Haber Detayı

Hacimli etekler, kabarık kollar, dantel dokular ve inciler Sanki 19’uncu yüzyıldaymışız gibi...
Kelebek hurriyet.com.tr
14/02/2026 07:00 (5 saat önce)

Hacimli etekler, kabarık kollar, dantel dokular ve inciler Sanki 19’uncu yüzyıldaymışız gibi...

Moda dünyası bir süredir tanıdık ama evrilmiş bir stille bizi yeniden buluşturuyor: Regencycore. 19’uncu yüzyıl stil kodlarını günümüze taşıyan bu tarz ilk bakışta dönem modası gibi görünebilir. Ama 2026’da bu stil, tarihsel bir kostümden çok bir tavra ve özellikle markaların yeni koleksiyonlarına girmeyi başarmış, modern bir estetiğe de dönüştü.

Göğüs altından açılan elbiseler, uzun ve hacimli etekler, korseler, kabarık kollar, dantel dokular, inciler...

Sevilen ve Türkiye’de de çok izlenen ‘Bridgerton’ dizisiyle birlikte moda sahneleri de regencycore estetiğini romantik, pastel ve masalsı bir dünyayla popülerleştirdi.

Tabii bugün konuştuğumuz regencycore denen bu stil, o balo salonlarından biraz uzaklaşmış durumda. 2026 yorumu daha az romantik, daha karanlık ve daha gotik.Bu yüzden regencycore artık romantik bir ‘dönem elbisesi’ anlamına gelmiyor.

Aksine oranlarla ve detaylarla kurulan, çoğu zaman gündelik hayata adapte edilebilir bir stil dili söz konusu.

Kollar hacimli ve dramatikse -ki 2026 koleksiyonlarında bunu sıkça görüyoruz- eteklerde bilinçli bir dengeleme var.

Kimi zaman bu denge daha sade formlarla sağlanıyor, bazen de etekler özellikle devasa yapılıyor, kollar sakinleşiyor.

Silüet bazen korselerle belirginleştiriliyor, bazen de tamamen serbest bırakılıyor.

Renk paletiyse belirgin şekilde değişmiş durumda: Romantik pasteller yerine çoğu zaman siyah, lacivert ve gri gibi karanlık tonlar tercih ediliyor.

Danteller, kabarık etekler, vatkalı kollar, kurdele detayları ve korseler bu stilin 2026’daki ana aktörleri.

Mary Jane babetler, örgü saç aksesuarları ve uzun dantel eldivenlerse tamamlayıcı unsurlar.

Sertlik hissi...Her ne kadar dizi, bu estetiğin popüler yüzü olmaya devam etse de regencycore’un bugünkü halini kırmızı halıda da net bir şekilde görüyoruz.

Özellikle ‘Uğultulu Tepeler’ prömiyerinde Margot Robbie’nin giydiği Dilara Fındıkoğlu imzalı tasarım bu dönüşümü çok güçlü bir yerden anlatıyor.

Regencycore estetiği burada romantik bir süs gibi kullanılmıyor; daha karanlık, daha ‘gergin’ bir yerden ele alınıyor.

Korsenin bedeni saran yapısı, transparan yüzeyler ve görünen balenlerle birlikte güçlü ama rahatsız etmeyen bir sertlik hissi var.

Elbisenin üzerine yayılan, halatı andıran yeşil örgü detaylarıysa oldukça çarpıcı.

Bana kalırsa, romantizmi zarif bir hayal olmaktan çıkarıp daha bağlayıcı, daha tutkulu bir hale dönüştürmüş.

Margot Robbie’nin bu görünümü sakin ama kendinden emin bir duruşla taşıması da onun bilinen ‘Barbie güzelliğine’ karanlık bir taraf ekleyerek onu daha da güçlü göstermiş.HER TARZA UYGUN Midi bir etekle şık durur.Mango, 1.999 lira Gösterişli takılar stilin olmazsa olmazlarından.Nishya, 27. 868 lira Stilin karanlık kısmını yansıtan bir korse modeli.Nocturne, 9.999 lira Belden sarışı ve etek formu trende uygun.

Zara, 2.290 lira Dubai podyumlarından notlar...Sonbahar/Kış 2026-27 koleksiyonlarının sergilendiği Dubai Moda Haftası’na bu yıl ilk kez davet edildim.

Açıkçası kaç senedir yapıldığını bilmiyordum; meğer 10 yıldır düzenleniyormuş.

Organizasyonun başında genç bir isim var: Jacob Abrian.

Onunla tanışma ve sohbet etme fırsatımız oldu.

Dubai’yi yalnızca parlayan bir destinasyon olarak değil, modanın geleceğinde söz söyleyebilecek ciddi bir merkez olarak görüyor.  ‘Dubai Ekonomi ve Turizm’ aracılığıyla orada olmamız da bu vizyonun bir parçasıydı: Moda, kültür ve şehir aynı hikâyenin içinde...

Bu sezonun açılışının Alberta Ferretti ile yapılması tesadüf değildi.

Jacob’un İtalyan kökleriyle markanın zarif ama güçlü feminen dili yan yana gelmişti. ‘Portrait of a Lady’ isimli açılış koleksiyonu büyük bir gösteriden ziyade, feminenliğin bu koleksiyonda kendi akışında olduğuna dair sakin bir mesaj verdi.

İzlediğimiz koleksiyon Dubaili kadınların maksimalist stilini kucaklıyor, daha modern bir yere taşıyordu.İki akşam boyunca markanın kreatif direktörü Lorenzo Serafini ile birlikte vakit geçirdik.

Lorenzo’nun altını çizdiği nokta netti: Dubai, Avrupalı markalar için yepyeni bir kitleye ulaşmak adına ciddi bir fırsat.

Lüks algısı güçlü, moda tüketimi meraklı ve açık fikirli bir izleyici var.

Bu da şehri sadece bir defile lokasyonu değil, gerçek bir pazar haline getiriyor.

Zaten Dubai’nin kendisi de bu yaklaşımı destekliyor.

Son derece kozmopolit bir şehir; nüfusun büyük kısmı yabancı.

Bu çeşitlilik, moda haftası atmosferine de bire bir yansımıştı.

Modayla gerçekten ilgilenen, takip eden, tüketen çokkatmanlı bir kitle vardı.Fashion Week dışında, Emergency Room, Di Petsa, Port Tanger ve Absent Findings gibi hem Ortadoğu’dan hem Avrupa’dan markalarla da tanıştık.

Ortak noktaları şuydu: Hepsi Dubai’yi izlemeye değer bir merkez olarak görüyordu.

Daha önce Avrupa’da birçok fashion week’te bulundum.

Ortadoğu’ysa benim için yeni bir alan.

Şunu çok net söyleyebilirim: Dubai henüz yolun başında ama potansiyeli çok yüksek.Tüm seyahat boyunca aklımdan çıkmayan tek bir cümle vardı: İstanbul keşke yeniden güçlü bir moda merkezi olsa ve keşke yeniden İstanbul moda haftaları yapılsa.

İlgili Sitenin Haberleri