Haber Detayı
Ege’de Diyalog Israrı Ne Söylüyor?
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda, hafızamız genellikle kriz başlıklarıyla doludur. Kıta sahanlığı, hava sahası, adalar, Doğu Akdeniz… Liste uzar gider. Ancak son dönemde Ankara’dan ve Atina’dan gelen mesajlar, alıştığımız sert başlıklardan ziyade daha temkinli, daha itidalli ve dikkat çekici biçimde daha “umutlu”.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda, hafızamız genellikle kriz başlıklarıyla doludur.
Kıta sahanlığı, hava sahası, adalar, Doğu Akdeniz… Liste uzar gider.
Ancak son dönemde Ankara’dan ve Atina’dan gelen mesajlar, alıştığımız sert başlıklardan ziyade daha temkinli, daha itidalli ve dikkat çekici biçimde daha “umutlu”.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile yaptığı son görüşme sonrasında verdiği mesajlar da tam olarak bu yeni iklimin altını çiziyor.
Erdoğan’ın şu vurgusu özellikle önemli: “Mevcut meseleler çetrefil olmakla birlikte uluslararası hukuk temelinde çözümsüz de değildir.” Bu cümle aslında bir tespitten öte, bir çağrı niteliği taşıyor.
Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan, sorunların varlığını inkâr etmiyor; aksine onların karmaşık ve zor olduğunu açıkça kabul ediyor.
Ancak aynı anda şunu da söylüyor: Çözüm imkânsız değil.
Yeter ki iyi niyet, yapıcı diyalog ve çözüm iradesi olsun.
Peki bu vurgu neden şimdi yapılıyor?
Son iki yılda Türkiye–Yunanistan ilişkilerinde dikkat çekici bir ivme yakalandı.
Atina Bildirgesi, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantıları, artan diplomatik temaslar ve 7 milyar dolara ulaşan ticaret hacmi… Bunların her biri, iki ülkenin kriz üretmekten ziyade yönetmeyi tercih ettiğini gösteriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diyalog kanallarının açık tutulması gerektiğine “yürekten inanıyorum” ifadesi ise rastgele seçilmiş bir söz değil.
Bu, devlet aklının sahaya yansıması.
Zira Türkiye, Ege’de tansiyonun yükselmesinden değil, istikrardan kazançlı çıkacağını biliyor.
Aynı şekilde Yunanistan da bölgesel belirsizliklerin arttığı bir dönemde komşusuyla kontrollü bir ilişki yürütmenin değerini görüyor.
Elbette şu soru akla geliyor: Gerçekten Ege’de kalıcı bir sükûnet mümkün mü?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaklaşımı bu soruya temkinli ama net bir cevap veriyor. “İlerleme kaydedilebilir” diyor.
Ne fazla iyimser, ne de karamsar.
Bu, diplomasinin dili.
Çünkü Ankara, geçmişte yaşanan deneyimlerin farkında.
İlişkilerin bir gecede bozulabildiğini de, doğru zeminde hızlıca toparlanabildiğini de biliyor.
Bu noktada Erdoğan’ın Miçotakis ile “açık ve samimi” bir görüşme yaptıklarını özellikle vurgulaması dikkat çekici.
Kapalı kapılar ardında konuşulanların, basın önünde dile getirilenlerle örtüşmesi, güven inşası açısından önemli.
Bu, tarafların birbirine mesajlarını dolaylı değil doğrudan verdiğini gösteriyor.
Sonuç olarak şunu söylemek mümkün: Türkiye ile Yunanistan arasında tüm sorunlar bir anda çözülmüş değil.
Kimse de böyle bir iddiada bulunmuyor.
Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği mesajlar, Ankara’nın kriz dili yerine çözüm dilini öncelediğini açıkça ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajları, Türkiye açısından bu iradenin masada olduğunu gösteriyor.
Top artık karşılıklı iyi niyet ve süreklilikte.