Haber Detayı
Geçmiş pek geçmiyor, ona göre yaşayın!
Korkarım ki... Son yirmi yılda, modaya uyup 'anı yaşamak' diye diye geçmişimizi de, geleceğimizi de heba ettik... Doğru düzgün hatırladığımız ne var? Fotoğrafını çekmesek unutacağımıza çoktan kanaat getirdiğimiz anlar gerçekten bir 'geçmiş'e dönüşebilir mi? *** Anı yaşaya yaşaya (neyse o artık!)...
Korkarım ki...
Son yirmi yılda, modaya uyup 'anı yaşamak' diye diye geçmişimizi de, geleceğimizi de heba ettik...
Doğru düzgün hatırladığımız ne var?
Fotoğrafını çekmesek unutacağımıza çoktan kanaat getirdiğimiz anlar gerçekten bir 'geçmiş'e dönüşebilir mi? *** Anı yaşaya yaşaya (neyse o artık!) anılarla oyalanmanın, ara ara durup anılarımıza saygı duruşunda bulunmanın güzelliğini unuttuk sanki, değil mi?
Geçmiş hep çarçabuk unutulması gereken ama beceremediğimiz bir zaman dilimine dönüşüyor, yalan mı?
Ama diyeceksiniz ki, zaten güzel anı mı var?
O hâlde bundan sonrasını bari bunu bilerek yaşayın! *** Ya geleceğe ne oldu?
Hep hesap kitap...
Ve ruhumuzu teslim alan bulanık korkular, bitmeyen endişeler...
Bu mu yani?
Böyle mi olmalıydı? 'Gelecek zaman'ın her an burada olduğunu, eylemlerimizin içinde yer aldığını, 'şimdi'nin muhteşemliğinin 'vur patlasın çal oynasın' havasında değil, geçmişi ve geleceği içermesinde olduğunu ya unuttuk ya da hiç anlamadık... *** Bir de düşünün...
Ya hipertimezi hastası olsaydık...
Hafızamız bize hep 'anı yaşatıyor' olsaydı; başımıza gelenleri unutamasaydık, 'an' dediğimiz şey hiç geçip gitmeden bugünde kalakalsaydı...
Ne feci bir şey oldurdu, değil mi?
Neyse ki bu hastalığa düçar olanların sayısı pek az...
Bütün dünyada sayıları 50 veya 60'ı geçmez, diyorlar.
Hipertimezinin ilginç yanı ne peki?
Anlar birbirlerine bağlanıyor, hepsi geçmiş oluyor ama bugün, burada hep canlı gibiler...
Şimdi dikkat!
En hoş anılar bile tam da bu yüzden hipertimezi hastasına büyük acı veriyor...
Hipertimezi hastalarının beyin MR'larında özellikle temporal lobda farklı özellikler görülüyor ama bu durumun tam nedeni henüz bilinmiyor. *** Bak şimdi!
Hipertimezi falan deyince...
Eh, tabii yaşlandık da...
Zihnim 'şimdi'yi falan bırakıp derhal hatırlama meselesine odaklanıyor.
Son zamanlarda çok ama çok hatırlıyorum...
En küçük detaylara kadar...
Nietzsche 'Hafıza irin toplamış bir yara' derken haklıydı fakat şükrediyorum ki, benimki bugünlerde bir tür terapi odası gibi...
Bugünden dertlenince hemen anılarıma kaçıyorum.
Bursa Setbaşı'nda, derenin hemen yanıbaşındaki yerde dondurmasını bitirmeden taburesinden kalkmak istemeyen üç yaşındaki çocuktan bugüne uzanan dev prodüksiyon...
Tatsız anılarım nereye gittiler yahu!