Haber Detayı

Hiç ders almadan 20 enstrüman çaldı
Güncel odatv.com
16/02/2026 07:00 (1 saat önce)

Hiç ders almadan 20 enstrüman çaldı

Kökleri Balkanlar’a uzanan Evrim Ateşler, çocukluğundan gelen araştırma merakı ve ailesinden aldığı müzik mirasıyla kendi kendine 20 enstrüman çalmayı öğrendi. Rembetiko’nun 150 yıllık tarihini araştırıp orkestrasyonunu yeniden yapan Ateşler, Türk-Yunan kültürel mirasını konserlerle ortaya koyuyor.

İzmir’in yetenekli çocuğunun kökleri, pek çok İzmirli gibi Balkanlar’a uzanıyor.

Büyükannesi ve ailesi, Kavala Drama Selanik üçgeninden İzmir’e göç etmiş.

Ancak mübadiller gibi mübadele döneminde değil; Balkan Harbinde gelmişler İzmir’e.Ailesinde müzik hayatın bir parçasıydı.

Annesi, babası, annesinin babaannesi, babasının halası… Hepsi müzikle iç içe yaşadı.

Kimi bir enstrümanı çok iyi çaldı, kimi çok iyi şarkı söyledi.

Buna rağmen ailede müziği profesyonel olarak yapan tek kişi o oldu.

Genlerinden gelen yeteneği bilinçle kullandı.

Babası yalnızca sesiyle değil, müzik bilgisi ile de onu derinden etkiledi.Kullandığı bir kelimenin kökenini dahi merak eden baba, çok genç yaşta hayattan ayrılacağını sezmişçesine, oğlunu her sorusunun cevabını kendi bulması için dönemin kaynaklarına ve ansiklopedilere yönlendirdi.

Bu alışkanlık, bugün Yunan Rembetikosunu, mübadeleden önceki ve sonraki yüz yıllık dönemi araştıran, bu alanda seminerler veren, kitap yazan, uluslararası kültür sanat projeleri üreten Evrim Ateşler’i yarattı.Müziğe profesyonel olarak 1996 yılında başladı.

Kariyerinin 30. yılına dek kendi kendine 20 enstrüman çalmayı öğrendi. 2007’ye kadar farklı müzik türlerinde çalıştı.

Bir gün dinlediği bir şarkıdan çok etkilendi.

Sordu “Ne anlatıyor bu şarkı” diye.

Hüzünlü güftesine rağmen neşeli bir şarkıydı.

Bu müzik, uluslararası platformlarda Greek Blues diye geçen Rembetiko’ydu; İzmir’den ve Batı Anadolu’dan giden mültecilerin yazdığı, bestelediği şarkılar…Yunanistan’ı 1936-1941 yılları arasında diktatörlükle yöneten General Ioannis Metaksas, otoriteye karşı gelen Rembetiko müzik tarzını, buzuki ve baglamas gibi aletleri yasaklamış, Rembetiko uzun süre yeraltında yaşamıştı.

Sonralarda halk ile birlikte özgürleşmişti.Bu hikaye müziğin içinde neşe ve hüzünle birleşince, Ateşler için vazgeçilmez oldu.

Zaten çocukluğundan gelen araştırma alışkanlığı ile araştırmacı müzisyen olma kararı bu noktada kesinleşti.

Ona göre Türk-Yunan ortak kültüründeki müzikler halk tarafından Türkiye’de farklı algılanmıştı veya detaylı bilinememişti. 150 yıllık bir şarkının notalarını, sözlerini bulup ortaya dökmek, tekrar orkestrasyonunu yapmak, geleneksel imajını bozmadan yeni yöntemlerle kaydetmek kolay değildi.

Zoru seçti. 2007’de iki ülke arasında kültür-sanat projeleri üretmeye başladı ve aynı yıl Uluslararası Türk-Yunan Kültür Sanat Projeleri Direktörü görevine başladı.

