Haber Detayı

En yangın aşklar nerede başlar I A. Nedim Atilla yazdı
Gastroda odatv.com
14/02/2026 10:05 (4 saat önce)

En yangın aşklar nerede başlar I A. Nedim Atilla yazdı

Şubat ayı, romantizmi paketlere sığdırıyor; oteller doluyor, masalar haftalar öncesinden kapanıyor. Oysa aşkın en kalıcı hali, rezervasyon numarasından öte; paylaşılan ekmekte, tokuşulan kadehte ve aynı mezeye uzanan iki çatalda saklı.

Şubat ayı, takvimin en kısa ama duyguların en uzun yaşandığı zamanıdır.

Soğuk hâlâ toprağın içindedir; rüzgâr denizin üzerinden keskin gelir.

Ama tam da bu günlerde badem ağaçları çiçek açar.

Beyaz ve pembe çiçekler, kışın ortasında bir isyan gibidir.

Doğa bize şunu fısıldar… En sert mevsimde bile hayat kendine bir yol bulur.Aşk da böyledir.

Bir masanın iki ucunda oturan iki insan düşünün.

Henüz birbirini tam tanımayan, belki biraz çekingen, belki biraz meraklı iki ruh.

Arada bir ekmek, bir zeytinyağı tabağı, bir kadeh şarap.

Sözler ağır ağır ilerler.

Sessizlikler rahatsız edici değil, derindir.

Ve bir noktada fark edilir ki, yalnızca yemek yenmemektedir; bir bağ kurulmaktadır.Yıllardır şuna inanırım; “Aşkın ateşi mutfakta yanar, masada harlanır” … Bu yüzden kitabıma En Yangın Aşklar Yemekte Başlar adını verdim.

Çünkü insanlık tarihi boyunca sofralar yalnızca beslenme alanı değil; yakınlaşma, paylaşma ve bağ kurma mekânı olmuştur.

AŞKIN TARİHİ SOFRASIAntik çağda şölenler yalnızca yemek değil, düşüncenin ve duygunun da paylaşıldığı alanlardı.

Dionysos şenliklerinde şarap yalnızca bir içecek değil, coşkunun simgesiydi.

Roma’da convivium, birlikte yaşamanın ve birlikte hissetmenin ritüeliydi.Orta Çağ Avrupa’sında şövalyeler aşklarını saray sofralarında ilan ederdi.

Osmanlı’da ise konak sofraları yalnızca aileyi değil, misafiri de içine alan bir paylaşım kültürünü temsil ederdi.

Saray mutfağında hazırlanan tatlıların, şerbetlerin ve baharatlı yemeklerin diplomatik bir dili vardı.Çünkü sofra, her dönemde bir iletişim biçimidir.ROMANTİZMİN KÜRESEL SAHNESİBugün 14 Şubat, küresel turizmin en güçlü mikro sezonlarından biri.

Şehirler romantizmi bir deneyim paketi hâline getiriyor.Paris’te Seine kıyısında yürüyen çiftler, Montmartre yokuşlarında el ele dolaşan âşıklar… Küçük bistrolarda iki kişilik masalar, şampanya eşliğinde servis edilen çikolatalı tatlılar… Paris, aşkı estetik bir koreografi hâline getirir.

Işıkla, camla, zarafetle konuşur.Venedik’te romantizm neredeyse bir opera sahnesidir.

Maskeler, gondollar, saray otelleri… Karnaval atmosferi içinde aşk dramatize edilir.

Mum ışığında sunulan deniz mahsulleri, kanala yansıyan sarı ışık, keman tınıları… Venedik’te aşk biraz teatral, biraz görkemlidir.Roma ise daha sıcak ve içgüdüseldir.

Taş sokakların arasından yükselen hayat enerjisi, meydan çeşmeleri, Trastevere’de uzayan sofralar… Roma’da aşk tarih kadar eski, hayat kadar canlıdır.

Paylaşılan bir makarna tabağı, kırmızı şarap, yüksek sesli kahkahalar… Orada romantizm gündeliktir.Bu kentler 14 Şubat haftasında doluluk oranlarını yükseltir.

Oteller “romantik kaçamak” paketleri hazırlar.

Restoran rezervasyonları günler öncesinden kapanır.

Aşk, deneyim ekonomisinin merkezine yerleşir.Ama ben yine de başka bir yere bakarım.EGE’NİN BADEM AĞAÇLARIBenim romantizm haritam biraz daha güneydedir.

Ege kıyılarında, şubat ortasında badem ağaçları çiçek açar.

Henüz turizm kalabalığı yoktur.

Deniz sakin, rüzgâr hafiftir.

Datça Şubat 2026… Yukarıda badem çiçekleri, aşağıda papatyalar… Fotoğraflar: Mücahit MuğluÖzellikle Datça… Datça’nın romantizmi gösterişten uzak, ama derindir.

Taş evlerin arasında yürürken zaman yavaşlar.

Knidos’a doğru uzanan yarımada, tarihin ve doğanın iç içe geçtiği bir sessizlik sunar.

Bir meyhanede kurulan küçük bir masa… Yerel zeytinyağı, Ege otları, mevsim balığı, bademli bir tatlı…İşte burada aşkın sesi daha berrak duyulur.Paris ışıkla anlatır aşkı.

Venedik maskeyle.

Roma tarihle.

Datça ise rüzgârla ve denizle.Ve bazen en büyük tutku, en sade sofrada başlar.Gastronomi ve Hafıza… Gastronomi yalnızca damak tadı değildir; hafızadır.

Birlikte yenilen yemek, birlikte yaşlanan bir anıdır.

Yıllar sonra bile hatırlanan bir tat, bir bakış, bir gülüş…Bir mezeye aynı anda uzanan iki çatalın hafif çarpışması… Bir tatlının son lokmasını paylaşırken edilen küçük bir şaka… Bir kadehin tokuşurken çıkardığı ses…Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür.

Ama aslında aşkın arşivini oluşturur.Turizm sektörü 14 Şubat’ı paketlemeye devam edecek.

Bu kaçınılmaz.

Ancak ben şuna inanıyorum… Aşkın kalıcılığı rezervasyon numarasıyla değil, paylaşılan tatla ölçülür.Belki bu yıl yapılacak en romantik şey, uzak bir destinasyona uçmak değil; sevdiğiniz insanla bir masa kurmaktır.

Yerel üreticiden alınmış bir şarap, mevsiminde bir balık, iyi bir zeytinyağı… Ve samimi bir sohbet.Çünkü en yangın aşklar pahalı menülerde değil; anlamlı sofralarda başlar.

Ve aşk, en çok birlikte yenen yemekte saklıdır.Yemek Kültürü Araştırmacısı ve Yazarı A.

Nedim AtillaOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri