Haber Detayı
Kafkasya’da yeni oyun
Kafkasya’da yeni oyun
Güney Kafkasya’da son dönemde yaşanan diplomatik trafik, ilk bakışta iki ayrı antlaşma gibi görünüyor: ABD’nin Azerbaycan ile stratejik ortaklık adımı, Ermenistan ile nükleer enerji işbirliği ve TRIPP (Trump International Peace and Prosperity Road - Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu) projesi.
Ancak tablo biraz derinleştirildiğinde, bunun aslında tek bir büyük stratejik hamlenin parçaları olduğu görülüyor.
Washington, enerji, ulaşım ve güvenlik hatlarını aynı anda şekillendirerek bölgenin jeopolitik ağırlık merkezini yeniden konumlandırmaya çalışıyor.
Bu hamle yalnızca bir yatırım planı değil; tarihsel olarak Rusya, İran ve Türkiye’nin kesiştiği bu coğrafyada yeni bir güç dağılımının altyapısı kuruluyor.
TİCARET KORİDORLARI Zengezur hattı üzerinden planlanan TRIPP projesi, yüzeyde bir ulaşım koridoru gibi anlatılıyor.
Oysa mesele yalnızca Azerbaycan ile Nahçıvan arasında kara bağlantısı kurmak değil.
Projenin yüzde 74 hissesinin ABD’de olması, Washington’un bu hattı sadece ekonomik değil stratejik bir kaldıraç olarak gördüğünü açık biçimde gösteriyor.
Bu tür hatlar tarihte her zaman jeopolitik sonuçlar doğurmuştur. 19. yüzyılda demiryolları nasıl imparatorlukların nüfuz alanlarını genişlettiyse, bugün de ticaret koridorları yeni güç dengeleri yaratıyor.
Bu nedenle TRIPP, sadece bir yol değil; bir nüfuz hattı.
ABD’nin bu projede yer alması, Güney Kafkasya’da Rusya’nın tek belirleyici aktör olma döneminin kapandığını ima ediyor.
İran’ın tereddütlerinin nedeni de burada yatıyor.
Çünkü bu hat, Tahran’ın kuzey ticaret bağlantıları üzerinde dolaylı bir denetim anlamına geliyor.
ABD-ERMENİSTAN NÜKLEER ANTLAŞMASI ABD ile Ermenistan arasında imzalanan nükleer enerji işbirliği antlaşması, bölgenin en kritik kırılma noktalarından biri.
Bu antlaşma kapsamında SMR (Small Modular Reactor - Küçük Modüler Reaktör) teknolojisinin gündeme gelmesi, yalnızca bir enerji yatırımı değil aynı zamanda siyasi bağımlılık ilişkisini dönüştürme girişimi.
Ermenistan bugüne kadar enerji alanında büyük ölçüde Rusya ve İran’a bağlıydı.
Metsamor Nükleer Santrali’nin ömrünün uzatılması da Moskova’nın teknik desteğiyle gerçekleşmişti.
Şimdi ise yeni santral seçeneklerinde ABD, Çin ve Avrupa’nın devreye girmesi, Erivan’ın dış politika eksenini çeşitlendirme arayışını ortaya koyuyor.
Enerji bağımlılığı tarih boyunca devletlerin dış politika yönünü belirleyen en güçlü faktörlerden biri olmuştur.
Soğuk Savaş döneminde petrol hatları nasıl ittifakları şekillendirdiyse, bugün nükleer teknoloji ortaklıkları benzer bir rol oynuyor.
HAZAR HAVZASI HAMLESİ ABD’nin Azerbaycan’a karasularını korumak için gemi desteği vermesi, antlaşmanın askeri boyutunun da bulunduğunu gösteriyor.
Bu, Hazar havzasındaki enerji yollarının güvenliğiyle doğrudan ilgili.
Hazar, yalnızca petrol ve doğal gaz rezervleri açısından değil Orta Asya ile Avrupa arasında bir geçiş alanı olması nedeniyle de kritik.
Bu nedenle Azerbaycan ile kurulan stratejik ortaklık, enerji güvenliği ile askeri güvenliğin aynı çerçevede ele alındığını gösteriyor.
Bu durum, ABD’nin bölgeye doğrudan askeri yerleşim yerine, güvenlik kapasitesini yerel aktörler üzerinden güçlendirme stratejisini tercih ettiğini düşündürüyor.
Bugün konuşulan bu hatların tarihsel bir devamlılığı var.
Antik İpek Yolu, Çin’den Akdeniz’e uzanan ticaret ağını yüzyıllar boyunca ayakta tutmuştu.
O dönem yolları kontrol eden güçler, ekonomik üstünlüğü de elinde tutuyordu.
Günümüzde bu mantık değişmedi, sadece araçlar değişti.
Demiryolları, otoyollar ve enerji boru hatları, modern dünyanın yeni İpek Yolu’nu oluşturuyor.
TRIPP projesi de bu zincirin en önemli halkası gibi duruyor.
Washington’un bu projeye doğrudan ortak olması, küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği bir dönemde Güney Kafkasya’yı kritik bir kavşak haline getiriyor.
BARIŞ PROJESİ Mİ, JEOPOLİTİK HAMLE Mİ?
