Haber Detayı

CHP Sözcüsü Emre: Gürlek’in dosyaların içeriğiyle ilgili açıklamaları talihsizlik
Gündem ekonomim.com
16/02/2026 19:14 (3 saat önce)

CHP Sözcüsü Emre: Gürlek’in dosyaların içeriğiyle ilgili açıklamaları talihsizlik

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in savcıyken hazırladığı dosyalar hakkında bakan sıfatıyla yorum yapmasını tepki göstererek "Gürlek’in dosyaların içeriğiyle ilgili açıklamaları talihsizliktir" ifadelerini kullandı.

CHP Merkez Yönetim Kurulu, Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında toplandı.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, toplantı devam ederken toplantının gündemine ilişkin basın toplantısı düzenledi.

Emre, şunları kaydetti: “Ülkede yakın zamanda iki önemli bakanlık değişime uğradı.

Kendi tabiriyle ‘çiçeği burnunda’ Adalet Bakanı, geçtiğimiz günlerde bir televizyonda uzun uzadıya demeçler verdi.

Yapılan operasyonların hukuki değil de siyasi olduğunu delilleriyle, örnekleriyle anlatadurduk.

Adalet Bakanlığı atamasından sonra, biz ne söylediysek hepsinin doğru çıktığını görüyoruz.

Kanunlarımıza göre bir başsavcılık bir davayla ilgili iddianameyi düzenledikten sonra artık o dosyadan el çekmiş olur, ilgili mahkemeye gider, mahkemede duruşmalar devam eder ve karar süreci işler.

Adalet Bakanı sıfatını taşıyan birinin açılan davayla ilgili, dosya içeriğiyle ilgili, dosyadaki delillerin dolu olduğunu söyleyen, MASAK raporlarından bahseden...

Savcı sıfatıyla imza attığı iddianameleri, Adalet Bakanı sıfatıyla bu denli savunduğu vakit, o mahkemelerden nesnel kararlar almak güçtür.

Çünkü Adalet Bakanı, kanunlarımıza göre HSK Başkanı sıfatını taşımaktadır.

Kendi yazdığı iddianame sonrası o davaya bakacak hakimlerle ilgili şikayet konusu iş ve işlemler kendi önüne gidecektir.

Bütün hakimlerle ilgili atamalara, terfiye karar verecek pozisyondaki kişidir.

Dolayısıyla böyle bir aktörün davalarla ilgili bu kadar rahat, pervasız şekilde, ‘Deliller sağlam.

Sadece tanık ifadelerine dayanmıyor.

HTS kayıtlarıyla örtüşüyor.

MASAK raporlarıyla örtüşüyor’ açıklamalarının hukuk devleti ve adil yargılanma ilkelerinin bütünüyle ortadan kaldırıldığının ispatıdır. “Gürlek’in dosyaların içeriğiyle ilgili açıklamaları talihsizlik” MASAK raporlarını biz de okuyoruz.

Hangi belediye başkanımızın MASAK raporuyla tespit edilmiş bir usulsüzlüğü var? ‘HTS kaydı’ deniyor.

HTS kayıtlarına bakıyoruz.

Taksim, İstiklal Caddesi gibi bir yerde her gün milyonlarca insan geziyor.

Orada iki kişinin aynı baz itasyonundan baz vermesi dosyaya delil olarak giriyorsa HTS kaydına dayalı bir delil söz konusu olamaz.

Herhangi bir telefon tape kaydı var mı belediye başkanlarımızın, fiziki takip tutanağı var mı, görgüye dayalı tanık ifadesi var mı?

Bunların hiçbiri yok.

Peki ne var?

İçeri düşürüp, malına el koyup zorla itirafçı adı altında iftiracı yaptıklarının ifadelerine dayanarak düzenlenmiş iddianameler var.

Bütün bunlar ortadayken ve böylesine bir pozisyona gelmişken bu kadar tartışmalı bir durumda hala o dosyaların içeriğiyle ilgili açıklama yapılmasını talihsizlik olarak nitelendiriyoruz. "Arkadaşlarımıza davalar açılmamış olsaydı avukat görüşünün sınırlandırmasına yönelik düzenlemeden bahsedecek miydiniz” Bu ülkede çeyrek yüzyıldır iktidarda olan AK Parti döneminde değişmeyen kanun yok. ‘Bu iktidar döneminde yapılan onca yanlış işten sonra, yapılan doğru iş var mıdır’ dediğimizde gösterebileceğim tek tük iyi düzenlemelerden biri savunma hakkının kısıtlanmaması bakımından avukat görüşünün mesai saatleri dışında ve hafta sonları serbest hale getirilmesiydi.

Madem delillerinize güveniyorsunuz, dosyaya inanıyorsunuz içerideki arkadaşlarımızın sözlerinin, yazılarının, düşüncelerinin yayılmasından, konuşulmasından niye endişe ediyorsunuz?

Arkadaşlarımıza yönelik bahsedilen davalar açılmamış olsaydı avukat görüşünün sınırlandırılmasına yönelik bir düzenlemeden bahsedecek miydiniz?

Elbette hayır.

Dolayısıyla böyle bir düzenlemenin hem insan hakları açısından hem savunma hakkının kutsallığı açısından büyük yaralar vereceğini düşünüyoruz. “Bir suç örgütü mensubu cep telefonuyla cezaevine nasıl giriyor” Ülkedeki yargı mekanizması CHP ile o kadar meşgul ki geçtiğimiz günlerde İzmir'de açılan bir iddianame var.

Bir mafya babasının, Necati Arabacı liderliğindeki bir suç örgütünden bahsediliyor.

Cezaevinde bir kimsenin cep telefonuyla dışarıyla görüştüğü tespit ediliyor.

Cezaevlerinde ziyarete gittiğimizde milletvekili olarak dahi birçok aramadan geçiyoruz, ufacık sinyal ses verdiğinde tekrardan geçiyoruz.

Kalemimizi çıkartıyoruz, gösteriyoruz, bırakın içeriye telefon ya da başka şeyle girmeyi.

Peki bir suç örgütü mensubu cep telefonuyla içeri nasıl giriyor?

Burada ihmali olan, katkısı olan kamu görevlileri kimler?

Bunun ortaya çıkartılması lazım. “Bugün dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında Türkiye'den üniversite yok” Sayın Erdoğan konuşma yaptığında ülkedeki üniversite sayısının, fakülte sayısının artmasından ötürü bunu propaganda gibi kamuoyuna anlatıyor.

Ancak bizdeki rakamlar, ortadaki gerçekler hem eğitim sistemindeki kalitenin çok düştüğünü hem hesapsız açılan 200’den fazla üniversiteyle, her ile açılan üniversitelerle ki bazılarında profesör yok.

Dünya standartlarında, dünyaya yarışabilen, dünyada bilgi açısından baktığımızda örnek gösterebilecek üniversite sayısı maalesef yok denecek kadar az. ‘Bugün dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında Türkiye'den bir üniversite var mı’ dediğimizde yok.

İlk bin içerisinde 11 üniversite var.

Düşünebiliyor musunuz, Suudi Arabistan gibi ülkelerin gerisinde çıkıyoruz.

Kaldı ki bu iktidar öncesinde ODTÜ, Boğaziçi gibi üniversiteler her zaman ilk 100’de, 200 içerisinde dünyada yer bulmuş üniversitelerdi.

Üniversitelerin iktidarın bir kadrolaşma yeri, bir arka bahçesi düşüncesiyle sürekli siyasal angajmanlarla kullanılması neticesinde böyle bir duruma geldi. “Bir iktidar üniversitede algı operasyonu yapmaya niye ihtiyaç duyar” Sayın Erdoğan Boğaziçi Üniversitesi'ne vermiş olduğu zarar yetmiyor gibi, Boğaziçi Üniversitesi'ne gitti.

Orada birtakım görüntüler servis edildi.

Görüntülere baktığınızda ‘Cumhurbaşkanı üniversitede gençlikle buluşuyor’ dersiniz.

