Haber Detayı

Hızır’ı beklemek mi, Hızır olmak mı?
Artı yazı artigercek.com
09/02/2026 00:14 (2 saat önce)

Hızır’ı beklemek mi, Hızır olmak mı?

Alevilikte Hızır aslında görünmeyen bir varlık ya da doğaüstü bir güç değildir; tam tersine insanın, doğanın ve tüm canlıların birbirine Hızır olması anlamına gelir.

Suzan SAKA Hızır, insanın acı ve adaletsizlik karşısındaki duruşunu belirler; beklemek, sessiz kalmak değildir, sorumluluk almaktır.

İnanç ve vicdan eyleme dönüşmediğinde zulme sessiz kalmak kaçınılmaz hale gelir.

Hızır ayları içerisindeyiz… Hızır Bozatlı Hızır, Alevi inancında çok önemli bir yer tutar.

Darda kalanlar “Yetiş ya Hızır” diyerek derman ararlar.

Alevilikte Hızır aslında görünmeyen bir varlık ya da doğaüstü bir güç değildir; tam tersine insanın, doğanın ve tüm canlıların birbirine Hızır olması anlamına gelir.

Aslında bu bir döngüdür.

Yoksula, masuma, çocuğa, acı çekene, yardıma ihtiyacı olana; kişisel olarak, toplumsal olarak ya da inançsal düzeyde manevi destek sunmayı içerir.

Ancak burada asıl önemli olan, bu desteklerin paylaşarak, incitmeden, onur kırmadan yapılmasıdır.

Hızır, darda kalanın feryadına yetişir.

Günümüzde ise birçok insan “evrene pozitif mesajlar göndererek” her şeyin düzeleceğine, iyileşeceğine inanıyor.

Böyle bir şey mümkün mü?

Keşke bu kadar basit olsaydı.

Elli bin yıllık insanlık tarihinde zulme karşı direnenler, yalnızca evrene gönderdikleri mesajlarla yoksulluğu, açlığı, hastalıkları, savaşları ve adaletsizlikleri ortadan kaldırabilseydi bugün bambaşka bir dünyada yaşardık.

İnsanlar binlerce yıldır acılarla, zorluklarla, ölümlerle ve savaşlarla baş edemediklerinde böyle üstün güçler yaratmış, onlardan medet ummuşlardır.

Oysa bütün kudret elimizde ve toplumsal dayanışmadadır.

Elbette kişisel gelişim, rahatlama, ruhsal denge ve bireysel iyilik hali için olumlamaların faydası olabilir; buna itirazım yok.

Ancak bunların bir çözüm olarak sunulması, yaşananları sorgulamadan kabullenip bir kenara çekilmek ve her şeyi görünmeyen güçlere bırakmak ne kadar inandırıcı ve ne kadar bilimseldir?

Son yıllarda gözümüzün önünde yaşananlara bakalım; İsrail’in Filistin halkına uyguladığı zulme, Suriye’de HTŞ yönetiminin Alevilere, Dürzilere, Hristiyanlara, Süryanilere ve Kürtlere yönelik baskılarına, İran’ın başta kadınlar olmak üzere toplumun aydınlık yüzlerini katletmesine, Afrika’daki iç çatışmalara, Afganistan’da Taliban’ın özellikle kadınlara ve çocuklara yaptıklarına… Hepsi Allah/Tanrı adına yapılıyor.

Farklı inançtan, ırktan, cinsiyetten insanları öldürerek cennete gideceklerini garanti ettiklerini söylüyorlar.

Belki gerçekten masumca inanan bazı insanlar bu kötülüklerin parçası haline geliyor; ancak onları yönlendiren liderler ve sistemler bunun böyle olmadığını çok iyi biliyor.

Asıl mesele güç, kin, ego, sermaye, ırkçılık ve yeni sömürü alanları yaratmaktır.

Bu sistem, kötülüğü meşrulaştırıyor, çoğaltıyor ve sıradanlaştırıyor.

Biz ise çoğu zaman bu sistematik kötülüğün farkına varmadan, “evrene mesaj göndererek” her şeyin durmasını bekliyoruz.

Böyle bir şey mümkün mü?

Burada bilinç düzeyi ve toplumsal dayanışma meselesi var.

Darda kalanlarla yan yana durabilmek; saçları kesilen, onurları kırılan, bedenleri inşaatlardan atılan Kürt kadınları; donarak ölen Suriyeli çocukları; Alevi oldukları için hakarete, şiddete ve katliama uğrayan Suriyeli Alevileri; Filistin’de yıllardır toprakları işgal edilen, evlerinden zorla çıkarılan, kamplarda büyüyen çocukları; savaş ve yoksulluk yüzünden göç etmek zorunda kalanları, mültecileri, denizlerde hayatını kaybedenleri gerçekten görebilmek… Şimdiye kadar evrene gönderilen olumlamalar neden bunlara çözüm olmadı?

Bu uyku halinden, bu hipnozdan kurtulma zamanı gelmedi mi?

Giderek yoksullaştığımız, köleleştirildiğimiz bu sistem bizi empati yoksunu, başkasının acısını anlamayan, sanal dünyalarda yaşayan bireylere dönüştürmedi mi?

Gücümüz de, kuvvetimiz de kendimizde; birlikteliğimizde, dayanışmamızda ve bilimdedir.

Hızır biziz.

Hızır kendimiziz.

Birbirimizin Hızır’ı olacağız.

İlgili Sitenin Haberleri