Haber Detayı
CHP’de ‘mutlak butlan’ gölgesi
Ankara'da siyaset dün yine alışıldık reflekslerinden birini verdi: Önce gürültü yükseldi, sonra herkes o gürültünün neden çıktığını anlamaya çalıştı. Meclis'teki tartışmalı görüntüler elbette dikkat çekiciydi. Ancak asıl mesele, Adalet Bakanlığı'na Akın Gürlek'in, İçişleri Bakanlığı'na ise Mustafa...
Ankara'da siyaset dün yine alışıldık reflekslerinden birini verdi: Önce gürültü yükseldi, sonra herkes o gürültünün neden çıktığını anlamaya çalıştı.
Meclis'teki tartışmalı görüntüler elbette dikkat çekiciydi.
Ancak asıl mesele, Adalet Bakanlığı'na Akın Gürlek'in, İçişleri Bakanlığı'na ise Mustafa Çiftçi'nin atanmasıyla birlikte kulislerde başlayan yeni tartışma dalgasıydı.
Çünkü bu atamalar klasik 'siyasi denge' hamlelerinden çok, devlet aklının yeniden bürokratik reflekslere yaslanma arayışı olarak yorumlandı.
Siyaset bazen çok konuşur ama hafızası zayıftır.
Oysa hukuk öyle değildir.
Hukukun en sevmediği şey, unutulmuş gibi davranılan dosyalardır.
Mutlak butlan davası gibi...
Alman filozof Nietzsche şöyle der: 'Unutmak, çoğu zaman bir savunma biçimidir.' Bugün yaşanan tartışmaların merkezinde de tam olarak bu gerilim var: Siyasetin unutmak istediği ile kurumların hatırlamakta ısrar ettiği şey arasındaki gerilim.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrası yapılan atamalarda giderek belirginleşen bir tercih dikkat çekiyor: Daha az siyasi profil, daha fazla teknik ve kurumsal geçmiş.
Bu tercih, destekleyenler tarafından 'devletin yeniden ciddiyet kazanması' olarak görülüyor; eleştirenler ise bunun siyaseti daraltacağı görüşünde.
Ancak tartışmayı büyüten yalnızca atamalar değil.
Yerel yönetimlere ilişkin yürüyen soruşturmalar, kamuoyuna yansıyan iddialar ve özellikle CHP kurultayına ilişkin açılan davanın hukuk çevrelerinde 'mutlak butlan' kavramı üzerinden konuşulması, parti üzerinde yeni bir kaygı rüzgârının esmesine yol açmış durumda.
Burada ilginç olan şu: Siyaset, hukuki tartışmayı siyasi savunma refleksiyle karşılıyor.
Oysa Fransız düşünür Montaigne yüzyıllar önce şöyle uyarmıştı: 'Savunma çoğu zaman gerçeği açıklamaz; sadece korkunun şeklini değiştirir.' Bugün Ankara'da hissedilen şey de tam olarak bu: Bir haklılık tartışmasından çok, karşılıklı güvensizlik iklimi.
İktidar kanadı süreci 'şeffaflaşma' ve 'hesap verilebilirlik' olarak okuyor.
Muhalefet ise bunun siyasallaştığını savunuyor, belgeli iddiaları, itirafları görmezden geliyor.
Gerçek hangisi mi?
Siyasette gerçek çoğu zaman tek başına dolaşmaz.
Yanında algıyı, korkuyu ve beklentiyi de taşır.
Türkiye'de siyaset uzun zamandır yüksek sesle konuşuyor ama az dinliyor.
Belki de sorun tam burada.
Ama susulan yerde tartışma bitmez; sadece ertelenir.
CHP açısından bugün tartışmanın odağında yalnızca günlük polemikler değil, hukuki sonuçları olabilecek bir dava süreci var.
Bu sürecin nasıl sonuçlanacağını mahkemeler belirleyecek.
Ancak siyasetin dili, bu sonucu beklemek yerine şimdiden hüküm vermeye hevesli görünüyor.
Oysa devlet işleri aceleye gelmez.
Tarih de bize şunu gösterir: Siyaset günü kurtarır, kurumlar ise zamanı.
Şimdi Ankara'nın önünde duran soru şu: Bu süreç, Türkiye'de siyasetin hukukla ilişkisini yeniden tanımlayan bir eşik mi olacak yoksa alışıldık sert tartışmalar arasında kaybolup gidecek mi?
Bunu zaman gösterecek.
Ama şu kesin: Türkiye'de bazıları siyaseti gerçeği gölgeleyecek biçimde hızlı konuşarak tüketiyor.
Hukuk ise her zamanki gibi daha yavaş ama daha kalıcı ilerliyor.