Haber Detayı
Sofranın neşeli hafızası sergileniyor
Odunpazarı Modern Müze’nin uzun soluklu sergisi “Ferahfeza” yeme-içme ve kutlama kültürünü katmanlı bir bakış açısıyla ele alırken hepimizin unuttuğu ve özlediği bir araya gelme, paylaşma ritüellerini hatırlatıyor.
Meltem KERRARmeltemkerrar@gmail.comFestivalleri, senfoni orkestrası, tiyatro salonları ve müzeleriyle kendi karakterini yaratan bir kültür sanat ortamına sahip nadir şehirlerimizden biri Eskişehir.
Elbette bunda Yılmaz Büyükerşen vizyonunun büyük payı var. 2019 yılında açılan Odunpazarı Modern Müze de, modern mimarisi ve çoklu içeriğiyle kente artı değer katan bir başka oluşum.
Şehrin tarihi Odunpazarı evlerinin arasında yer alan binanın tasarımı dünyaca ünlü mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates (KKAA) imzası taşıyor.
Hayata geçiren ise Eskişehirli mimar ve koleksiyoner Erol Tabanca.
Gündüz olduğu kadar gece de semte hayat veren yapı, bölgedeki diğer kent müzeleri ile birlikte bir müze meydanı yaratmış adeta.Ziyaret sebebimiz “Ferahfeza” sergisi, şu günlerde herkese iyi gelecek bir içerikle çıkıyor karşımıza.
Ziyaretçilerini neşenin, kutlamanın, dostluğun, flörtün, komşuluğun ve paylaşılan tüm anların ardındaki ortak duygulara davet eden sergi, ağırlıklı Türk sanatçılardan ve dünya coğrafyasından farklı disiplinlerdeki isimlerini de bir araya getiriyor.
Resim, heykel, yerleştirme, fotoğraf, video gibi çoklu bir skalada izlediğimiz yapıtlar, Abdülmecit Efendi’den günümüz sanatçılarına dek geniş bir zaman seçkisini içeriyor.
İş Yatırım’ın ana destekçi olduğu “Ferahfeza” sofranın yalnızca yemek yenilen bir alan olmadığını; konuşmanın, kutlamanın, yas tutmanın ve paylaşmanın merkezinde olduğunu hatırlatıyor bize, bir kez daha ve kendi dilinde.
Ara Güler’le bir anlık eski İstanbul akşamına gidiyor, Cihat Burak’la neredeyse sesini duyduğumuz balık pazarında dolaşıyor, Cevat Dereli’yle unutulan gerçek meyhanelere, Fikret Mualla’yla onun barlarına, bistrolarına gidiyoruz… İçimizde şahane bir İtalyan ezgisi çaldıran Slim Aarons’un fotoğrafıyla şık ve sade bir Capri sofrasına davet ediliyor, daha sonra alt katta Robie McIntosh’un fotoğrafına da isim veren göğsü “Tutto Pasta” dövmeli Napoli insanlarını görünce de muzip bir gülümsemeyle yan yana olsalardı keşke demeden edemiyoruz!Hep birlikte dans edilen düğünler de, kahvaltıdan akşam yemeğine bireysel hafıza tarihimizde yer eden ikonik objeler de, kendi ordusunu yaratan (!) tall latte bardakları da, birlikte ve yalnız, kalabalık ve tek olmayı düşündürüyor bize, pek çok soruyla birlikte.İçine farklı müze ve sanat durakları ekleyebileceğiniz bir hafta sonu rotasında TCDD hızlı treniyle İstanbul’dan 3, Ankara’dan 1.5 saatten az sürelerde ulaşabileceğiniz Eskişehir’e yolunuzu düşürüp 13 Eylül’e dek Ferahfeza sergisini görebilirsiniz.Serginin küratörü Yağmur Elif Ertekin’e bu özenli çalışmanın detaylarını sorduk.Mottosu ve klasikten güncele uzanan içeriğiyle farklı izleyicileri bir araya getiren bir sergi Ferahfeza.
Böyle bir sergi düzenleme fikri nasıl/ hangi ihtiyaçlarla oluştu?
