Haber Detayı

Medya linci
Soner yalçın nefes.com.tr
10/02/2026 05:00 (2 saat önce)

Medya linci

Muhaliflere yakın yayınlardan, iktidar medyasına geçenler ile ilgili çevremde “ahlâksız”, “omurgasız” gibi hakaret...

Muhaliflere yakın yayınlardan, iktidar medyasına geçenler ile ilgili çevremde “ahlâksız”, “omurgasız” gibi hakaret içeren sözler sarf ediliyor…Eleştiriler çoğu zaman mesleki tercihler, medya yapısı ya da ekonomik baskılar üzerinden değil; “davayı satmak”, “davadan dönmek” gibi ahlâki kavramlar üzerinden yapılıyor…Burada sorun, eleştirinin yapılması değil; eleştirinin nasıl yapıldığı.

Medya düzeninin neden bu kadar kırılgan olduğu, gazetecilerin neden aynı çizgide tutunamadığı ya da yayıncılığın hangi koşullarda ayakta kaldığı konuşulmuyor.

Bunun yerine mesele, kişinin karakterine indirgeniyor.Oysa asıl sorular başka: -Türkiye’de gazeteciler neden sürekli yer değiştiriyor? -Medya neden bu kadar siyasete bağımlı? -Bir gazeteci görüşünü mü değiştirmiştir, yoksa ayakta kalmaya mı çalışıyordur?

Vs.Bu sorular yerine ahlâk dili devreye giriyor.

Sistem sorgulanmadığı için ahlâk; gerçeği açan anahtar değil, tartışmayı kapatan damgaya dönüşüyor.Bu dil aynı zamanda rahatlatıcı.

Çünkü “yanlış bir sistemin/düzenin parçasıyız” demek yerine, “yanlış insanlar var” demek daha kolay...Böylece izleyici kendini temize çıkarıyor, öfkesini yöneltecek hedef buluyor ve asıl mesele erteleniyor.

Ahlâk burada çözüm üretmiyor; sorumluluğu daraltıyor.Konuyu açayım:Ahlâk diline teslim gazetecilikMuhalif yayın çizgisinden iktidar yayın çizgisine savrulanların “dönüşünden” ziyade, kullandığı “gazetecilik dilini” tartışmak şart: Türkiye’de son yıllarda siyaset kadar medyada sertleşti.

Ancak bu sertliğin kaynağı çoğu zaman fikir ayrılıkları değil, ahlâk dili oldu.

Bu ahlâk dili özünde siyaseti, medyayı ve toplumsal öfkeyi yönetmenin dili haline geldi.Artık pek çok tartışma; “doğru mu, yanlış mı”, “gerçek mi yalan mı” sorusundan önce, “ahlâklı mı, ahlâksız mı” noktasında kilitlenip kalıyor.Bu dil, sorunları anlamayı değil, hızlıca hüküm vermeyi teşvik ediyor…Bu dil, izleyiciye ve okura rahatlık sağlıyor, sistemi eleştirmek yerine kişileri suçlamak daha kolay oluyor...

Böylece herkes kendini “doğru tarafta” hissediyor.

Ahlâk konuşuluyor, fakat ahlâkın dayandığı kurumlar, kurallar-ilkeler hiç konuşulmuyor.Ahlâk, toplumu iyileştiren pusula olmaktan çıkıp, siyaseti ve medyayı tartışmanın kestirme yolu haline geliyor.

Sonuçta ne gazetecilik güçleniyor ne de siyaset temizleniyor; sadece öfke büyüyor, asıl sorunlar erteleniyor…Toparlayayım:Küfür etmesinin sebebiMedyadaki (ve siyasetteki) ahlâki dil, yalnızca iktidara yakın medyaya geçenleri hedef almıyor.

Yarın başka bir siyasal değişimde, “öte tarafta” duranlar için de aynı ahlâki infaz devreye sokulacağı kesin!

Çünkü ilkelere değil, saf tutmaya dayanan anlayışta kimin “doğru”, kimin “yanlış” olduğu sürekli yer değiştirir.

Bugün alkışlanan, yarın lanetlenebiliyor!Gazeteciliğin asıl meselesi ise ahlâk pozisyonu almak değil, salt kamuoyunu bilgilendirmektir.

Bunu yapabilmenin koşulları konuşulmadıkça bireyleri suçlamak sadece kaçıştır.

Medya sahipliği, reklam baskısı, siyasal ilişkiler ve ekonomik kırılganlıklar tartışılmadığı sürece, “ahlâklı gazeteci” söylemi boş temenni olarak kalır…Şu sorunun zamanı gelmiştir: Daha ahlâklı insanlar mı istiyoruz, yoksa ahlâka ihtiyaç duymayacak kadar sağlam kurumlar mı?

Eğer cevap ikincisi ise, kişilere yöneltilen öfkeyi biraz geri çekip, bu düzeni mümkün kılan yapıları konuşmak zorundayız.

Aksi halde ahlâk, bizi ileriye değil, yerimizde saymaya mahkûm eder…Son olarak bu yazımın yanlış anlaşılmasını istemem, şu notu eklemem şart:Farklı tarafa geçen gazeteciler, geldikleri yeri sürekli lanetleyen dil kuruyor: Orada her yapılan “ahlâksız”, orada bulunan herkes “çürümüş”…Geçmişi toptan mahkûm eden bu dil, gerçeği araştırmak yerine, kendi yeni pozisyonunu ahlâk üzerinden meşrulaştırma ihtiyacından besleniyor…Ahlâk diliyle yapılan bu sürekli lanetleme, gerçeği açığa çıkarmıyor; sadece yeni safa uyumun bedelini öfkeyle ödüyor…Bu noktada gazetecilik tamamen geri çekiliyor.

Yerine, “ben artık doğru taraftayım” deme telaşı alıyor.

Gazetecilik böylece hakikati aramak yerine, sürekli lanetleyerek kendini temize çıkarma diline teslim oluyor!Biliniz ki: Başkalarını ahlâkla yargılayan dil, çoğu zaman ahlâkın kendisinden çok söyleyenin ihtiyacından doğar.

Çünkü gerçek ahlâk bağırmaz, teşhir etmez, başkasını aşağılayarak kendini kurmaz!Evet, Türkiye’nin gizli gündemi siyasette ve medyada ahlâkın bir ilke olmaktan çıkıp dile indirgenmesidir…

İlgili Sitenin Haberleri