Haber Detayı

İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
17/02/2026 04:00 (3 saat önce)

İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Bu kongreye işçi, çiftçi, tüccar ve sanayi temsilcileri olmak üzere 1135 kişi katıldı.

Kongre, Mustafa Kemal’in konuşmasıyla açıldı: “Yeni Türkiye’mizi kendine yaraşan yüksek düzeye ulaştırabilmek için, kesinlikle ekonomimize birinci derecede ve en çok önem vermek zorundayız.

Zamanımız bir ekonomi çağından başka bir şey değildir.” Kongrenin sonunda kabul edilen “Misakı İktisadi”yle, siyasal bağımsızlık gibi, ekonomik bağımsızlığın da esas olduğu benimsenmekteydi.

Kooperatifler, banka kredileri, tarım araç ve gereçleriyle desteklenen tarım, Sümerbank, Etibank gibi devlet sanayi ve maden kuruluşları, kâğıt, çimento, şeker, demir-çelik fabrikaları, demiryollarının yabancılardan satın alınarak geliştirilmesi, deniz taşımacılığının ulusallaştırılması, Cumhuriyetin başlangıç yıllarında gerçekleştirilen ileri ekonomi atılımlarıydı.

Bir diğer olumlu gelişme de Cumhuriyetle birlikte açılan okullarda teknik elemanların eğitilip yetiştirilmesiydi.

Öte yandan salgın hastalıkların önlenmesi ve yeni bir sağlık elemanları kadrosunun yetiştirilmesi kaydedilen diğer başarılardı. 1920'lerin Türkiye’si, ekonomik doktrin tartışmaları için gerekli ekonomik ve düşünsel ortamdan yoksundu. 1920’lerde, Türkiye’de özel sermaye yoktu.

Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı enflasyon baskısı da Türk parasının değerini düşürmüştü.

Bu yüzden liberal bir yolla kalkınmanın maddi bir temeli yoktu, çünkü bunu gerçekleştirecek sermaye sahibi bir burjuva sınıfı mevcut değildi.

Öte yandan, devletçilik de mümkün değildi.

Devlet, belli bir yatırım programını gerçekleştirebilecek ekonomik güçten yoksundu. 1920’lerde, bugünün liberalizmdevletçilik tartışması açısından değerlendirilecek bir ekonomik politika pek mümkün değildi. 1920’lerde sanayi hiç yoktu.

İşçi sayısı 80 bin kadardı.

Ülkenin temel gereksinim maddelerinin hemen hemen tümü dışarıdan alınıyordu.

Kapitülasyonlar, Türk sanayisini öldürmüştü.

Yeraltı zenginliklerimiz ise bilinmiyor ve işletilemiyordu.

Tarım alanında da büyük bir çöküntü yaşanmaktaydı.

Buğday bile bazı yıllar dışarıdan alınıyordu.

Sebzecilik ve meyvecilik çok geriydi.

Hem tarım hem de sanayi alanlarında yeterli uzman yoktu.

İstanbul’da bir küçük “Mühendislik Okulu” ile Halkalı’da “Yüksek Tarım ve Veteriner Okulu” dışında uzman yetiştiren yer bulunmuyordu.

Osmanlı maliyesi, 1876’dan beri iflas durumundaydı.

Bütçeler sürekli olarak açıktı.

Mustafa Kemal Atatürk 1923’te, ulusal ekonomik kalkınmayı sağlayacak uzman kadrosundan yoksundu.

Bilgisizlik her yerde egemendi.

Halk yoksul olduğu kadar da aç ve hastalıklıydı.

Sağlık hizmetleri yurdun büyük bölümüne götürülmemişti. “İktisadi Devlet Teşekkülleri” eliyle yapılan çalışmalar sonucunda, Türkiye 1937’de önemli işletmelere kavuşmuştu.

Büyük bir dokuma sanayi kuruldu (Malatya, Kayseri, Bursa Merinos Fabrikaları); Gemlik’te yapay bir ipek fabrikası açıldı; İzmit’te kâğıt işletmesi kuruldu.

Paşabahçe’de şişe ve cam fabrikası kuruldu.

İlk kez Karabük’te ağır sanayinin temelleri atıldı. 1939’da ilk demir-çelik işletmesi açıldı.

Bu dev kuruluşlar Sümerbank eliyle gerçekleştirilmişti.

Etibank ile de yeraltı servetlerimizin işlenmesine başlanmıştı.

Türk ulusunu sermaye birikimine alıştırmak, kredi kurumlarını geliştirmek için Atatürk, 26 Ağustos 1924’te Türkiye İş Bankası’nı kurdurmuştu.

Osmanlı Devleti’nin para işlerini düzenlemek Osmanlı Bankası’nın yetkisindeydi.

Bu banka, doğrudan doğruya yabancılar tarafından oluşturulmuş bir bankaydı. 1930’da, devletin para işleri ve kısa süreli parasal politikasını ayarlamak üzere, Merkez Bankası kuruldu.

İki dünya savaşı arası dönemde Türkiye, dünyanın en hızlı kalkınan üç ülkesinden biri olmuştu. (Diğer ikisi, Japonya ile Sovyetler Birliği idi.) Eğer Türkiye’nin kalkınması Atatürk döneminden bugüne değin aynı hızla sürdürülseydi, ülkemiz dünyanın en gelişmiş devletleri arasında yer alabilecekti.

Ancak 1950’den itibaren iktidara gelen hükümetlerin Atatürk Devrimi’ni baltalama çabalarının giderek hız kazanmasıyla, ülkemiz ne yazık ki kalkınma hamlesinde gelişmiş devletlerin düzeyine ulaşmada başarı sağlayamamıştır.

DOÇ.

DR.

HÜNER TUNCER

İlgili Sitenin Haberleri