Haber Detayı
‘İnsanların süper güce ihtiyacı yok, vicdanlarını dinlemeleri yeterli’
Saadet Özkan 2014 yılında öğretmenlik yaptığı okulda, öğrencilerinin cinsel istismara uğradığını fark edince durumu hem adli birimlerle hem de kamuoyuyla paylaşmıştı. İstismarcı 82 yıl, 6 ay ceza aldı. Saadet Özkan şimdi o dönem yaşananları anlattığı ‘Saadet Öğretmen’ adlı kitabıyla karşımızda: “Bana sanki bir vebalıymışım gibi davrananlar, üstü kapalı tehditlerde bulunanlar oldu.”
Biz Saadet Özkan’ı tanıdığımızda yıl 2014’tü.
O bir köy öğretmeniydi ve 6 öğrencisinin okulun 22 yıllık öğretmeni tarafından cinsel istismara uğradığını söylüyordu.
İzmir, Menderes’teki okulda yaşananlar tüm kamuoyunu şoke etti ve istismarcı öğretmene karşı açılan dava kamuoyu tarafından sahiplenildi.
O mücadelenin ardından Saadet Özkan, yol arkadaşlarıyla birlikte Saadet Öğretmen Uluslararası Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği’ni (UCİM) kurdu.
İstismara uğrayan küçük çocuklarsa büyüdüler ve kendi hayatlarını tasarlayacak kadar güçlendiler.
Saadet Özkan bu uzun yıllar boyunca yaşananları ‘Saadet Öğretmen’ adıyla kitaplaştırdı.
Kitap her ne kadar korkunç bir hikâyeyi anlatsa da özünde bir mücadele, kötülere karşı zaferle sonuçlanmış bir umut öyküsü...
Saadet Özkan ‘Saadet Öğretmen’e dönüşme sürecini anlattı...İzmir, Menderes’teki o okula yolunuz nasıl düştü?
Okulöncesi eğitim öğretmeniyim, ücretli öğretmenliğe başvurdum.
O köye çok büyük umutlarla gittim.
Allah vergisi mutlu biriyim.
Çok esprili bir kadınım.
Ve o köyde gözlemlediklerim hiç mizahı olmayan şeyler oldu.
Maalesef bu istismarcılar aramıza bizim güvendiğimiz şekilde sızıyorlar.Okul müdürünün çocukları istismar ettiğini ilk nasıl fark ettiniz?Ufak emareler verdi.
Etrafıma anlattığımda hep olamayacağını söylediler: “Öyle olsa toplum onu linç eder, ortaya çıkardı” dediler.
Ama şunu gördüm, öyle olmuyor; insanlar sesini çıkarmıyor.
Vicdanımın sesini dinledim tüm tehditleri ve her şeyi göze aldım.
Dünya daha iyi bir yer olsun diye, insanların süper güce ihtiyacı yok, vicdanlarını dinlemeleri yeterli.Olay ikinci yılınızda patladı...
İlk dönem bendeki çocuklar onda değildi.
İstismarcılar da yakayı ele vermemek için çok büyük çaba harcıyor.
Çok iyi bir maske takıp iyi bir imaj sergileyebiliyorlar.
Eyleme geçiyor ve suç işliyorlar ve bunun farkındalar.
İlk dönem bir şeyler hissettim, psikolojik bir şiddet mi yaşıyorlar acaba diye düşündüm.Ne tür şeyler gözlemlediniz?Mesela istismarcı, çocukları evine temizliğe götürüyordu.
Uzun yıllardır eğitim camiasının içinde olduğundan, artık bir sistem yaratmıştı.
Dostlukları, ilişkileri oluşmuştu...
Bu kadar uzun zamanda birileri şikâyet etmiştir ama kapatılmıştır diyorum.
Çünkü bir insanın 22 yıl aynı yerde olup, bunları yapıp fark edilmemesi imkânsız.22 yıldır aynı yerde öğretmenlik yapıyor ve o gün istismar ettiği çocukların annelerini de istismar etmiş...
Konuşan birçok anne de oldu.
Bu insanların köyde şiddet görmek, adlarınn çıkması gibi korkuları vardı.
Yıllar sonra 39 yaşında biri mesaj attı; “Sizi davayla ilgili konuşurken gördüğümde elim ayağım boşaldı.
Anlatıyorsunuz ve anlıyorum, o benim öğretmenimdi ve beni kurtaracak biri yoktu” dedi.
Yani 39 yaşındaki bir kadının istismarcısını da yakalatmıştım.Olayların vahametini, müdür odasının kapı tokmağını bozarak tespit ediyorsunuz.Sınıfımdaki çocuklarım onun sınıfına gittiğinde sessizleşti.
Bizim çok neşeli bir sınıf ortamımız vardı.
Sınıftan çocukları odasına alıyordu.
Ve odanın kapısı da bir türlü açılmıyordu.
Artık orada bir terslik olduğunu fark etmiştim.
İlginç bir biçimde çocukları susturmuştu.
Çocuklar cinsel istismarın ne olduğunu bilmedikleri için bunu tanımlamaları da çok zordur.
O odada ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu.
Müdür odasının kapısının topuzunu bozdum.
Ve kalemim bitti diye odaya girdim.
Önceden “Kapı bozuk, sen açamıyorsun” diyordu.
Masa yandaydı, girince hemen göremiyorsunuz.
Adam her şeyi organize etmişti.