Rembetiko araştırmalarını hem Yunanistan’da hem İzmir ve İstanbul'da sürdürdü.Kurduğu Okeanos grubunun ardından, 2014’te Türk ve Yunan müzisyenlerden oluşan NeaBanda’yı hayata geçirdi.

Yunan-Amerikan yönetmen Chrysovalantis Stamelos ve yapımcı Georgia Papadopoulou ile birlikte, Cultural Bridges / Kültürel Köprüler Vakfı bünyesinde “Journey Through Smyrna – İzmir’e Yolculuk” belgeselini hazırladı.

Film, 2016 New York Film Festivali’nde gösterildi.İlk solo albümünü 2017 yayımlayan, popüler kültüre hizmet etmediğini savunup kendisini araştırmacı müzisyen olarak tanımlayan Evrim Ateşler ile hayatını, müziği, Türkiye Yunanistan halkları arasındaki kültürel etkileşimi konuştuk.– Ne zamandır Kültür Sanat Projeleri Direktörüsünüz?2007’den bu yana hem sanat yönetmeni olarak görev yapıyorum hem de Uluslararası Kültürel Köprüler Vakfı’nın lisanslı sanatçısıyım.

Çalışmalarım, Türk ve Yunan toplumlarının mübadele öncesi, mübadele dönemi ve sonrasındaki yüz yıllık kültürel etkileşimini, kuşakları, aile yapılarını, sanat üzerinden ele alıyor.

Bu kapsamda Küçük Asya, İzmir, mübadele sonrası Pire, Rembetiko, II.

Dünya Savaşı ve sonrası Yunanistan dönemlerini merkeze alan projeler yürüttüm. – Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?Araştırmacı müzisyenim.– Araştırmacı müzisyenin belgesel dışında yazılı çalışmaları var mı?Çok sevdiğimiz bir hocamız bana “müzik arkeoloğu” lakabını taktı.

Çünkü gerçekten kazı yapar gibi çalışıyorum; acelem yok, yavaş yavaş, katman katman ilerliyorum.

Aslında popüler kültüre hizmet etmediğim için en büyük mücadelem kendimle.

Yıllardır üzerinde çalıştığımız bir kitabımız var: Harmolipi.

Bu kitapta, mübadele öncesi ve sonrası dönemi; mübadelenin Türk ve Yunan toplumlarının psikolojisine, müziğine etkilerini ele alıyoruz.

Yazıp sahnelediğim Harmolipi seminerlerinin akışıyla paralel ilerliyor.

Önce Türkçe baskısını tamamlayacağız, ardından Yunanca ve İngilizce baskıları hazırlanacak.

Ben yazıyorum ama çok başarılı bir ekip çalışması bu.– Pek çok enstrüman çalıyorsunuz.

Nasıl öğrendiniz?Hiçbir enstrümanı, hiçbir dansı, hiçbir dili birinden bire bir öğrenme fırsatım olmadı.

Sadece “bir dil nasıl öğrenilir, bir enstrüman nasıl öğrenilir”i iyi öğrendim.

Ve gerisi kendiliğinden geldi.Yaklaşık 20 enstrüman çalıyorum.

Tabii ki hepsi aynı düzeyde değil.

Ana enstrümanım piyano.

Sahne performanslarımda gitar ve buzuki, kayıtlarda ise klarnet, akordeon, ney, bas, perküsyon ve vurmalı çalgılar da çalıyorum; yaylı çalgılar hariç.– Kendi yaptığınız enstrümanlarınız da varmış…Ben bu enstrümanları icat etmedim; mevcut enstrümanların daha işlevsel modellerinin geliştirilmesine öncülük ettim sadece.

Avrupa patentlerini de aldık.

Bunlardan biri Ege Üniversitesi Çalgı Yapım Bölüm Başkanı ve Türk çalgı yapımcısı Prof.

Dr.

Ali Maruf Alaskan, diğeri ise dünyaca ünlü Yunan luthier Christos Tofas tarafından üretildi.

Ena adlı enstrümanda, Rembetiko’nun üç ana çalgısı —gitar, buzuki ve baglamas— tek gövdede birleştirildi.

