Haber Detayı

Ve Kontak Kapandı: Mustafa Pancar
Caner karavit aydinlik.com.tr
12/02/2026 00:00 (3 saat önce)

Ve Kontak Kapandı: Mustafa Pancar

Ve Kontak Kapandı: Mustafa Pancar

Ressam Mustafa Pancar’ı 62 yaşında kaybettik.

Kırk yılı aşkın arkadaşlığımız, onun hakkında bir şeyler yazma yazma isteği yarattı.

Pancar denince akla ilk gelen, Hafriyat Grubu ve kente dair söylemleri olur.

Ama bu yazımda bu konuları ele almayacağım.

Zaten Hafriyat Grubu’nun kataloglarında yeterince yazdım.

Burada, Pancar’la kesişen zamanlarımızı ve yol ayrımlarımızı anlatmak istiyorum.

Pancar’la ilk karşılaşmam, 1980’li yılların başında deneysel sanat çalışmaları için bir şeyler yapmaya çabaladığımız zamanlara rastlar.

Pancar’ın da içinde olduğu 20–30 kişilik Akademili bir öğrenci grubuyla, Brecht’in epik tiyatrosundan esinlenerek deneysel sahne, absürt sahne gibi çalışmalara yöneldik.

Sokakta, okulda, apartman pencerelerinde performanslar sergiliyorduk.

Akadeğilmi Grubu, Dialog performansı, Kazancı Yokuşu, 1984 (M.

Pancar sol başta en yukarıda) Uzun süre okulun amfilerinde çalıştıktan sonra pantomime karar kıldık.

Ardından pantomim çalışmaları başladı ve kalabalık bir gruptan elene elene geriye birkaç kişi kaldık.

O eleme sürecinden sonra Pancar’la yollarımız ilk kez ayrıldı.

Seçkin Lekeli Bez Afişler Okul yıllarımızda birçoğumuz hem okuyup hem de yeteneğimizi kullanarak para kazanmaya çalışıyorduk.

Pancar da para kazanabilmek için benim gibi tabelacıda çalışırdı.

O dönemlerde bilgisayar ve yazıcı teknolojileri olmadığı için tabelalar tamamen el işçiliğiyle yapılırdı.

Okulu bitirdikten sonra okul arkadaşım Ömer’le bir atölye tutmuş, zaman zaman bir ajansın taşeronu olarak Kuştepe’deki atölyemizde bu tür işler yapıyorduk.

Bir gün Adalar Belediyesi tarafından ısmarlanan yüklü bir bez afiş siparişi geldi.

Otuz–kırk adet büyük beze çevreci sloganlar yazılacaktı.

Ancak süre çok kısaydı ve sadece iki kişiydik.

Aklımıza hemen resim bölümünde tabela deneyimi olan arkadaşlarımız geldi.

En güvendiğimiz Mustafa Pancar’dı.

Birkaç kişi daha çağırıp hemen çalışmaya başladık.

Ancak, afişleri yazdıkça işi zamanında yetiştiremeyeceğimiz ortaya çıktı.

Pancar’ın aklına bir fikir geldi: Benzer sloganları yazacağımız bezleri üst üste koyacak ve üstteki boyanın alttaki beze geçmesini sağlayacaktık.

Böylece alttaki bezin yazı şablonu hazır olacaktı.

Fikir hepimize çok parlak geldi ve işe koyulduk.

Ancak işler ters gitti.

Boyalar alttaki beze kustu ve istemediğimiz lekeler oluştu.

Pancar, resim yaparken sabırlıydı, ama sıkıcı işlere hiç tahammülü yoktu.

Her fire verişimizde küfrü basıp fırçayı yere fırlatıyor; zemine çarpmanın etkisiyle sıçrayan boyalar, sanki Jackson Pollock’un sıçrattığı seçkin lekeler gibi bez afişlerin üzerine yayılıyordu.

Damlalar çoğaldıkça işi yetiştirme umudumuz da tükeniyordu.

Afişler puantiyeli kumaşlara dönmüştü.

Noktalar için bir çare bulmamız gerekiyordu.

Aklımıza bir parlak fikir daha geldi; Açık havaya asılacak afişlere, rüzgârdan yırtılmasın diye delikler açılırdı.

Biz de bütün afişlere “rüzgâr delikleri” açtık ve bez afişleri bitirdik.

Ancak delikler biraz fazla olmuştu.

Sonunda bez afişleri ajansa teslim ettik ve Adalar Belediyesi’nden gelecek paranın hayalini kurmaya başladık.

Bir hafta sonra ajansın patronu geldi, ama pek keyifli değildi.

Verdiğimiz bez afişleri önümüze attı ve hiçbir şey söylemeden çekip gitti.

Sonradan öğrendik ki Adalar Belediye Başkanı, “Ben sizden bez afiş istedim, elek değil,” diyerek afişlerin hepsini geri yollamış.

Daha ilk işte ortaklık bozulmuş, Pancar’la yollarımız bir kez daha ayrılmıştı. “Yeni Glasgow Çocukları” ve “Sonradan Boyanmışlar” 1990’ların başında Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’ne ve Taksim Sanat Galerisi’ne çok iyi sergiler gelir, bizi sanatsal açıdan beslerdi.

Bunlardan biri, “Yeni Glasgow Çocukları”nın da yer aldığı İngiliz yeni figürcülerinin sergisiydi.

Bu grubun sanatçıları, 1980’ler ve 1990’larda İskoçya’nın hem yerel bir ürünü hem de görsel temsilcisi olmuştu.

İngiliz sanatının odağı figüratif geleneğe yeniden kaydığında, İskoç sanatçılar geçmişe ustaca yenilikler kazandırmıştı.

Grup, İskoç sanatının natürmort ve manzara geleneğinin katılığından uzaklaşarak sosyal sorunlara yönelik, figüratif bir sanatı savunuyordu.

Çekirdek üyeleri Steven Campbell, Ken Currie, Peter Howson ve Adrian Wiszniewski’ydi.

Adrian Wiszniewski, Çobanlar, tuval üzerine yağlıboya Erken dönem çalışmaları, Glasgow’un gerileyen sanayi ortamına ve Thatcher politikalarına karşı siyasi eleştiriler taşıyordu.

Pancar’ı bu gruptan en çok etkileyen Ken Currie ve Adrian Wiszniewski olmuştu.

İkisinin de resimlerindeki figürler, okulumuzun Resim Bölümü hocalarının illüstrasyon hatta karikatür olarak küçümseyeceği türdendi.

Açıkçası, grafik eğitimi aldığım için benim hoşuma gitmişti; ama Pancar’ın bu tarzı neden önemsediğini anlamam gerekiyordu.

Sergiden sonra Pancar’ın atölyesine gittim.

Toz ve yağlı pastellerle kâğıt üzerine birçok resim yapmıştı.

Uzun uzun resimleri üzerine konuştuk; yeni yaptığı işlerden birini bana hediye etti (Allah hediye aldığımız eserden duyacağımız mutluluğu eksik etmesin).

Mustafa Pancar, Kağıt üzerine karışık malzeme, 90’ların başı 70X100 cm. ), (C.

Karavit koleksiyonu) 1994 yılında bu etkileşimden bir sergi doğdu: “Sonradan Boyanmışlar”.

Gazetelerden seçtiği görselleri pastel boyayla yorumlayarak resmetmişti.

Yenilikçi bir tarza verdiği hızlı refleks beni etkilemişti; ama bir buluş arayışı işinde olup olmadığından emin değildim.

Zaten sergi davetiyesinde de yazmıştı: “Buluş sıradan ve sıkıcıdır.” Hafriyat Grubu’nun Kurucusu Pancar’lı Hafriyat Grubu ilk sergisini 1996 yılında İstanbul Kare Sanat Galerisi’nde açtı.

Gruba adını veren Hafriyat adlı resim de bu sergide yer alıyordu.

Mustafa Pancar, Hafriyat, İstanbul Modern, 1995 (Hafriyat Grubuna ismini vermiş olan resmi) Çekirdek kadroyu Antonio Cosentino, Mustafa Pancar, Hakan Gürsoytrak ve Murat Akagündüz oluşturuyordu. 1997’de AKM’de açacakları sergi için benden katalog yazısı istemişlerdi.

Kabul ettim; toplantılarına katıldım, notlar aldım.

Ama sergi ve resimler üzerine asıl konuşmaları Pancar’la yapıyordum.

Yazıda Hafriyat’ın çalışmalarını; yarına dair büyük iddialar taşımayan sosyal gerçekçilik olarak tanımladım.

Bir kent gezgini olan grubun eserleri; kültürel iklimimize, yerellik ile geleneklerin hızlı değişimini ele alıyordu.

Bu serginin ardından birkaç sergilerine katalog yazılarıyla ve işlerimle katıldım.

Daha sonra gruptan ayrıldım.

Pancar’la yollarımız yine ayrılmıştı.

Temel Sanat Eğitimi’ne Katkıları 2004 yılında Temel Eğitim Bölümü’nde, sanatçı olarak yaşamını sürdüren eski mezunları desen atölyesine davet etmeye karar verdik.

Pancar bu teklifi kabul etti.

Uzun ve düzenli bir mesai ona uygun değildi; ama ders vermeyi seviyordu ve bu konuda şaşırtıcı derecede disiplinliydi. 2004–2012 yılları arasında verdiği derslerle öğrencilerin ufkunu açtı; sonra da kendi ufkunu başka mecralara taşıdı.

Mustafa Pancar’ın Temel Eğitim Bölümü desen atölyesinde yaptırmış olduğu öğrenci çalışmalarından birisi. 2012 ders yılı sonunda o Avrupa’ya, ben Çin’e gittik.