Ama işin arka planına baktığımız zaman Cumhurbaşkanı oraya gitmeden evvel sanki başka bir ülkenin toprağına gidiyormuş gibi güvenlik önlemi alındığını görüyoruz.

Güney kampüs öğrencilere, akademisyenlere ve personellere kapatıldı.

Dersler çevrimiçine alındı.

İdare personeli uzaktan çalışmaya yönlendirdi.

Yurtta kalan öğrenciler sabah saatlerinde odalarından tahliye edildi.

Oda kapılarının kilitlenmelerine izin verilmedi.

Koridorlara nöbetçi polisler yerleştirildi.

Metro çıkışlarında arama yapıldı.

Kuzey kampüste bir araya gelen öğrenciler protesto için toplandıklarında iki öğrenci gözaltına alındı, savcılık tarafından tutuklamaya sevk edildi.

Biri adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağıyla serbest kaldı.

Bu korku niye?

Bir cumhurbaşkanı bir üniversiteye gittiğinde o üniversitedeki öğrenciler değil de kendi partisinin gençlik kollarını alıp o üniversitede okumayan, farklı üniversitelerde okuyan öğrencilerle bir program yapıp algı operasyonuna niye ihtiyaç duyar?

Biz üniversitelerin araştırmaya yönelik altyapılarını ve finansal imkanlarını genişletme taraftarıyız.

Burada bilimsel özgürlüğün sağlanması lazım.

Kamu, üniversite, sanayi iş birlikleriyle, bilimsel araştırma enstitülerinin kurulması lazım.

Bilim insanlarının, akademisyenlerin, araştırmacıların özlük haklarının korunması ve hiçbir şeyden çekinmeden, korkmadan çalışabilmesi lazım.

Bütün bunlar maalesef yok. “Bugün İmamoğlu savunma yapmadı, durumu ifşa etti ve sebebiyet verenleri yargıladı” Bugün Sayın İmamoğlu'nun anasının ak sütü gibi elde etmiş olduğu üniversite diplomasına yönelik iptal davasının duruşması vardı. 35 yıl önce almış olduğu diploma, o günkü mevzuat karşısında tamamen hukuka uygun, yasal.

O diplomayı aldıktan sonra üstüne yüksek lisans yapmış, farklı alanlarda o diplomayı sunmuş.

Sayın İmamoğlu'nun yapmış olduğu hiçbir sahtecilik eylemi yoktur.

Diploma da gerçektir.

Ne zaman ki kendisi cumhurbaşkanı adayı olduğunu ilan etmiştir, ondan sonra diplomanın iptaliyle ilgili yoğun çalışma başlamıştır.

Bugün Sayın İmamoğlu duruşmada bir savunma yapmadı.

Bu durumu ifşa etti ve buna sebebiyet verenleri yargıladı. “Ortada sahtecilik varsa kendi büyükşehir belediye başkanınıza bakın” AK Parti’li Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, belediye internet sitesinde öz geçmişini koymuş.

Demiş ki ‘1966 yılında doğdum.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde öğrenim gören Alemdar, Doğu Akdeniz Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun oldu.’ Üniversite açıklama yapıyor, ‘Bizim böyle bir öğrencimiz olmadı’ diyor.

Derler ya ‘Allah'ın sopası yok.’ Tam da böyle yalanlarla, iftiralarla, hak edilmiş bir diplomanın iptaliyle ilgili duruşmanın görüldüğü bir günde bunu ifade ediyoruz.

Ortada gerçek anlamda bir sahtecilik varsa kendi içinize, kendi büyükşehir belediye başkanınıza bakın.

YSK'ya diplomayı verdi mi?

Verdiyse bu bir sahtecilik işlemi değil mi?

Peki kendisi askerlik yaptı mı?

Yaptıysa kısa dönem mi yaptı?

Kısa dönem yaptıysa geri kalan borcunu ödeyecek bu millete?

