Haber Detayı
Kim kimle entegre olacak?
Türkiye günlük alevlenen, günlük sönümlenen gündemlerden kurtuldukça, Terörsüz Türkiye...
Türkiye günlük alevlenen, günlük sönümlenen gündemlerden kurtuldukça, Terörsüz Türkiye gündemine dönüyor.Ben de bu vesileyle bugün süreç konusuna gireceğim.Malumunuz DEM Parti’nin İmralı Heyeti PKK lideri Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeden ilginç mesajlarla döndü.Mesajların bir kısmı da Mithat Sancar tarafından İlke TV’de açıklandı.Ben o mesajlardan üçünü özellikle not aldım:1-) Birinci aşama bitti.
PKK kendisini feshetti ve silah bıraktı.2-) Şimdi sıra entegrasyon boyutunu içeriyor.3-) Öcalan, entegrasyon sürecini yönetmek için fiziki imkanlar verilmesini istiyor.Şimdi gelin bu üç maddeyi tek tek analiz edelim.***1-) Birinci aşama gerçekten tamamlandı mı?
PKK bir kongre topladı ve kendisini feshettiğini açıkladı.
Bir grup PKK’lı da sembolik bir tören düzenleyerek silahlarını yaktı.Peki PKK gerçekten silahı bırakıp dükkânı kapattı mı?Görünen köy kılavuz istemez.
Böyle bir şey söz konusu dahi değil.
Silah yakma töreninde silahını yakan Bese Hozat mesela şu anda ne yapıyor?
Emekli olup domates mi yetiştiriyor?Peki PKK’nın kongre kararı ya da silah yakma töreninden aylar sonra Halep çatışmalarında SDG’ye destek için 400 silahlı kişiyle Suriye’ye geçen örgüt yöneticisi Bahoz Erdal hangi örgüttendi?Şam’la görüşmeler yapan SDG’ye “teslim olmayın, çatışın” benzeri talimatlar veren Kandil ekibini nereye koyacağız?Bütün bunlar yaşanıyorken, Öcalan’ın “Birinci aşama tamamlanmıştır, örgüt silah bırakıp kendini feshetmiştir” tespiti gerçeği yansıtıyor olabilir mi?Lütfen bu soruya kendimizi kandırmadan yanıt verelim.***2-) Sıra entegrasyon aşamasına mı geldi?Öcalan, Suriye’den söz etseydi bu cümleden SDG’nin Şam’a entegrasyonunu anlayabilirdik.
Zira Suriye Kürtleri Baas rejimi altında yıllarca yok sayılıp değişik zulümlere maruz bırakılmıştı ve 2011’de başlayan iç savaştan sonra ABD’nin de desteğiyle Suriye’de silahlı ve etkili bir güç haline gelmişti.
Aynı dönemde büyük bir bölgeyi kontrol edip özerk bir şekilde hareket etmeleri de Suriye’de iç savaş sonrasında kendilerine pazarlık kozu vermişti.Dolayısıyla SDG’nin Suriye’ye entegrasyonundan söz etmek doğru bir yaklaşımdır.Ancak Mithat Sancar’ın da altını çizdiği gibi, Öcalan entegrasyondan Suriye’yi değil Türkiye’yi kastediyor.Peki Türkiye’de kim kime entegre olacak.Öcalan’ın “Demokratik entegrasyon”dan kastı nedir?PKK’lıların gelip TSK’ya entegre olması mı?PKK’lılara ve aynı çizgiden hiç ayrılmayan Kürt siyasi hareketine Suriye’de SDG’ye tanınanlara benzer ayrıcalıklar mı verilmesi mi?Yoksa hukuk devletine, özgürlüklere, temel insan haklarına saygılı bir yönetim altında Kürtlerin eşit yurttaşlar olarak yaşamasını sağlayacak koşulların oluşturulması mı?***3-) Öcalan belli ki kendisini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle pazarlığa oturmuş bir silahlı güç yöneticisi gibi görüyor.
Demokrasi, eşit yurttaşlık gibi kavramlar yerine “entegrasyon” kavramını kullanması ve entegrasyon sürecini yönetmek için fiziki koşullar talep etmesi de bunun en büyük göstergesi.Nedir o fiziki koşullar?Adada rahatça hareket edebileceği bir villa mı?Mazlum Abdi, Murat Karayılan gibi örgüt liderleriyle doğrudan telefon görüşmeleri yapabileceği kırmızı bir hat mı?Adalet Bakanlığı yetkilileriyle “Eve dönüş”, Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileriyle “Ana dilde eğitim” konularını pazarlık etmek mi?***DEM lideri Tuncer Bakırhan, Terörsüz Türkiye Süreci’nin özeti olacak TBMM raporunun “terör parantezine” alınmasına karşı çıkıyor ama süreçte devletimizin muhatap aldığı Öcalan, çatışma sürecindeki iki askeri güçten birinin lideri olarak hareket ediyor.Türkiye’deki milyonlar da Öcalan’ın temsil ettiği o silahlı gücü bir terör örgütü olarak görüyor.
Haliyle de süreci terör parantezine alan bizzat Öcalan oluyor.Bir not da şu:Bakırhan, Terörsüz Türkiye Sürecinin önüne başka gündemler konulamayacağını, gündelik siyaset malzemesi yapılamayacağını söylüyor ama muhatabı olan AK Parti’nin DEM’in oy desteğiyle 2027 Kasım ayında bir erken seçim yapma gibi gündelik bir gündemi olduğunu unutuyor.Evet, eski dille yeni Türkiye raporu çıkarılamaz ama demokratik ortamdaki, hukuk devletindeki, özgürlük ve temel insan haklarındaki geri gidiş bu boyutlara gelmişken bir yeni Türkiye’den söz etmek tam bir safdillik olur.