Haber Detayı

Türkiye'nin Afrika'daki çok katmanlı ve dengeli güvenlik politikası
Güncel haberler.com
13/02/2026 11:25 (2 saat önce)

Türkiye'nin Afrika'daki çok katmanlı ve dengeli güvenlik politikası

SETA Dış Politika Araştırmacısı Dr. Tunç Demirtaş, Türk F-16'larının Somali'ye konuşlandırılmasının Ankara'nın Afrika politikasındaki stratejik anlamını AA Analiz için kaleme aldı.

SETA Dış Politika Araştırmacısı Dr.

Tunç Demirtaş, Türk F-16'larının Somali'ye konuşlandırılmasının Ankara'nın Afrika politikasındaki stratejik anlamını AA Analiz için kaleme aldı.***Somali semalarında son dönemde artan askeri hareketlilik, ilk bakışta yalnızca terörle mücadele operasyonlarına verilen teknik bir destek olarak görülebilir.

Oysa sahadaki gelişmeler, bu görünümün çok daha geniş bir stratejik çerçevenin parçası olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye'nin Somali'deki varlığı, artık sadece güvenlik alanında taktik katkılarla sınırlı olmayan ve yatırımların korunmasından enerji faaliyetlerine, kurumsal kapasite inşasından bölgesel caydırıcılığa uzanan çok katmanlı bir ortaklık modeline işaret ediyor.

Günümüzde yaşanan gelişmeler, Ankara'nın Afrika Boynuzu'ndaki uzun vadeli angajmanının yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.Türkiye'nin Somali'deki duruşunu anlamak için en temel gerçeklikten başlamak gerekir.

Ankara, uzun yıllardır Somali'nin terörle mücadele kapasitesini güçlendirmeye çalışan, bunu da günü kurtaran müdahaleler yerine kurumsal kapasite inşası üzerinden yapan en samimi aktörlerden biridir.

Bu çizgi, askeri sahanın yanı sıra insani yardım, kalkınma programları, eğitim-burs mekanizmaları ve kamu kapasitesini ayakta tutan desteklerle birlikte yürüdü.

Günümüzde hava araçlarının artan görünürlüğü ve sahneye çıkması, bu uzun soluklu ortaklığın sert güç boyutunun da yeni bir eşiğe geçtiğine işaret ediyor.Sahadaki stratejik mantıkBu yeni eşik, doğrudan yatırımların güvenliği meselesiyle de bağlantılı.

Somali'de Türkiye'nin hızla artan yatırımları, özellikle stratejik nitelikteki projeler söz konusu olduğunda güvenlik boyutu kaçınılmaz biçimde öne çıkıyor.

Nitekim Türkiye'nin Somali'de uzay üssü projesini resmi düzeyde gündeme taşıdığı, fizibilite ve tasarımın tamamlandığı ve ilk aşama inşaatının başladığı görülüyor.

Böyle bir projenin korunması, yerel güvenlik tedbirlerinin ötesinde caydırıcılık üreten bir kuvvet mimarisiyle anlam kazanır.

F-16'ların varlığı bu açıdan terörle mücadele desteği kadar, kritik tesis güvenliğinin de parçası olarak okunmalıdır.İkinci ve önemli belirleyici diğer bir boyut, enerji dosyasıdır.

Somali açıklarında yürütülmesi planlanan arama/sondaj faaliyetleri, Türkiye-Somali ilişkileri kadar bölgesel jeopolitik açısından da önem taşıyor.

Nitekim Türkiye'nin Somali'de ilk kez derin deniz sondajına başlamayı planladığı biliniyor.

Bu noktada hava gücü, denizdeki faaliyeti koruyan, riskleri azaltan ve muhtemel taciz ve sabotaj girişimlerine karşı maliyeti yükselten bir caydırıcılık katmanıdır.Bu resim, deniz unsurlarıyla daha da netleşiyor.

Milli Savunma Bakanlığının (MSB) yayımladığı bilgiye göre TCG Sancaktar, TCG Gökova ve TCG Bafra'dan oluşan görev unsurları, Somali Türk Görev Kuvveti'ne lojistik destek sağlamak ve Somali deniz yetki alanlarında araştırma faaliyeti icra edecek Çağrı Bey sondaj gemisine destek vermek amacıyla bölgede görev yapacak.

Her birinin ayrı niteliği ve önemi olan bu üç gemi, her türlü potansiyel tehdit ve riske karşı görev yapabilecek kapasiteye sahip.

Deniz görev grubunun varlığına hava gücünün eşlik etmesi, özellikle Aden Körfezi hattında ve Somali açıklarında riskleri yönetmek için güçlü bir çerçeve oluşturmaktadır.

Son dönemde denizde yaşanan kaçırma, alıkoyma, korsanlık riskleri ve asimetrik taciz ihtimalleri düşünüldüğünde, enerji faaliyetlerinin yürütüleceği alanlarda havadan gözetleme ve hızlı reaksiyon kabiliyeti oyunun kurallarını değiştirir.Üçüncü boyut, Türkiye'nin Somali'nin güvenlik sektörüne verdiği eğitim ve kapasite desteğinin artık daha üst seviye mimariye bağlanmasıdır.

Türkiye, yıllardır Somali güçlerinin eğitimi ve kurumsal dönüşümüne katkı sunuyor.

Bu, sahada devlet otoritesinin yeniden inşası açısından kritik bir başlıktır.

Burada sayı tartışmasına sıkışmadan söylenebilecek net şey, Somali'nin bugün geçmişe kıyasla kara-hava-deniz boyutlarında ilerleme kaydetmesinde Türkiye ile yürütülen işbirliğinin kurumsal etkisinin belirgin olduğudur.Çok katmanlı ve dengeli güvenlik mimarisiBu konuda elbette Türkiye'nin Somali'de en yakın müttefiki olarak uluslararası partnerlerinin yanı sıra Somali halkının olduğu da unutulmamalı.

Bunun en büyük desteği, Somali halkının istikrar ve egemenlik talebinden öne çıkmaktadır.

Bu kapsamda Ankara'nın yaklaşımı, klan kimliği üzerinden ilişki kurmak yerine, meşru yönetimle ve devlet kurumlarıyla çalışmayı esas alarak birçok aktörden farklılaşmaktadır.

Somali'de Villa Somali'ye yani Cumhurbaşkanlığı makamına kim seçilirse seçilsin, Somali'nin meşru siyasal iradesiyle işbirliğini sürdürme iddiası bu çerçevede anlam kazanır.Tam da bu yüzden, Türk F-16'larının Somali semalarında görünmesini ani bir refleks ya da konjonktüre bağlı, yüksek tonda bir mesaj üretme çabası olarak okumak eksik kalır.

Daha isabetli olan, bunu Türkiye'nin son yıllarda dış güvenlik angajmanlarında giderek belirginleşen bir eğilimin parçası olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Nitekim düşük görünürlükle başlayan kapasite inşası süreçlerinin, belirli eşiklerde ölçeklenebilir caydırıcılık unsurlarıyla tamamlanması bu anlamda önem arz ediyor.Bu perspektiften bakıldığında F-16 iddiaları, terörle mücadele operasyonlarına taktik katkı sunan bir unsur olmakla birlikte kritik altyapı ve yatırımların güvenliği, deniz görev grubunun koruma ve refakat kapasitesi ve Mogadişu yönetiminin egemenlik iddiasının sahada desteklenmesi gibi başlıkları tek bir stratejik çerçevede birleştiren çok katmanlı güvenlik mimarisinin görünürleşmiş bir bileşenidir.

Böylece hamle, kısa vadeli politik sinyal üretmekten ziyade, riskleri dağıtan ve maliyeti karşı tarafa yükselten daha geniş bir dengeleme mantığı içinde konumlanır.Bu mimarinin anlamı, egemenlik ve toprak bütünlüğü tartışmalarını keskinleştiren dış adımların arttığı bir dönemde daha da belirginleşiyor.

Zira Somaliland dosyasının yeniden ısınması, güvenlik-yatırım-deniz yetki alanları eksenindeki risk algısını doğrudan etkileyen bir katalizör işlevi görüyor.

İsrail'in Somaliland'i tanıdığı konjonktürde söz konusu hamle daha geniş okunmalıdır.

Somaliland yönetimi, İsrail'in tanıma adımı sonrasında ticaret anlaşması beklentisini ve stratejik işbirliği arayışını açıkça dile getiriyor.

Bu süreç, Mogadişu'nun egemenlik algısını sertleştiren bir kırılma üretiyor.

Somali'yi istikrarsızlaştırmaya dönük her dış hamle, paradoksal biçimde Somali-Türkiye ilişkilerini daha da perçinleyen bir zincirleme reaksiyon doğuruyor.Sonuç olarak, iddia edilen F-16'lar, sadece terörle mücadelede bir ek kapasite değil.

F-16'ların varlığı, kritik yatırımların korunması, enerji faaliyetlerine çok katmanlı refakat ve Afrika Boynuzu'nda egemenlik-toprak bütünlüğü eksenli bir savunma diplomasisi dilinin sahadaki görünümüdür.

Bu tablo, Türkiye'nin bölgede güvenliği ve kalkınmayı birlikte tasarlayan, kurumsal süreklilik üreten bir ortak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.[Dr.

Tunç Demirtaş, SETA Dış Politika Direktörlüğünde Araştırmacıdır.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

İlgili Sitenin Haberleri