Uzun süredir bir kutlama sergisi yapma fikri üzerine düşünüyorduk.
Bir arada olmanın yarattığı umut, hafiflik ve keyif duygusunu hatırlatan; sergiden çıkarken izleyicinin içinde iyi bir his bırakan, rahatlatıcı bir seçki arayışı vardı.
Bu süreçte sofra, çok erken bir aşamada serginin merkezine yerleşti.
Çünkü sofra yalnızca yemek yenilen bir yer değil; insanların bir araya geldiği, konuştuğu ya da sustuğu, duygularını paylaştığı ve birlikte olma halini deneyimlediği bir alan.
Özellikle bu topraklarda ve Akdeniz kültüründe, bir araya gelinen hemen her durumun arka planında bir sofra vardır.
İş toplantılarından cenazelere, düğünlerden arkadaş buluşmalarına; yazlık sitelerden plajlara, lokantalardan barlara, meyhanelerden piknik alanlarına, parklardan bahçelere kadar pek çok farklı ortamda sofra karşımıza çıkar.
Her birinin kendine özgü ritüeli ve havası vardır.
Bu yüzden sofra, anlatmak istediğimiz pek çok duygunun ve halin doğal bir ortak noktası haline geldi.Sofra/yemek/bir araya gelmek gibi çoklu temaları olan sergi “Ferahfeza” adıyla isim bulmuş.
Anlatır mısınız nedenini?
Ferahfeza, bildiğiniz gibi Türk müziğinde hem neşe veren ama hem de içinde hafif bir sızı barındıran bir makam.
Ancak sergi bağlamında bizim için asıl belirleyici olan, kelimenin taşıdığı anlamdı: Ferahlatan, genişleten ve insanın içini açan.
Serginin ismi baştan verilmiş kesin bir karar değildi; seçki şekillendikçe ve işler yan yana geldikçe, bu kelimenin serginin duygusunu en doğru şekilde karşıladığını fark ettik.
Bir sofra etrafında bir araya gelmenin, paylaşmanın, konuşmanın ya da bazen sadece birlikte susmanın ardından hissedilen o rahatlama ve “göğsün genişlemesi” duygusu, Ferahfeza’nın çağrıştırdığı halle örtüşüyordu.
Bu nedenle Ferahfeza, serginin temasını tanımlamaktan çok, onun ruhunu anlatan bir isim haline geldi.Kutlama fikriyle yola çıktıkAbdülmecid Efendi’den Haluk Akakçe’ye uzanan geniş bir zaman aralığı sunan sergide dünyadan sanatçıların işlerini de görüyoruz.
Sanatçı ve yapıt seçiminde öncelikleriniz neler oldu Ferahfeza bağlamıyla ilişkilendirirken?
Farklı dönemlerden sanatçıların aynı seçki içinde bir araya gelmesi bizim için çok önemliydi.
Bu yaklaşım yalnızca Ferahfeza’ya özgü değil; OMM’da yaptığımız çoğu sergide önemsediğimiz bir tutum.
Ele aldığımız konu ya da tema ne olursa olsun, hem geçmişe hem bugüne bakmanın; değişen, dönüşen, eksilen ya da yeni anlamlar kazanan öğeleri ve duyguları birlikte görebilmenin gerekli olduğuna inanıyorum.
Farklı dönemlerden aynı meseleye yönelen bakışlara yer vermek, konuyu daha katmanlı ve bütünlüklü bir şekilde ele almamıza imkan tanıyor.
Ferahfeza özelinde ise bir kutlama sergisi fikriyle yola çıktığımız için bu duyguyu tek bir dönemle ya da coğrafyayla sınırlamak istemedik.
Aksine, çeşitliliği artırarak kutlama halini daha kapsayıcı ve evrensel bir noktaya taşımayı amaçladık.
Sofranın ve bir arada olmanın taşıdığı coşkuyu; neşesiyle, kırılganlığıyla ve farklı duygusal katmanlarıyla ancak bu çeşitlilik içinde görünür kılabileceğimizi düşündük.