Haber Detayı
ABD Suriye’den neden çekilmez?
ABD Suriye’den neden çekilmez?
Gündemde Trump ofisinin sözcüleri, Pentagon, ABD holding medyası ve haber ajanslarının servis ettiği “ABD Suriye’den çekiliyor” tartışmaları revaçta.
Medyamız başta olmak üzere birçok kesim bu iddiaları sorgulamadan konu hakkındaki açıklamaları ve haberleri mutlak doğruymuş gibi aktarmaktadır.
Trump ise 2018’den beri “Suriye’den çekileceğiz!” nakaratındaydı.
Suriye’deki ABD asker sayısı hakkında bile hep yalan söylediler.
Şimdi de askeri üslerini Şam Yönetimi’ne devrettiğini, 17 üssü boşalttığını ve askerlerini Irak’a çektiğini anlatıyorlar.
Aynı kaynaklar “Birkaç aya kalmaz ABD Suriye’den tamamen çekilecek.” haberleri yapıyor.
Allahualem, bizim bilmediğimiz, görmediğimiz, idrak edemediğimiz bir yeni ABD ile mi muhatabız?
Trump, ABD’de darbe veya devrim yapmış, emperyalizme ve siyonizme karşı savaş ilan etmiş, Büyük ve Genişletilmiş Orta Doğu Projesi’nden vazgeçmiş, İsrail’i stratejik partner olarak listeden çıkarmış ve İsrail yerine Erdoğan iktidarı ile Ahmet Şara rejimini mi tercih etmiş?
Yoksa acizlik ve harap içinde kıvranan ABD, evindeki ekonomik krizler ve iç kavgalar sebebiyle eski takati ve kudretinde olmayan ABD, Suriye’de Ankara ve Şam’ın çıkarlarına uygun davranmak zorunda mı kalmış?
Maalesef nesnel durum ve vaziyet bundan ibaret değil?
DÜZENİ DEĞİŞTİREBİLECEK KUDRETTE DEĞİLLER Şüphesiz ki bu sistemi sorgulayanlar, değiştirmek isteyenler de vardır.
Ama ve lakin görünen tabloda bu kesim, mevcut ABD düzenini değiştirecek kudrette değildir.
O vakit akıl devreye girsin ve akıllıca sorular soralım; ABD daha önce yüzlerce milyon dolar ile destek verdiği, 2026 bütçesinden 160 milyon dolar mali yardım tahsis ettiği, yüzlerce tır silahla beslediği, SİHA, savaş helikopterleri ve birçok farklı nitelikli silah üzerinde eğittiği, birlikte askeri tatbikatlar yaptığı, Suriye PKK’sı YPG’den neden vazgeçmiş olsun?
Ankara bu konuda ABD’ye nota veya ültimatom mu vermiş?
Trump ve Barrack’ın tüm emirlerine harfiyen uyan Ahmet Şara, ABD YPG’den desteğini çekmezse ABD’ye karşı cihat ilan ederim mi demiş?
İsrail’e karşı cihat başlatırım tehdidinde mi bulunmuş?
ABD’nin askeri varlığına karşı isyan mı var, Suriye şehirlerinde halk sokaklara mı dökülmüş, üsler askeri saldırı altında mı ki ABD 17 üssünü boşaltıyor, askerlerini Irak’a kaçırıyor?
ABD üslerini koruyamayacak, finanse edemeyecek, askerlerini besleyemeyecek duruma mı gelmiş de üslerini kapatıyor?
Trump, Kürtlere ihanet mi ediyor?
Bu soruların mutlak cevabı hayır ve değil.
Peki, o halde ABD bazı üslerini neden kapatıyor bunu iyi idrak etmek için detaylandıralım; Trump ve avenesinin eski başkanlara kıyasla işleri farklı yürütmek istediğinde hemfikiriz.
Ancak hiçbir Başkanlık veya Kongre, müesses nizamı tehlikeye sokacak, çıkarlarına zarar verecek, ali menfaatlerini sorgulayacak politikalar içinde olmaz.
MÜESSES NİZAMLA ÇATIŞMIYORLAR Şu an iktidarda olan Trump ve zümresinin ne sınıfsal karakteri, ne temsil ettiği siyasi-ekonomik program, müesses nizamla ile çatışma halinde değildir.
Zuhur eden ihtilaflar ise taktik boyuttadır.
ABD hâkim cephedeki anlaşmazlıklar amaca giden yolda hangi araçların daha etkin olduğu ve getirisinin daha fazla olacağı hususuyla ilgilidir.
Trump, eski yönetimlerden farklı olarak Türkiye’yi ABD cephesinde görmek istiyor.
Ankara’yı sahada şu ana kadar kullandığı örgütler için küstürmek ve kaybetmek istemiyor.
Coğrafyamızdaki birçok meseleyi Ankara ile birlikte hareket ederek çözmek niyetinde.
Avrupa; Çin, Rusya veya İran ile “Büyük Kapışma”da Ankara’yı yanında istiyor.
Ankara, ABD ihtiyaçlarının idrakinde.
Kendisine atfedilen önemin ve gerçekte sahip olduğu potansiyelin de farkında.
Suriye’de elde ettiği imtiyazları korumak istiyor.
Suriye’de milli güvenliğimizi tehdit edecek bir siyasi bölünme ve askeri taksim istemiyor.
Ahmet Şara’nın tüm Suriye üzerinde hâkim olmasını da arzuluyor.
Ankara’nın ihtiyaçlarını kısmen yerine getiriyor.
Buna mukabil Trump bir verirken dört, beş almayı da ihmal etmiyor.
İsrail’in güvenliğini ülkenin tek meşru yönetimi olarak kabul ettiği Ahmet Şara-Şam üzerinden teminat altına alıyor.
Kendisinin stratejik ortağı olarak kabul ettiği Ahmet Şara’dan eski kardeşleri DEAŞ ve türevlerine karşı savaşacağının garantisini alıyor.
Talep edildiği takdirde Ahmet Şara ve avenesinin Lübnan ve Irak’ta ABD çıkarlarına uygun konumlanacağından şüphe duymuyor.
PETROL KONTROLÜNDE IRAK MODELİ Ahmet Şara rejiminden tüm Suriye petrolleri üzerinde tekelci hegemonya hakkını elde ediyor.
Başta ABD petrol ve doğal gaz şirketlerine aslan payını alırken, Suriye’nin petrol ve doğal gaz sahalarının modernize edilmesi, bakımı, çalıştırılması, üretilmesi, rafinelerin yenilenmesinin masraflarını zengin Arap Körfez ülkelerine veya Türkiye dâhil Suriye petrol sahasında olmak isteyen başka ülkelerin şirketlerine yüklüyor.
En can alıcı nokta ve Suriye’nin boğazına dolanan kalın ip ise Trump’ın, Oğul Bush’un Irak işgalinden sonra Bağdat’a yaptığı gibi, Suriye petrollerinden, doğal gazından elde edilecek paraların nasıl kullanılacağı, nereye gideceği, ne kadar gideceği kontrol mekanizmasının ABD Federal Bankaları ve siyasi otoritesinde olmasını da istiyor.
Bir önemli husus da komşu ülkelerle yapılacak petrol ve doğal gaz antlaşmaları, Doğu Akdeniz’deki Suriye’ye ait zenginlikler, enerji güzergâhları için ABD’nin onayı şart olacak.
SINIRA YIĞILMA Ahmet Şara ve Ankara’ya YPG’nin kontrolünde olan Halep’teki mahallelerin tahliye edilmesi, Kürt nüfusunun olmadığı veya çok az olduğu Deyrezor ve Rakka vilayetlerini de Şam idaresine veriyor.
Artık Şam, ABD’ye düşman değil.
Aksine Şam, ABD’nin stratejik kara gücü.
Bu haliyle bu kadar üsse ihtiyacı yok.
Kendisinin icra edeceği görevleri de artık Şam’daki yönetim yerine getirecektir.
Ancak petrol yataklarının yoğun olduğu Deyrezor ve Rakka vilayetlerinde ve en önemli petrol sahalarında ABD halen dört önemli askeri üssü kullanmaya devam ediyor.
Ayrıca sayısı bilinmeyen elit kuvvetlerini ve ağır silahlarını Haseke Vilayeti ile özellikle Maliki ilçesinin de yer aldığı, Dicle Nehri’nin Suriye’ye giriş yaptığı El-Cezire’nin kalbi olarak bilinen üçgene yani Suriye, Türkiye, Irak sınırına yığdı.
Bu bölgeler halen fiiliyatta YPG’nin kontrolü altındadır.
ABD, YPG’yi Haseke ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelere taşıyarak, bu bölgeler de petrol ve tarım zenginidir, aslında YPG’yi yok olmaktan kurtarmış ve kuvvetlerini tahkim etme imkânı sağlamıştır.
Haseke Vilayeti’ne Vali olarak da bir YPG komutanını Şam’ın onayı ile atamıştır.
Valinin konağa girişini YPG elit birliği zırhlı araçlar ve tanklar eşliğinde ve Şam polis gücü eşliğinde selamlamıştır.
ABD aslında YPG’yi “Suriye Devleti’ne taşıyarak” meşru hale getirmiştir.
Silahlarından arındırmayarak, aksine Suriye Ordusu’nu Haseke merkezlerinden çektirerek, Kürt nüfuslu şehir, kasaba ve köy güvenliğini YPG’ye bırakarak, tüm devlet kurumlarında YPG kadrolarının görevlerine devam etmelerini sağlayarak ABD büyük bir hizmette bulundu.
Münih Güvenlik Konferansı gibi uluslararası etkinliklere Şam Yönetimi temsilcisi Şeybani ve Haseke Yönetimi temsilcisi Abdi’yi birlikte göndermesi, yabancı heyetlerle birlikte görüşmesi YPG ve lider kadrosuna Şara ve Şeybani kadar meşruiyet kazandırmıştır.
Ve artık ABD sayesinde Şam’ın muhatap aldığı YPG ve lider kadrosuna karşı Ankara’nın seçeneklerini de zayıflatmıştır.
YPG/PKK cephesi ve bazı Kürt yazarlarından ABD ve İsrail için yaptıkları hayıflanmaların sebebi, cirit attıkları geniş bölgeleri terk etmek zorunda kalıp dar bir alana hapsedildikleri içindir.
Özetle ABD’nin neden Suriye’yi işgal ettiğini biliyorsak, bu sebepler-amaçlar hâsıl oluncaya kadar da neden Suriye’den çekilemeyeceğini bilmemiz gerekir?