İçeriye girdiğimde çocuk görmeyince rahatladım, ama sonra birden fark ettim; masanın altındaki 10 cm’lik aralıktan çocukların gözleri bana bakıyordu. “Ne yapıyorsunuz siz” dedim, benzi atmıştı zaten. “Gıdıklama oyunu oynuyoruz” gibi bir şeyler söyledi.
İstismarı oyunlaştırmıştı.
Çocuklar o an anladılar yanlış bir şey yaşadıklarını.
Çocuklarla konuştum ve anladım; çocuklar istismara uğruyordu.Kaç çocuktan bahsediyoruz? 6 kız çocuğu.
Çocuklar 5-6 yaşında, 8-9 yaşındaydı.
Sonra çocuklar anlatmaya başladı, isimler verdiler.O süreçte büyük bir trafik kazası geçirdiniz...2014, 14 Ekim’de arabamla dört takla attım.
Araştırmadım kazayı... 4 ay yatağa bağlı kaldım.
Ölmedim çünkü çocuklar için vermem gereken bir savaş vardı.
Belki evde olmak beni başka şeylerden de korudu, öyle diyeyim size...
Bana sanki bir vebalıymışım gibi davrananlar, üstü kapalı tehdit edenler oldu.Mahkeme süreci zormuş ama size yardımcı olanlar da olmuş...
Çok cesur, ulusunu, vatanını seven hâkimler, savcılar var.
Şöyle bir şey oldu: İfademi verdim çıktım, salonun kapısı hafif aralıktı; adamı salona aldıklarında çocuklar sağa sola kaçışmaya, çığlık atmaya başladılar.
İstismarcı “Ben torunum gibi severim” deyince, hâkim “Torunun gibi sevdiğin için mi bu çocuklar çığlık atıyor” dedi (sesi titriyor, ağlıyor).
Çocuklar için mahkeme ömür boyu ruh sağlığı bozuldu kararı verdi.Olayı basına ilk ne zaman duyurdunuz?2014’te adam salındı.
Onu saldıklarında çocuklar tuvalete bile gidemez olmuştu.
Her yere mesajlar attım.
İzmir Barosu çocukların yanında olacağını söyledi.
Sonra Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman bana ulaştı.
Ve röportaj yayımlandığında Türkiye ayağa kalktı.
Kamu vicdanına ulaşınca davanın seyri değişti, toplum akın akın geldi davaya.
Dava 2014’te başladı. 2017’de hükmü verildi.
Geçen yıl Yargıtay’da onandı. 82 yıl, 6 ay ceza aldı.Aradan çok uzun zaman geçti, neden bugün bu kitabı yazdınız?Film teklifleri için arayanlar oldu, hayat hikâyemi film yapmak istediler.
Ama içim hiç istemedi bunu.
İleride bu kitabı okuyanlar, çocuklar “Bir kadın bizim için mücadele etmiş” diyecekler...‘Saadet Öğretmen’e layık olmaya çalışıyorum’ Bunlar olurken gencecik bir öğretmendiniz, bugünkü Saadet’le o öğretmen arasında nasıl bir fark var?
O günkü Saadet Özkan eğlenen, gezen tozan, dünyanın keyfini sonuna kadar çıkaran bir kadındı.
Bugünkü Saadet, Saadet Öğretmen’e layık olmaya çalışıyor. 35 yaşındaki o kadın bugünkü Saadet’e seslense “İyi ki seni tanımışım” der.
Ben de o günkü Saadet’e “Seni çok seviyorum” derim.‘UCİM’i halk kurdu’UCİM (Saadet Öğretmen Uluslararası Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği) nasıl ortaya çıktı?
UCİM’i toplum, halk kurdu.
Derneğimiz başkan yardımcısı Yücel Ceylan var.
O dönem ona da yazdım.
O çocuklara burs verdi.
Sonra bambaşka bir durumun içinde buldu kendisini, şu anda bir aktivist.
Ailelerimizle kurduk derneği.
Ama sonra genç hukukçular, genç ruh sağlığı uzmanları geldi.
Ailemizle başladığımız mücadeleyi UCİM’e gönül vermiş mücadele arkadaşlarımla yürütüyorum.
UCİM’in 300 bin gönüllü üyesi var.
Şimdiye kadar 5 bin ihbar aldık. 81 ilde yapılandık.
Şu anda 150 çocuğa burs veriyoruz.
Tıp fakültesinde, mühendislikte okuyanlar var; onlar da büyüyüp mücadeleye katılacaklar.
Kurumlara gidip eğitimler veriyoruz.
Yücel Ceylan’la 1 milyon üniversite öğrencisiyle buluştuk.
BM’de de çocuk hak ihlalleriyle ilgili konuştuk.
Bu arada ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından ‘Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü verildi bana (2017).‘Unutulma hakkını gözetiyorum’Çocuklarla iletişiminiz devam ediyor mu?
Çocuklar büyüdüler, kendi hayatlarını tasarlayacak kadar güçlendiler.
Ara ara beni arıyorlar.
Bazıları işe başladı.
Her zaman başları sıkıştığında beni arayabilirler.
Onları öyle dertleriyle bırakmam.
Ama şu anda normal hayat seyrindeler, üniversiteyi okuyan var.
Ben bir şekilde onlarla ilgili haber alıyorum.
Annelerden görüştüklerim var.
Onların unutulma haklarını gözetiyorum.
Çünkü böyle bir şey yaşayan çocuğun unutulma hakkı vardır.
O yüzden sosyal medyalarına bile girmiyorum.UCİM ihbar: (0324) 331 18 18 Rehabilitasyon: (0552) 742 82 46