Haber Detayı

CHP Sözcüsü Emre'den 'Casusluk İddianamesi' Açıklaması: "Ortada Delil Yok, Niyet Okuma Var"
Güncel haberler.com
20/02/2026 15:52 (4 saat önce)

CHP Sözcüsü Emre'den 'Casusluk İddianamesi' Açıklaması: "Ortada Delil Yok, Niyet Okuma Var"

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir'in ekonomi yönetimine yönelik eleştirilerine değinerek, "Bugün sizi destekleyen sivil toplum kuruluşları dahi bu eleştirileri getiriyorsa buradaki rakamlara ve gelecek açısından bunun sonuçlarına kulak kabartmanız lazım. Türkiye'nin ihtiyacı olan günü kurtaran istatistikler değildir. Sanayiyi yeniden büyümenin motoru haline getirecek bir üretim vizyondur" dedi. "Casusluk" iddianamesin eleştiren Emre, "Ortada delil yok, niyet okuma var" diye konuştu.

(İSTANBUL) - CHP Sözcüsü Zeynel Emre, MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir'in ekonomi yönetimine yönelik eleştirilerine değinerek, "Bugün sizi destekleyen sivil toplum kuruluşları dahi bu eleştirileri getiriyorsa buradaki rakamlara ve gelecek açısından bunun sonuçlarına kulak kabartmanız lazım.

Türkiye'nin ihtiyacı olan günü kurtaran istatistikler değildir.

Sanayiyi yeniden büyümenin motoru haline getirecek bir üretim vizyondur" dedi. "Casusluk" iddianamesin eleştiren Emre, "Ortada delil yok, niyet okuma var" diye konuştu.CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, partisinin Genel Başkanlık İstanbul Çalışma Ofisi'nde basın toplantısı düzenledi.

İBB davası için inşa edilen yeni duruşma salonu ve 'casusluk' iddianamesinin kabul edilmesine değinen Emre, şunları kaydetti:"Cumhuriyet Halk Partililere özgü bir adliye salonu yapılmaktaydı.

Biz ona ikinci Yassıada diyoruz.

Yalnız öylesine büyük bir beceriksizlik var ki 9 Mart'ta başlayacak duruşmayla ilgili adliye salonunun yetişmeyeceği anlaşılıyor.

Bu nedenle de 9 Mart'ta başlayacak duruşmanın bir aç kapa yapılarak üç ay öteye ertelenmesi gibi bir sonuçla karşılaşılacağına yönelik değerlendirmeler var.

Önce şunu söyleyelim, yaklaşık bir yıldır tutuklu insanlar hakim yüzü görmediler.

Kendilerini ifade etmediler, edemediler.

Şimdi bu insanlar o duruşma gününü iple çekerken, bir üç ay daha ertelenmesi, bir beceriksizliğin sonucu olarak üç ay daha haksız tutuklu kalmalarına sebebiyet verilmesi demek.

Eğer böyle bir gelişme olacaksa buyursunlar ev hapsi versinler.

Bari o insanlar bu süreyi evde geçirsin.

Çünkü bunun, yargılamanın da ötesinde, doğrudan bir beceriksizliğin sonucu olduğunu ifade edelim."Casusluk iddianamesi kabul edildi ve yine orada 11 Mayıs'ta duruşmanın görüleceği ifade ediliyor.

Şimdi casusluk iddianamesinde kim var?

Sayın İmamoğlu, Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ.

Bu isimler sözüm ona casusluk yapmış.

İddianameyi satır satır okuduk.

Sizlere tespitlerimizi söyleyelim.

Bir defa kime casusluk yapılmış?

Öyle ya, bu casusluk fiilinin gerçekleşebilmesi için bir başka ülke lehine somut olarak casusluk yapmanız lazım.

Bilgi kime aktarılmış?

Bilgi nereden alınmış?

Hangi istihbarat örgütü?

Hangi devlet?

Hangi kurumdan alınmış bu? 'Kime?' sorusunun cevabı yok.

İkincisi, para izi nerede?

Hangi MASAK raporunda para transferi yapıldığına yönelik bir tespit var?

Casusluk gibi çok büyük bir iddiada bulunuluyor.

Üçüncüsü, seçim manipüle edildi deniyor.

Seçimi 10 günde nasıl manipüle etmişlerse?

Bu suçlamalara muhatap kişilerin seçimden 10 gün önce tanıştıkları söyleniyor.

Yani, Sayın İmamoğlu seçimi kazanmış, tekrar seçime gidiliyor, büyükşehir koltuğuna oturmuş.

Bütün araştırmalar gösteriyor ki çok haksız bir seçim iptaline yöneliniyor.

Seçim farklı bir şekilde kazanılacak.

İmamoğlu da casusluk yapmaya karar vermiş, öyle mi?

Yani iddialar gerçekten o kadar gülünç ki… Bir seçimin manipülasyonundan bahsetmek için seçimin altyapısı, planlaması, finansmanı, koordinasyonu; bunlar seçime 10 gün kala yapılan on dakikalık bir görüşmeyle mi gerçekleşmiş?

Peki İmamoğlu ve Necati Özkan'ın herhangi bir veri verdiğini gösteren tek bir delil var mı?

Bu da yok.

İBB verileri verdiriliyor deniyor.

Bakın, bir uzman görüşü alındı.

O uzman görüşünde hem casusluk açısından dosyanın incelenmesi hem de somut deliller karşısında veri sızmasının olup olmadığına yönelik rapor istendi.

Ne diyor biliyor musunuz? 'İBB verileri 2016 ve 2019 yıllarında', yani Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde sızdırıldı.

Biliyorsunuz 85 milyonun verisinin sızdırıldığını Ulaştırma Bakanı bizzat ifade etmişti.

Bu bir casusluk suçunu oluşturur mu?

İktidar açısından da bu Kişisel Verileri Koruma Kanunu'na aykırılık oluşturur.

Yani burada en fazla yapılacak suçlama, iktidar açısından da budur.

Peki 'casusluk raporları' deniyor.

Arkadaşlar, casusluk raporları olarak sunulan raporlarda bir mahalle kahvesinde konuşulan siyasi sohbetin ötesinde bir şey yok.

Ne diyorlar? 'Rapor seçmen hassasiyetini dikkate alın gibi cümleler var' diyorlar.

İddianameye bunu yazmışlar, 'Seçmen hassasiyetini dikkate alın.' Bu cümlede devlet sırrı nerede?

Gizli kalması gereken bilgi nerede?

Stratejik istihbarattan bahsediliyor o nerede arkadaşlar? "Bu ülkede siyasette söz sahibi olmak ne zamandan beri suç oldu?" Velev ki bir siyasi danışman bir seçim için not hazırlamış olsun.

Bu neden suç unsuru olsun?

Aslında iddianame kendi motivasyonunu da ele veriyor.

İddianamede yazanı söylüyorum; 'İmamoğlu'nun seçimi kazanmasını sağlayarak siyasette söz sahibi olmak amaçlandı' diyor.

Bu ülkede siyasette söz sahibi olmak, bunu istemek, bunun için çalışmak ne zamandan beri suç oldu'Bunun casuslukla ne ilgisi var?

Bir siyasi danışman, bir yurttaş, bir gazeteci kendi desteklediği adayın kazanmasını istiyorsa bu niye suç olsun?

Bu demokratik bir haktır.

Peki Sayın İmamoğlu'nun adı niye dosyada?

Kendisinin herhangi bir talimat verdiğine, görüştüğüne, bilgi aktardığına ilişkin hiçbir belge, bilgi olmamasına rağmen bu dosyada adı niye var?

Neden tekrar bu dosyadan tutuklandı?

Aslında iktidar, kendi görev verdiği özel yetkili hakim ve savcılara bile tam olarak güvenmemekte.

Ola ki mevcut tutukluluğundan tahliye olursa, 'aman dışarı çıkamasın, bir tutukluluğu daha olsun' düşüncesiyle verilmiş bir tutuklama.

Bu dosyaya bakıp da içeriğini mantıklı bir şekilde savunacak, Türkiye Cumhuriyeti'nde aklı başında bir hukukçu bulamazsınız.

Biliyorsunuz, hukuk devletinde iddianame delile dayanır.

Ortada delil yok, niyet okuma var.

Onun için bu bir siyasi operasyondur." "Sayın Erdoğan'ın endişelenmesi doğal" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın CHP'ye yönelik eleştirilerine yanıt veren Emre, "Sayın Erdoğan, gece gündüz Cumhuriyet Halk Partisi'nden bahsediyor.

Çünkü yani burada tabii bir yandan da 'ilgilenmemek' diyor.

Aslında endişeleniyor.

Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi son seçimin birinci partisi. ve istikrarlı bir şekilde tüm anketlerde sürekli birinci olma pozisyonunu korumaya devam ediyor.

Sayın Erdoğan'ın endişesi bu. 24 yıllık çeyrek yüz yıl neredeyse iktidarında ülkeyi ekonomiden sanayiye adaleti ayaklar altına kaldı.

Birçok alanı çökertti.

Medyayı susturdu ve cezaevlerini muhalifleriyle doldurdu.

Böyle bir durumda halk desteğini kaybeden Sayın Erdoğan'ın endişelenmesi de tabii çok doğal, çok normal.

Biz şunu ifade ediyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkenin bu girdaptan çıkartılması için her şeyi yapacağız ve bu ülkeyi bu girdaptan çıkartacağız.

Bu bataklıktan ülkeye çıkaracağız ve ülkeyi hak ettiği şekilde yöneteceğiz"dedi.2 köprü ve 7 otoyolun özelleştirilmesine ilişkin konuşan Emre, iktidarın ülkenin milli varlıklarını yok pahasına özelleştirdiğini söyleyerek şöyle konuştu:"Bakın bu köprülerin satışı genel başkanımız da daha önce ifade etti. 10 yıl önce de gündeme gelmişti. ve o zaman konuşulan rakam 7 milyar dolardı bu rakamın altına satmak Sayın Erdoğan'a göre vatan hainliğiydi. ve o zaman da 5 buçuk milyar dolar teklif edilmişti.

Peki bugün kaça satılmak isteniyor biliyor musunuz? 3 buçuk milyar dolara.

Halbuki bu köprülerden yıllık 600 milyon dolar gelir geliyor.

Yani köprünün neredeyse 5 yıllık gelirine 25 yıllık özelleştirmek isteniyor. ve biz biliyoruz ki bu özelleştirilen yerler de emsallerinde var altı yedi kat fazla para alacak vatandaşlar.

Aslında bu dönem tıpkı Osmanlı dönemindeki iltizam sisteminin 21'inci yüzyıl versiyonudur.

Aslında bugün bugünün dünyasında işleyen kar eden bu köprülerin 25 yıllığına özelleştirmek istenmesi de tam olarak budur.

Bu gidişatın sonu kötü.

Ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığın elden gitmesidir.

Sömürgeleşmesidir.

Şimdi Sayın Genel Başkanımız da bunun altını çiziyor.

Biz bu durumu herkese anlatacağız tüm Türkiye'de.

Bunu bilenler bilmeyenlere anlatacak. ve ne olursa olsun bu satışları bu peşkeş çekilmeyi ülkenin siyasi ve ekonomik geleceği açısından önleyeceğiz.

Önlemek zorundayız.

Biz bunun için her türlü eyleme protestoyu da yapacağız." "Teknolojisi yoğun bir sanayi stratejisi olmadan bu ülke ne enflasyonu düşürebilir de işsizliği azaltabilir" İktidarın Türkiye İstatistik Kurumu eli ile işsizlik ve enflasyon rakamlarını törpülediğini söyleyen Emre, şunları kaydetti:"Ramazanda sahuruna, iftarına alışveriş yapacak vatandaşımız geçtiğimiz yıl bin 610 TL olan temel ramazan kolisini bu yıl 2 bin 415 liraya alır hale geldi.

Bu ne demek?

Yüzde 50'lik bir artış demek.

İşte gerçek enflasyon rakamı burada.

Yani yüzde 30 şeklinde açıklanıyor ama orada kullanılan ürünler aynı ürünler.

Bu ortalama bir ailenin temel gıdası.

Aynı çay, aynı yağ, aynı malzeme. ve aradaki fiyat farkı yüzde 50.

Dolayısıyla gerçek rakamları makyajlayarak bu ülkedeki dar gelirinin, yoksulluğun, geçim sıkıntısına çare bulamazsınız.

Bakın yine işsizlik rakamları.

TÜİK açıklıyor yüzde 8,2.

Yani buna Türkiye şartlarını bilen hiç kimse inanmaz.

Çünkü burada kullanılan rakam ne diyor TÜİK 2025 dördüncü çeyrek Ekim Aralık verilerine göre diyor, işsizlik oranı 8,2.

İşsiz sayısı da 2 milyon 913 bin kişi.

Peki aynı dönemde atıl iş gücü oranı ne gösteriyor?

Yüzde 29.

Dolayısıyla gerçek rakam yüzde 29'dur.

Bu da 11 milyon 834 bin yapmaktadır.

DİSKAR'ın geniş tanımlı işsizlik sayısında bu tespit edilmiştir.

Bizde kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 36'dır.

Yani işsizliğin böylesine yüksek bir dönemde olduğu bir dönemde bir de kadınların iş gücüne katılımın oldukça düşük olduğunu ifade edelim.

O nedenle bu ülke gerekli gelişmeyi gösterememektedir.

Burada tabii istihdamın niteliği de önemli.

Bunu da ifade edelim.

Bakın istihdamın yüzde 60'ı hizmet sektöründe Türkiye'de.

Burada sanayinin payı yüzde 20, tarımın payı ise yüzde 14'tür.

Şimdi siz üretime değil de ranta dayalı çalışanı değil de işvereni önceleyen bir ekonomik sistem kurarsanız rakamlar böyle ortaya çıkar.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki üretim ve istihdam seferberliğine geçmemiz lazım.

Bunun için üretim ekonomisi, stratejik sektörlerde planlı kalkınma, yüksek teknoloji ve yeşil dönüşümün yatırımlarını öne çıkaracağız.

KOBİ'lere düşük maliyetli finansman sağlayacağız.

İthal ara malına bağımlılığı azaltacağız.

Gençlerin ve kadınların istihdamına ise özel bir önem vereceğiz.

Bu konuda teşvikler vereceğiz.

Bakın sanayi alarm veriyor.

Bu konuda ülkede TÜSİAD bir açıklama yaptığı zaman hemen bir ideolojik yaklaşım suçlaması geliyor.

Halbuki geçtiğimiz günlerde MÜSİAD Başkanı'nın bir açıklaması oldu.

Dedi ki MÜSİAD Başkanı 'Türkiye sanayisini kaybediyor, sanayi alarm veriyor.

Fabrikalarda 300 kişilik kapasite 100 kişiye dönmüş durumda', hatların boş kaldığını söylüyor.

Rakamlar baktığımızda da ülkede 2016-2021 arasında yıllık ortalama yüzde 5,2 artış söz kanısı iken bugün bu rakam yüzde 2'lere kadar düşmüş durumdadır.

Bunun 2021-2025 dönemi özellikle uygulamaya konulan dünyada eşi benzeri olmayan ekonomi literatüründe görülmeyen politika tercihi faiz indirimleri dövizlerle oynama sonucunda o güvensizlik ortamında bir düşüş gösterdi ve hızla devam ediyor.

Değerli arkadaşlar bunları böyle muhalefet abartıyor diye ifade edemezsiniz.

Bugün sizi destekleyen sivil toplum kuruluşları dahi bu eleştirileri getiriyorsa buradaki rakamlara ve gelecek açısından bunun sonuçlarına kulak kabartmanız lazım.

Türkiye'nin ihtiyacı olan günü kurtaran istatistikler değildir.

Sanayiyi yeniden büyümenin motoru haline getirecek bir üretim vizyondur.

İhracata dayalı katma değeri yüksek, teknolojisi yoğun bir sanayi stratejisi olmadan bu ülke ne enflasyonu düşürebilir de işsizliği azaltabilir."Gazze için kurulan Barış Kurulu'na Türkiye'nin dahil olmasını eleştiren Emre, şu ifadeleri kullandı:"Gözümüzün önünde Gazze'de on binlerce kadın, çocuk demeden büyük bir katliam yapıldı.

Şimdi o katliamın sonucunda Trump tarafından Barış Kurulu adı altında bir kurul kuruldu.

Adı Barış Kurulu ama aslında niyete baktığınız zaman ki açıkça bunu Trump ifade etti. 'Orası çok değerli, çok kıymetli.

Orayı turizm cenneti yapacağım.

Kumarhanelerle donatacağım.' Bunları açıkça ifade etti. ve 'Filistinler başka yerde yaşayacak' dedi.

Şimdi böyle bir kurul Filistinlilerin bulunmadığı, iradesinin olmadığı, hukukla uzaktan yakından ilgisi olmadığı meşruiyeti problemli bir kurulda Türkiye'nin ne işi var?

Trump'ın peşine takılarak gidenler arasında böyle aklı başında kurumsal olarak güçlü ve gelişmiş demokrasi geleneği olan bir ülke göremiyoruz.

Filistin halkının iradesi masada yok.

Filistin halkının temsiliyeti yok.

Burada bölgenin yeniden imarı, inşası söz konusuyken orada hak sahiplerinin hakkını savunacak kimse yok.

Dolayısıyla biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Filistinlilerin rızası olmadan yeniden imar adı altında yerinden etmeyi normalleştiren bu siyasi mühendislik projesinin doğru olmadığını düşünüyoruz.

Orada Türkiye olarak bizim ki Sayın Erdoğan'ın, Sayın Fidan'ın yıllardır Netanyahu hakkında 'Gazze kasabı, soykırımcı' gibi çok ağır ithamlarda bulunduğu bir kimseyle aynı kurulda, aynı masada, aynı amaç etrafında buluşup faaliyette bulunmasının da uluslararası hukuk açısından gelecek açısından büyük problem olduğunu ifade edelim.

Bir emlak projesidir o.

Orada mazlumun ahı vardır.

Bize yakışan orada ezilen yok edilmek isteyen gariban Filistin halkının yanında durmaktır.

Trump'ın Gazze projesi turizm ve kumar projesidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak Filistin halkının açık ve doğrudan temsiliyeti olmadan hiçbir barışın gerçekleşmeyeceğini, kalıcı olmayacağını ifade edelim.

Birleşmiş Milletler'in rolünü kaldıran, uluslararası hukuk normlarını zayıflatan girişimler uzun vadede meşruiyet üretmez." "Bu ülkenin daha iyisini hak ettiğini düşünüyorsanız Cumhuriyeti Halk Partisi'ne katılın" Emre, basın toplantısının sonunda yurttaşları CHP'ye üye olmaya çağırarak, "Bizim bir değişime ihtiyacımız var ve bu değişimin sahibi de sizlersiniz.

Bunun için yapılması gerekenleri birlikte yapmamız lazım.

Bu değişimi gerçekleştirebilmek ve yeni başlangıç için sizlere ihtiyacımız var.

Eğer yeter diyorsanız eğer bu ülkedeki yoksulluğun kader olmadığına inanıyorsanız, hukuksuzluğa karşıysanız bu ülkenin daha iyisini hak ettiğini düşünüyorsanız Cumhuriyeti Halk Partisi'ne katılın" dedi.

İlgili Sitenin Haberleri