Haber Detayı
EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi: “Türkiye Avrupa’nın arka bahçesi değil”
Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurgulayan EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Türkiye, Avrupa Birliği'nin arka bahçesi değil, düşük maliyetli tedarikçisi değil, geçici üretim merkezi hiç değildir” diyerek, Türkiye’nin, yatırımcı gözünde rekabet avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
İREM CEYLİN DEMİRCAN / İZMİR Serbest ticaret anlaşmalarının yalnızca ekonomik değil jeopolitik sonuçlar da doğurduğu bir dönemde, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü Gümrük Birliği ilişkisi yeniden tartışma konusu oldu.
Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Avrupa Birliği’nin Mercosur (Güney Ortak Pazarı) ülkeleri ve Hindistan ile imzaladığı yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarının, Türkiye açısından ciddi bir yapısal risk yarattığını vurgulayarak, mevcut Gümrük Birliği yapısının günümüz koşullarına cevap vermediğini söyledi.
Eskinazi, Türkiye’nin kurallara uyan ancak karar masasında yer almayan bir ülke konumuna itildiğine dikkat çekti.
Avrupa Birliği’nin, Güney Amerika ülkeleriyle serbest ticaret anlaşmasına ve Hindistan ile yıllarca askıda olan serbest ticaret anlaşmasına imzaları atmasının sadece ticari bir hamle olmadığını söyleyen Eskinazi, “Bu anlaşmalar, hammaddeye erişimi, gıda güvenliğini, sanayi üretimini, tedarik zincirinin geleceğini doğrudan şekillendiren stratejik bir hamle.
Avrupa Birliği, Mercosur ile ticaret hacmini 111 milyar eurodan kısa sürede 150 milyar euroya çıkarmak niyetinde.
Türkiye açısından asıl sorun burada başlıyor.
Bugün, Avrupa Birliği ile gümrük birliği içindeyiz.
Ne yazık ki Avrupa Birliği yeni serbest ticaret anlaşmaları imzalarken, Türkiye bu masada yer almıyor.
Avrupa'nın imzaladığı her yeni anlaşma Türkiye açısından yeni bir rekabet baskısı yaratıyor” dedi.
Asıl önemli başlığın, Avrupa Birliği ile Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması olduğunu vurgulayan Eskinazi, “Hindistan, düşük işçilik maliyetine, dev üretim ölçeğine, hızla gelişen teknolojiye sahip bir ülke.
Bu anlaşma yürürlüğe girdiğinde, Türkiye, Avrupa pazarında çok ciddi bir rekabet baskısıyla karşılaşıyor.
Bugün yaşadığımız temel çelişki; Türkiye Avrupa yeşil mutabakatına uyum sağlamak zorunda.
Sürdürülebilirlik yatırımları yapmak zorunda ve vize konusunda yıllarca bekletiliyor.
Aynı zamanda yeni ticaret anlaşmalarının da dışında bırakılıyor.
Yani biz kurallara uyan ama oyuna alınmayan bir ülke konumundayız.
Bu sürdürülebilir değil.
Biz korumacılık, kapalı pazar istemiyoruz.
Rekabetten kaçınmıyoruz, sadece adil rekabet istiyoruz.
Gümrük Birliği'nin mevcut hali 2000'li yılların dünyasına ait.
Bugünün dünyasında bu yapı Türkiye'yi maalesef korumuyor.
Gümrük birliğinin güncellenmesi artık bir tercih değil, zorunluluk.
Türkiye, Avrupa Birliği'nin arka bahçesi değil, düşük maliyetli tedarikçisi değil, geçici üretim merkezi hiç değildir.
Türkiye Avrupa'nın üretim güvenliği, tedarik sürekliliği ve sanayi dayanıklılığının temel taşı.
Ancak bu rol kapalı masa düzeyinde maalesef sürdürülemez.
Türkiye, bu belirsizlikle yatırımcı gözünde rekabet avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya geldi.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin en temel ve öncelikli gündemi gümrük birliğinin modernasyonu olmalı.
Türkiye bu sürecin dışında kalırsa kaybeden yalnızca Türkiye olmayacak.
Avrupa, en yakın ve en güvenilir üretim ortağını zayıflatmış olacak” diye konuştu.