel Çölaşan’ın tüm uyarılarına rağmen sigaradan vazgeçmedi.

Sadece daha hafif sigara içer oldu.

Çayı önceden “Yarım porsiyon” içerken, artık dolu bardakla getirtmeye başladı.

Değişen bardağın yarısında çayın kalmasıydı.

Bize her zaman ağabeylik yapar.

Yaşadığı ilginç olayları anlatır.

Tarihi konularda merak ettiğimiz bir şey varsa, başvuracağımız ilk kaynak Emin abi olur.

Öğlene kadar gazete okur, yazısını bitirdikten sonra kitap okumaya başlar.

Doktoru çok su içmesini istediği için istemeye istemeye iki litreye yakın su içer.

O yüzden masasında her daim su hazır olur.

Biliyoruz ki Emin abi yazmadan duramaz.

Bilgisayarın tuşlarına sert vuruşları duydukça “Emin Çölaşan yazıyoorrr” deyip kapısının önünden sessizce geçer, ne yazdığını merak etmeye başlarız.

Yıllar böyle geçiyor Emin Abi...Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri