Haber Detayı

Bu dünyadan bir ‘biz’ geçti
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
12/02/2026 04:00 (20 saat önce)

Bu dünyadan bir ‘biz’ geçti

İnsan “ben” doğar, yaşarken “biz” yaratır.

İnsan “ben” doğar, yaşarken “biz” yaratır.

Geçen cumartesi, Özdemir Bayraktar için hazırlanan “Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti” belgeselinin gösterildiği salondaydım.

Çıktıktan sonra, gazeteci Toygun Atilla ile konuştuk. “Ne çeşitli insan vardı” diyordu.

Haklıydı.

Benim de tanıdığım Özdemir Bayraktar Milli Görüşçüydü.

Ancak herkesle rahatça konuşabiliyordu.

Eve gidip onun için hazırlanan kitabı okudum.

Üzerine düşündüm.

Sahi, “çeşitliliğin nedeni” neydi?

SOLCU SANILIP EVİ BASILDI - Kitapta okudum.

Evet, Milli Görüşçüydü.

Hatta İHA’lardan vazgeçmemesi Erbakan ’ın tavsiyesiydi: “Engellemeye rağmen yapmanız sizin üzerinize farz-ı ayndır.” Ama geçmişte, en yakın üniversite arkadaşları farklıydı: “Özdemir Bayraktar, sosyalistlerin yoğunlukta olduğu bir arkadaş grubunda yer alacak ve onların arasında kendi kimliğiyle var olacaktı.” Yine kitapla öğrendim, solcu olduğu zannıyla evi basılmıştı.

Demek, soldaki çok kimseyle ortak değerleri vardı.

Belki de salondaki çeşitliliğin nedeni buydu.

Prof.

Dr.

Necmettin Erbakan, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir Bayraktar ile birlikte SİHA projelerini inceliyor. - Kuşkusuz mesele sadece sıra arkadaşlığı değildi. “Tam bağımsız Türkiye” sloganı, solun üzerinde yükseliyordu.

Özdemir Bayraktar’ın da attığı bir slogandı bu.

O yıllarda Amerikan 6.

Filosu Türkiye’ye gelmişti.

Filoya karşı eylemlerin merkez üssü, İTÜ Makine Fakültesi binasının da olduğu Gümüşsuyu kampüsüydü.

Nitekim eylemler sırasında Gümüşsuyu’ndaki yurt basılmış, devrimci öğrenci Vedat Demircioğlu camdan atılarak katledilmişti.

Kitapta anlatıyor: “Emperyalizm karşıtlığında birleştiği sosyalist arkadaşlarıyla birlikte 6.

Filo’ya karşı çıkarlar.

Özdemir Bayraktar, o yıllarda da milli olanın yanındadır.

Ömrünün sonuna kadar sürdürdüğü tavır, üniversitede ‘6.

Filo defol’ diyen arkadaşlarıyla birlikte olmayı gerektirir.” Emperyalizm karşıtlarıyla biraraya gelme fikri, belki de çeşitliliğin nedeniydi.

MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BAYRAKTAR Özdemir Bayraktar, eşi ve oğlu Haluk. - Şimdilerde nargileyle, lüks arabayla, tespih koleksiyonuyla ya da sosyal medyacılıkla hobi geliştiren kuşaktan farklıydı.

Eşi Canan Hanım, İstanbul Üniversitesi ekonomi mezunuydu.

Eski kartlı bilgisayarlarda muhasebe programı yazmayı öğrenirken, Sınai Kalkınma Bankası’nda çalışıyordu.

Sanatla, özellikle resimle ilgiliydi.

Özdemir Bayraktar ise yüzmeye, dalışa, rüzgâr sörfüne özellikle maket yapımına meraklıydı.

Belki de neden buydu. - Elbette hep siyasetle ilgiliydi.

Ama siyasete rozetle girdiği yıllar sınırlıydı. 1990’da resmen Refah Partisi’ne üye oldu.

Görevler aldı.

Milli Görüş’teki kırılmada Erdoğan-Gül-Arınç ’ın başını çektiği ekibe karşı tavır aldı: “Milli Görüş tarihinin belki de en önemli yol ayrımı olan Gelenekçiler-Yenilikçiler ayrımında Gelenekçiler saflarında yer aldı.” Hayatının sonuna kadar Erbakan çizgisinde olsa da Fazilet Partisi’nin kapatılmasıyla siyaseti hayatının merkezinden çıkarmıştı.

Çeşitliliğin nedeni belki de buydu. ‘KANDIRILMAYAN’ BAYRAKTAR - Laboratuvarda yaptığı ilk insansız hava araçlarının sahadaki sonuçlarını denemek için Gabar Dağı’nı seçmişti.

O gün Bayraktar’a üssün kapılarını açan isim Şırnak Altıncı Motorlu Piyade Tugayı Kurmay Başkanı Mustafa Köseoğlu ’ydu.

Zor koşulların yoldaşlığı belgeselde var.

Ancak... 2012 yılının nisan ayında Köseoğlu, tutuklandı.

Hem de 28 Şubat kumpas davasında.

O gün iktidarda bulunan ittifak kumpasın arkasındaydı. “28 Şubat mağduruyum” diye bir sürü kişi ortalığa dökülmüş, operasyonları destekliyordu.

İstese, Milli Görüşçü Özdemir Bayraktar da bunu yapabilirdi.

Ama yapmadı.

Zaten Erbakan da askerlere karşı açılan davalara erkenden tavır almıştı.

Köseoğlu, belgeselde yaşadıklarını şöyle anlattı: “Mamak Cezaevi’nde beni ilk ziyarete Özdemir Bey geldi.

Peşinden Selçuk Bey geldi.

İnsanlar sizden uzaklaşırken bu çok önemli bir şeydi.

Beni defalarca Mamak’ta ziyaret ettiler.” Köseoğlu hapisten çıktıktan, emekli edildikten sonra da aralarındaki hikâye bitmedi.

Köseoğlu, bugün Baykar genel müdür yardımcısı.

Salondaki çeşitliliğin nedeni belki de buydu. “Münferit” demeyin... - Belgeselde konuşanlardan biri emekli Orgeneral Ergin Saygun .

Sebepsiz değil.

İHA yapılıyordu ama anlatılana göre başarısına inanan azdı.

TB1’in uçmasına izin verilmiyordu.

Sonu Vecihi Hürkuş ’un uçağı gibi mi olacaktı?

Kitaptan devam edeyim: “Ergin Saygun Paşa, Baykar ekibine Keşan Havalimanı’nı kullanma iznini verir.

Nihayet Bayraktar TB1’in ilk uçuş denemesi 8 Haziran 2009 tarihinde gerçekleşir.” Devamı sürpriz olmadı.

Saygun, Balyoz’dan tutuklandı.

Cezaevinde ölümle dans etti.

Neredeyse 10 saat süren bir kalp ameliyatına alındı.

Devamını Ergin Paşa belgeselde anlatıyor: “ Hastane, hapishane, mahkeme sürecinde ne beni ne ailemi yalnız bıraktı.

Ameliyat geçirdiğimde sabaha kadar çocuklarımla, eşimle beraber sabaha kadar bekledi.” Belki de neden buydu. - Salonda, onun sözlerinden sonra bir alkış koptu.

Ahmet Yavuz ’dan bahsediyorum.

Özdemir Bey’in projesine TSK’de destek verenlerden biriydi.

O da tutuklanmış, Silivri’ye atılmıştı.

Belgeselde devamını şöyle anlatıyor: “Bilimsel bir bakışa sahipti.

Ahlaki boyutu tamdı.

O yüzden bu oyuna gelmeyenlerden birisiydi.

Ben Silivri Cezaevi’nden çıktığım gün Özdemir Bey kapının karşısındaydı.” Çeşitlilik belki de bu yüzdendi.

EMPERYALİZME KARŞI OLDUKLARI İÇİN... - Yaşarken Özdemir Bey’e “Yanınızda hangi askerler vardı” diye sormuştum.

O da sıralamıştı.

Adını saydığı Atatürkçü askerlerin tamamı ya tutuklanmış ya kumpaslarla tasfiye edilmişti.

Kitabı okuyunca anladım ki Özdemir Bey, o günlerde, “Bunlara sahip çıkma” diye uyarılmış.

Ama o, “Emperyalizme karşı oldukları için bu davalar kendilerine açılıyor” diyerek cevap vermiş.

Çeşitliliğin nedeni belki de buydu.

Ha...

Bu arada...

Bayraktarların karargahâ karşı protesto eylemi. - Belgeseli izlerken, “devrin döndüğü” 2014 sonrasını da merak ediyordum.

Köseoğlu’nun şu sözleri beni uyandırdı: “Mühimmatların entegre edilmesi çok da kolay olmadı.

Mücadele 2014- 2015’te devam etti.

Diyarbakır’da Deve Geçidi’nde atış yapacağız, izin vermediler.” Köseoğlu’nun sesi, 2015 yılında, Hulusi Akar ile Özdemir-Selçuk Bayraktar’ın yan yana olduğu bir fotoğrafın önünde gelmeye devam ediyor: “Özdemir Bey de bunu yüksek sesle dile getiriyordu. ‘ Burası nerenin Genelkurmay Başkanlığı’ diye bağırarak söyleyince ortalık buz kesti.” Belgeselde Özdemir Bey’in kardeşinin anlattığından anlıyoruz ki Selçuk Bayraktar “o karargâha karşı” eylem yapmış: “Selçuk şöyle bir şey yaptı.

Mühimmatın burnuna ‘Bana atış izni yok’ diye yazdı.

TB2’nin kamerasıyla havadayken çekti.

Abim bunu Genelkurmay başkanı dahil herkese servis etti.” Belki de sebep buydu.

Anlatacak daha çok şey var ama...

İnsan bir kişi.

Belki de bu dünyadan bir “biz” geçti.

İlgili Sitenin Haberleri