Bu projeler “barış yolu” söylemiyle anlatılıyor.
Ancak tarih bize şunu gösteriyor: ABD hiçbir zaman yalnızca barış için yatırım yapmaz.
Her yatırım, aynı zamanda bir stratejik yerleşimdir.
ABD’nin aynı anda Ermenistan’da enerji, Azerbaycan’da güvenlik, Bölge genelinde ulaşım hatları üzerinde etkisini artırması, Güney Kafkasya’nın uzun vadede Batı sistemine entegre edilmesi anlamına geliyor.
Bu durum, Rusya’nın geleneksel nüfuz alanı açısından önemli bir meydan okuma.
Moskova’nın Metsamor Nükleer Santrali konusunda devrede kalmak istemesi de bu nedenle şaşırtıcı değil.
BUNDAN SONRA NE OLABİLİR?
Ortaya çıkan tablo, Güney Kafkasya’da sadece bir ulaşım projesinin değil, daha geniş bir dönüşümün başladığını gösteriyor.
İlk aşamada ekonomik bağların güçlenmesiyle birlikte çatışma riskinin görece azalması ihtimali öne çıkıyor.
Tarih boyunca ticaret yolları, ülkeleri yalnızca birbirine bağlamakla kalmamış, aynı zamanda karşılıklı bağımlılık yaratarak gerilimleri de sınırlayan bir denge oluşturmuştur.
Eğer Azerbaycan ile Nahçıvan arasında kurulacak yeni hatlar ve Ermenistan üzerinden geçecek ticaret koridoru gerçekten işler hale gelirse, bu durum bölge ülkelerinin birbirine olan ekonomik ihtiyacını artıracak ve bu da doğrudan ya da dolaylı olarak istikrarı besleyen bir unsur haline gelebilecektir.
Ancak bu sürecin yalnızca barışa hizmet eden bir yönü olduğunu düşünmek eksik bir okuma olur.
Çünkü ekonomik işbirliği arttıkça rekabet de biçim değiştirerek daha görünmez bir alana taşınır.
Enerji projeleri, yatırım antlaşmaları, altyapı finansmanları ve teknoloji ortaklıkları üzerinden yürüyen yeni bir güç mücadelesi oluşabilir.
Bu mücadele artık cephe hatlarında değil, kim hangi projeyi finanse ediyor, hangi şirket hangi hattı işletiyor ve hangi ülke hangi enerji kaynağına bağımlı hale geliyor gibi sorular etrafında şekillenecektir.
Buna paralel olarak Güney Kafkasya’nın küresel ticaret haritasındaki ağırlığı da artma potansiyeli taşıyor.
Çin’in BRI (Belt and Road Initiative - Kuşak ve Yol Girişimi) projesi ile ABD’nin desteklediği ulaşım ve enerji koridorları arasındaki rekabet, bu bölgeyi doğal bir kesişim noktası haline getirebilir.
Böyle bir tabloda Azerbaycan, Ermenistan ve çevresindeki geçiş hatları yalnızca bölgesel değil, küresel ticaret akışlarının da önemli bir parçası haline gelebilir.
Bu da Güney Kafkasya’yı geçmişte olduğu gibi yeniden stratejik bir geçiş alanına dönüştürebilir.
KÜÇÜK COĞRAFYANIN BÜYÜK HİKÂYESİ Bu dönüşümün en dikkat çekici tarafı ise sembolik bir detayda saklı.
Bir zamanlar Sovyetler Birliği döneminde inşa edilen, ancak Karabağ savaşları ve sınırların kapanmasıyla atıl kalan bir demiryolu hattı ve onun etrafında kalan küçük istasyon kalıntıları, bugün yeniden konuşulan bu koridor projelerinin merkezinde yer alıyor.
Yıllarca kullanılmayan, paslanan ve unutulan bu hat, şimdi yeniden inşa edilmesi planlanan ticaret yollarının başlangıç noktası haline geliyor.
Bu durum, coğrafyanın kaderinin sabit olmadığını; siyasi dengeler değiştikçe aynı yerlerin farklı anlamlar kazanabildiğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Güney Kafkasya uzun yıllar boyunca donmuş çatışmaların, kapalı sınırların ve kırılgan barışın coğrafyası olarak anıldı.
Fakat bugün aynı bölge, enerji hatlarının, ticaret yollarının ve güvenlik projelerinin kesiştiği bir stratejik kavşak olma yolunda ilerliyor.
Bu süreç, sadece Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkileri etkilemekle kalmayacak; Türkiye’den İran’a, Rusya’dan Orta Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yeni dengelerin oluşmasına zemin hazırlayacak.
Ortaya çıkacak yeni tablo, bölgenin sadece bir sınır hattı değil, bir geçiş ve bağlantı merkezi haline dönüşmesi anlamına geliyor.
Bu da ekonomik hareketliliği artırırken aynı zamanda büyük güçlerin ilgisini kalıcı hale getirebilir ve belki de bu sürecin en önemli gerçeği şu noktada ortaya çıkıyor: Kurulan her yeni yol, yalnızca şehirleri ve ülkeleri birbirine bağlamaz.
Aynı zamanda güç merkezlerini yeniden konumlandırır, etki alanlarını değiştirir ve geleceğin jeopolitik haritasını sessizce yeniden çizer.