Pancar’la yollarımız yine ayrılmıştı; ama artık bu gelip geçici bir yol ayrımıymış gibi görünmüyordu. “Mesafe bakışa büyü katar” derler, ama öyle olmamıştı.

Çok seyrek görüşüyorduk; işlerini ancak sosyal medyadan takip edebiliyordum.

Son mesajlaşmamızda şöyle yazmıştı: “Ne güzel görüşmüştük geçen ama… ya bu kadar mı değişmez karakterleri insanların be, yaşlandıkça buna şahit oluyoruz.” Kimse değişmemişti değişmesine de, aradaki mesafeler işin büyüsünü bozmuştu.

Geyik Muhabbeti Her Şeyi Durdurur mu?

İstanbul’dayken Pancar’ın atölyelerine sık sık uğrardım.

Resimleri üzerine sohbet etmeyi çok severdi.

Bir tuvali indirip diğerini çıkarır, her birinin üzerinde uzun uzun dururduk.

Kompozisyon, renk, ışık-gölge, bölgesel görsel örgütlenmeler ve yeni biçimsel arayışlar üzerine konuşurduk; resimlerini İngilizceden çevirdiği kaynaklarla ilişkilendirirdi.

İngilizcesi çok iyiydi.

Pancar’ın daha öğrencilik yıllarında, Yedikule’de eski ahşap ve nemli bir evin bodrumunda gönüllü bir grupla uzun süre ders almıştı.

İngilizce dersini bugün İstanbul Üniversitesi’nde doçent olan Feridun Özgümüş veriyordu.

Dersler parasızdı ve yirmiden fazla gönüllü öğrenci vardı.

Ders konuları özellikle İstanbul’un kültürel miraslarından seçiliyordu.

Kariye Müzesi’nden Ayasofya’ya, At Meydanı’ndan Karaköy’deki Ceneviz kalıntılarına kadar pek çok mekânı tur rehberi düzeyinde İngilizce olarak öğretiyordu.

Bu gönüllü kurslardan profesyonel tur rehberleri bile yetişti.

Yanlış hatırlamıyorsam Pancar da onlardan biriydi.

Ben de 1990’ların ortasında, Pancar’ın olduğu bu gönüllü kursa katıldım.

İşten çıkıp akşamları gidiyor, gece yarısı ders bitince Çamlıca’daki evime güç bela dönüyordum.

Bir gece ders çok geç bitince otobüsü kaçırmış, Feridun’un eski ahşap evinin boş bir odasında kalmak zorunda kalmıştım.

O gece, Cihat Burak’ın Cardonlar kitabında okuduğum, ama hiç görmediğim devasa cardonlarla göz göze gelmiş, sabahı zor etmiştim.

Böylece gönüllü dil kursum sona erdi.

Pancar’la yollarımız bir kez daha ayrılmıştı.

Mustafa Pancar, “Sonradan Boyanmışlar” sergisi afişi, Taksim Sanat Galerisi, 1994 Bazı Sohbetler Yarım Kalmaz, Sadece Yarıda Susar Pancar resimden hiç bir zaman vazgeçmedi, resimden başka bir iş de yapmak da istemedi.

Resim onun için bir “güvercin gerdanlığı” idi.

Devamlı yanında taşıdığı, hep birlikte olduğu ve hiç ayrılmadığı şeydi.

İnsanın hayatta “güvercin gerdanlığı” taşıyan böyle birisiyle nadiren yolları kesişir.

Ne yazık ki yurtdışına çıktıktan sonra onun “güvercin gerdanlığı”nın üzerine sohbet etme şansım pek olmadı.

Yine de İstanbul’a nadir gelişlerinde, sohbetimize kaldığımız yerden devam ederdik.

Zaman çabuk geçiyordu, ama aralıkları giderek uzayan bu sohbetler her birimiz için zamanı durdurabiliyordu.

İbnü’l -Arabi de: “Zaman tıpkı mekan gibi sınırsız bir kaplamdır.” demiş.

Biz de, sınırsız zamanı elden geldiğince durdurup, sınırlılığımızın tadını çıkarttık.

Son mesajlaşmalarımızdan birinde bu duygumu paylaştım, o da karşılık verdi: “Yani geyik muhabbeti her şeyi durdurur mu?

Dünyanın en yaratıcı şeyi sanki.” Mustafa Pancar, Parkta Hayali Gezi, kağıt üzerine kolaj, 2014 2000 yılı başında, “1980–1990 Yıllarında Akademi’de Deneysel Sanat Hareketleri” başlıklı konferans kitabım için Pancar’dan bir “önsöz” istemiştim.

O ise bir “son söz” yazmıştı: “Bu kadro aynen konağı böyle kapar.”  Ancak, konağı önce o kapattı ve yollarımız son kez ayrıldı.

Ken Currie, İskoç Üçlemesi, Cumartesiler, 1988

İlgili Sitenin Haberleri