Siz bir yanda helal bir şekilde kazanılmış ve İstanbul’un helal oylarıyla seçilmiş cumhurbaşkanı adayımız ve Büyükşehir Belediye Başkanımızın diplomasını iptal edeceksiniz; bir yandan kendi belediye başkanınız olmayan diplomaları varmış gibi beyan edecek.

Biz bu olayın peşini bırakmayacağız ve takipçisi olacağız. “İhaleye fesattan suçlanan Yavaş, örnek belediyecilik anlamında dünyada ses getiren bir isim” Geçtiğimiz günlerde Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanımız Sayın Mansur Yavaş ile ilgili bir soruşturmadan ötürü soruşturma izni verilmesine yönelik bir haber düştü.

Neymiş?

İhaleye fesat suçundan soruşturma izni verilmiş. önce şunu ifade edelim.

Hakikaten Türkiye'de o kadar çarpıcı, o kadar ‘bu da olmaz’ denilen olayları peş peşe yaşıyoruz ki.

Sayın Mansur Yavaş 2020 yılında Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin Şeffaflık Özel Ödülü’ne layık görülmüş.

İkinci döneminde de halk tarafından çok büyük bir destekle, yüzde 60’ın üzerinde bir oyla, en yakın rakibinin yüzde 30’larda oy aldığı bir dönemde yaklaşık iki katı fark atarak tekrar Ankaralı yurttaşlarımızın onayını almıştır.

Bu tür suçlamalarla uzaktan yakından ilgisi olmasını bırakın, örnek belediyecilik anlamında dünyada ses getiren bir isim.

Peki iktidar nasıl bir iktidar?

Bir iktidar düşünün.

Kendi iktidarında 206 kez Kamu İhale Kanunu değişmiş.

Çünkü adrese teslim ihale yapma peşindeyseniz değişiklik olur.

Biz niye yolsuzluk endeksinde sizin iktidarınız döneminde sürekli gerilere gidiyoruz?

Peki Mansur Yavaş'tan önceki belediye başkanı Melih Gökçek'i niye görevden aldınız?

Bir yolsuzluğu yoksa, FETÖ ilişiği yoksa, başarılıysa, yanlış yapmadıysa niye aldınız görevden?

Bunu kamuoyuna açıklayın.

Önceki döneme ilişkin çok sayıda tespitli suç duyurularını niye hasır altı ediyorsunuz?

Mansur Yavaş'a yönelik bu soruşturmayı CHP’ye yöneltilen haksız soruşturma zincirinin bir parçası olarak görüyoruz.

Biz Sayın Yavaş'ın yanındayız.

Sonuna kadar da bu olayın da takipçisi olacağız. “Çiftçimizi borç batağından kurtarabiliriz” Tarım bugün bir milli güvenlik meselesidir.

Ortaya çıkan ekonomik değer çiftçiye gitmiyor.

Küresel girdi tedarikçisine, finansörlere ve ticaret zincirinin üst kademesinde yer alanlara gidiyor.

Burada çiftçi eziliyor.

Türk çiftçisi yüksek girdi maliyetleri, pahalı finansman, vade farkları ve fiyat oynaklığı nedeniyle sürekli borçlu durumda.

Türkiye'de bankalara olan çiftçi borcu 25 milyar dolar seviyesine geldi.

Bir defa katılımcı, veri temelli, etki analizine dayalı planlamayı tarımsal üretimde temel yaklaşım haline getirmemiz lazım.

Tarımı orta ve uzun vadeli şeklinde üretim hedefleriyle yönetmemiz lazım.

Planlı üretimde de arz-talep dengesini gözeterek bunu gerçekleştirmemiz lazım.

Üretim planlamasının iklim, su kaynakları ve toprak verimliliği göz önünde bulundurularak yapılması lazım.

Çiftçimizi borç batağından kurtarabiliriz.

Tarımdaki bu durum ülkedeki gıda fiyatlarını yakından ilgilendiriyor. 19 Şubat'ta Ramazan ayı başlıyor.

Milletimize ve tüm dünyaya bolluk, bereket, huzur getirmesini temenni ediyoruz.

Eskiden Ramazan ayı iple çekilirdi.

İnsanlar birbirlerini misafir eder, iftar sofraları kurulurdu.

Ancak iktidarın uyguladığı ekonomik politikalar öyle bir ortam doğurdu ki hesap kitap ettiğinizde insanlar bu maliyetleri nasıl karşılayacak diye düşünüyorsunuz. 2002 yılında, bu iktidar göreve geldiği zaman emekli maaşı 32 buçuk kilo kıyma alıyordu.

Bugün bu rakam 23 buçuk kiloya düşmüş durumda. “Ramazan pidesinin fiyatı 2002’den bugüne yüzde 4 bin 900 artmış” 2002 yılında, 500 gramlık Ramazan pidesinin fiyatı 1 liraydı.

Bugüne geldiğimizde yüzde 4 bin 900’lük artış söz konusu.

Biz 350 gramlık pideyi Halk Ekmek Fabrikası'ndan 22 buçuk liraya vatandaşımıza ulaşacak şekilde üretip satıyoruz.

Vatandaşımızı bu dar zamanda desteklemek istiyoruz.

İktidarın yeni dönemde oluşturduğu birçok kurul var.

Bunlardan bir tanesi Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi Ramazan Bingöl’ün ünlü et lokantaları.

İftar menüsü açıklanmış.

Kişi başı 2 bin 900 TL.

Bu ülkedeki emekli, asgari ücretli insanlar gidecek, ailece burada yemek yiyecek.

İki kere gitse tüm maaşını oraya vermiş olacak.

Ortada iktidardan ne kadar uzak bir yönetim anlayışının olduğunun çok açık göstergesi.

Bu millet kendisine hayatının en sert kışını, en sert ayazını geçirten bu iktidarı muhakkak sandıkta cezalandıracaktır.

Bu karanlık geçicidir, sabah kalıcıdır.

CHP olarak biz buradayız ve Türkiye'yi hak ettiği aydınlığa kavuşturacağız, taşıyacağız.” “Partimizin kapatılmasına yönelik bir yazışmayı yapmış kişiyle nasıl bir ilişki yürüyecek kestirmesi güç” CHP’li Emre, açıklamalarının ardından basın mesnuplarının sorularını yanıtladı.

Emre, “Adalet Bakanı Akın Gürlek, ‘Benim kapım parti gözetmeksizin herkese açıktır’ dedi.

CHP’nin kendisine bir ziyareti söz konusu olacak mı” sorusuna şu yanıtı verdi: "Bunlar bizim kurullarımızda konuşulması gereken, karara bağlanması gereken konular.

Henüz böyle bir görüşme yapmadık, karara bağlanmadık.

Görev yaptığı dönem itibarıyla partimizin kapatılmasına yönelik bir yazışmayı yapmış, partimize yönelik yürütmediği yargı kumpası kalmamış, isimleri suçlamış, yetmemiş bakan olmuş.

TCK’da 288 ve 277’nci maddeler yargı görevini yapanı etkileme, yargıyı etkileme suçları.

HSK'nın başı olan, o hakimlerle ilgili soruşturmalarda dosyanın önüne gidecek kişinin bu açıklamaları skandal niteliğinde açıklamalardır.

Hal böyleyken, durumun yarattığı o büyük hukuksuzluk ortadayken bu nasıl gerçekleşecek, nasıl bir ilişki yürüyecek, bugünden bunu kestirmek çok güç.

Biz geçtiğimiz dönemlerde kurumsal olarak önceki dönem Adalet Bakanlarıyla diğer bakanlarla da ihtiyaç halinde çeşitli görüşmeler yapıyorduk.

Ama bundan sonrası için kurullarda bunu konuşmak lazım.

Şu an için net bir şey söyleyemeyiz.”  “İlgili belediye başkanının disipline sevki konusunda irade oluştu” Emre, “Cinsel taciz suçlamasıyla tutuklanan Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede’nin durumu hakkında MYK’dan karar çıktı mı” sorusuna şu yanıtı verdi: "O haber basına yansıyınca Genel Başkanımız hemen talimat verdi.

İlgili belediye başkanının durumunun hızlıca gözden geçirilip disipline sevki konusunda.

Disipline sevk konusundaki irade daha öncesinde oluşmuştu.

Parti tüzüğümüz gereği bunun MYK'da görüşülmesi lazım.

Bugün de MYK toplantımızı yaptık.

Ve o belediye başkanının disipline sevki konusunda bir irade oluştu.

Disiplin kurulu bundan sonraki kararı verecektir.

CHP olarak en hassas olduğumuz konulardır çocukların durumu, kız çocuklarının durumu, ülkedeki kadınların sürekli saldırıya uğraması.

Dolayısıyla ‘Bir kereden bir şey olmaz’ gibi yaklaşımla yaklaşmamıza imkan yoktur.

Hemen gereğini yaptık.” “Medyamız Cumhurbaşkanına da 1 buçuk milyon zeytin ağacının akıbetini sormalı” Emre, CHP Milas İlçe Başkanı Ahmet Kılbey’in istifasıyla ilgili soru üzerine şunları söyledi: "İlçe Başkanı’nın istifası alındı bu konuyla ilgili.

Çünkü çok hassas olduğumuz bir konu.

Üç zeytin ağacının kesilmesi, 27'sinin budanması gibi bir durum söz konusu ve ilgili alanın zeytinlik sahasından çıkmasına sebep verecek bir sonuçtan bahsedildi.

Bunun üzerine istifası alındı.

Bizim bu hassasiyeti gösterdiğimiz yerde, şu sorunun da Sayın Erdoğan'a ve iktidara sorulması lazım: Muğla'nın yüzde 60’ından fazlası maden sahası olarak açıldı.

Geçtiğimiz günlerde Muğla ve Akbelen çevresi için, Sayın Erdoğan tarafından verilen acele kamulaştırma kararıyla ve maden sahası olarak yine bildiğimiz şirketlerden birine tahsis amaçlı yaklaşık 1 buçuk milyon zeytin ağacının kesilmesi söz konusu.

Üç ağacın ne olduğuna yönelik merak duyan medyamız Cumhurbaşkanına 1 buçuk milyon zeytin ağacının akıbetini sormalı. 80 yıllık dönemde bin 186, bu iktidar dönemindeki rakam 386 bin.

Arada bir uçurum var." "360 ihtiyacı var Meclis'te" Emre, bakan değişikliklerinin “erken seçim kabinesi” olarak değerlendirilmesi üzerine sorulan soruya karşılık şöyle konuştu: "Eskileri kullanmak istediği kadar bu otokratik yönetim kullandı, kenara bıraktı.

Yerlerine gelen kimselere baktığımızda bir ödül sistemi var.

Sayın Erdoğan'ın siyasi ömrünü uzatmaya yönelik yol taşları temizliğinde büyük gayretler gösterdiğiniz, her türlü hukuksuzluğu yaptığınız zaman ödüllendiriyorsunuz.

Erken seçim açısından 360 ihtiyacı var Meclis’te.

Bugüne kadar iktidar ve ortağının bütün açıklamaları seçimlerin zamanında olacağına yönelik.

Ama bu açıklamaların tersinin çıktığı çok oldu.

Bugün araştırmalara bakıyoruz, ülkede erken seçim isteyenlerin oranı yüzde 65’e çıkmış durumda.

Yeni bir dönem, yeni başlangıç, yeni insanlar, yeni kadrolar, yeni yapısal düzenlemelere ihtiyacı var Türkiye'nin.

Biz de bunu gördüğümüz için CHP olarak erken seçim diyoruz.

Bir an evvel seçim olsun, zararın neresinden dönersek kardır.

O nedenle biz de bunu söylemeye devam edeceğiz ama matematik olarak sayı 360 ve bu sayının olabilmesi açısından iktidarın buna ‘evet’ demesi lazım.

Şu ana kadarki açıklamalar bu yönde değil."

İlgili Sitenin Haberleri