Bir pedal sistemiyle müzisyenin hepsini aynı anda çalabildiği bir elektronik sistemim var.Tsitsa (Çiça) adlı ikinci enstrümanda ise gitar ve buzuki aynı gövdede.

Solo ve akorlar arasında anında geçiş yapılabiliyor.Üçüncü enstrüman Nis, aynı çalgının yarı akustik–elektronik yapısında ve o da Pire’de üretildi.

Bu enstrümanların isimleri, Doğu–Batı sentezini Yunan müziğine taşıyan reformist müzisyen Vassilis Tsitsanis’e ithafen verildi.– Sahnede oldukça farklı bir duruşunuz var…Sadece sahnede değil, hayatta da öyleyim.

Kendimi bir şarkıcı ya da pop star olarak tanımlamıyorum.

Sahnede arkadaşlarımla oturarak çalar, oturarak söylerim.

Ben asırlık bir şarkının notalarını bulmayı ya da yazmayı, sözlerini ortaya çıkarmayı, hatalarını ayıklamayı ve geleneksel yapıyı bozmadan yeniden orkestrasyon yapmayı önemsiyorum.

Gelenekselciyim; hem Türk hem Yunan kültüründe.

Sunum değişince her şey değişiyor: mekân, kostüm, üslup, hatta seyirci profili.

Kime hitap etmek istediğinizi siz belirlersiniz prensibim devreye giriyor böyle durumlarda.

Ben dinleyicinin dikkatini isteyen, düşünen, sorgulayan biri olmasını tercih ederim.– Hedef para kazanmak değil mi?Elbette para kazanmak da gerekiyor.

Bu projeleri sürdürebilmek için bir birikim şart.

O birikimi sağlamak için bahar ve yaz aylarında turneler yapıyoruz.

Yılı ikiye ayırıyorum: Bahar ve yazın sahne ve performans, kışın ise eğitimler, akademik çalışmalar, kitaplar, belgeseller ve albümler.

Sadece sanatsal üretim yapmak, sağlam bir zemin ister; sadece sahne yapmak ise güçlü bir psikoloji.

Biz bu dengeyi kurmaya çalışıyoruz.– Yeni projeleriniz var mı?Endehna ve Laiko müziğin öncüsü Mikis Theodorakis’in bir eserini daha önce bir albümümde yorumlamıştım.

Vefatının ardından anma konserlerinde de sahne aldım.

Sanatçı 1925 doğumlu, onun için 2025–2026 sezonu dünya genelinde “Theodorakis Sanat Yılı” ilan edildi.

Ve 100. yılı sebebiyle projeler yapılmaya başlandı.

Bunlardan bir tanesi de ben ve ekibimin imzaladığı "Enas Aionas- Bir Yüzyıl.”Bu kapsamda 2026’da, Theodorakis’in en sevilen eserlerinden oluşan 7 volümlük Golden Collection albüm serisi yayımlanacak.

Akustik bir kuartetle kaydedilen albümlerin mixing (müzik parçasının farklı unsurlarını bir araya getirip, dengeli şekilde birleştirmek) süreci tamamlandı, master (final versiyonunu yaratma) aşamasındayız.

Mart ayından itibaren her ay bir volüm yayımlanacak.

Proje Atina merkezli yürütülüyor ve albümler dünya genelinde Amerikalı distribüsyon şirketimiz aracılığı ile eş zamanlı yayımlanacak.

Türkiye’den bu projeyi gerçekleştiren tek sanatçı olmak benim için ayrı bir gurur.Ayrıca Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın hayatını anlatan belgeselin müziklerini besteledim.

Belgesel şu anda festival festival dolaşıyor.

Bu proje ile Theodorakis çalışmalarını paralel yürütüyoruz; belki de birbirini kişisel olarak tanımayan iki insanın duyguları ile ortak kültürleri nasıl beslendiğini anlatıyoruz.Berrin Tuncel BirerOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri