Haber Detayı

Diyar Koç hastane ve cezaevinde devam eden işkenceyi anlattı
Politika artigercek.com
21/02/2026 11:28 (2 saat önce)

Diyar Koç hastane ve cezaevinde devam eden işkenceyi anlattı

Nusaybin'de işkence maruz bırakılan Diyar Koç, hastane ve cezaevinde de devam eden işkenceyi anlattı. Koç, "Kemal Kurkut gibi, Ali İsmail Korkmaz gibi, Hacı Lokman Birlik ve ismini daha sayamadığım birçok masum genç gibi beni de katletmek istediler" dedi

Artı Gerçek- Rojava'ya yönelik saldırıları protesto etmek için 20 Ocak'ta Mardin'in Nusaybin ilçesinde düzenlenen protestoda "bayrak indirdi" iddiasıyla işkenceye maruz bırakılan Diyar Koç, tedavisi devam ederken "sınır ihlali" ve "örgüt üyesi olmak" suçlamalarıyla tututuklandı.

Durumunun kötüleşmesi üzerine cezaevinden yeniden hastaneye sevk edildi.

Koç, hastane tedavisi sonrasında sırasıyla Mardin E Tipi, Diyarbakır 2 No'lu, Sincan F Tipi 1 No'lu ve son olarak Sincan 2 No'lu cezaevlerine sevk edildi. 'YUMRUK VE TEMKEMELERLE SALDIRIYORLARDI' Yaşadıklarını avukatları aracılığıyla Mezopotamya Ajansı'na (MA) anlatan Diyar Koç, DEM Parti'nin 20 Ocak'ta Nusaybin'de düzenlediği grup toplantısı için orada olduğunu söyledi.

Koç, "Polisin saldırıya devam etmesiyle kargaşa çıktı.

Herkes bir tarafa dağıldı.

O an tarım arazisi olduğunu düşündüğüm polisin aktarımına göre askeri güvenlik bölgesi olan araziye varmıştım.

Mahşeri bir kalabalık vardı.

Bir süre sonra askerler sivillere ateş açtı, gerçek mermi kullandılar.

Diğer yandan da gaz bombaları ile saldırdıklarında ben de can havliyle bakımsız, nöbetçisi bulunmayan ve bayrak asılı olmayan bir nöbetçi kulesine attım kendimi.

Tek derdim kurşunlara hedef olmamaktı.

Kendime geldiğimde kulede olduğumu fark ettim.

Aşağıda bulunan askerler sinkaflı, ırkçı küfürler ederek tehditlerle aşağı inmemi istediler.

Bir askerin iki yumruk büyüklüğünde attığı taş sırtıma geldi.

O an oradan inmezsem linç edileceğimi düşündüm.

Müzakere yapmaya çalıştım.

Askerler bayrak üzerine yemin ederek bana bir şey yapmayacaklarını söyledi.

Ben de merdivenlerden aşağı indim.

İner inmez 5 kişilik asker grubu üzerime atıldı.

İşkence edeceklerini anlayınca yere kapanıp cenin pozisyonu aldım.

Atkımı çekiştirip beni nefessiz bırakmaya çalıştılar.

Yumruk ve tekmelerle saldırıyorlardı.

Orada işkenceye uğradığımı gören halk tepki gösterdi.

Askerlere tepki gösteren siyah tülbentli bir kadına da hakaret ettiler.

Halkın tepkisinden sonra beni oradan apar topar götürdüler.

Kuleden yaklaşık bir kilometre uzaklıkta kameraların görüntü alamadığı bir yere götürdüler.

Asker sayısı burada en az 20'ye çıktı" ifadelerini kullandı. 'KULÜBEDE İŞKENCE EN AZ 45 DAKİKA DEVAM ETTİ' İsminin Rahim olduğunu öğrendiği rütbeli bir askerin diğer askerlere "Buna vurmayın, bu benim.

Buna özel muameleyle ben ilgileneceğim" diye emir verdiğini aktaran Koç, "Daha sonra beni bir barakaya götürdüler.

Orası muhtemelen askerlerin dinlenmek için kullandıkları bir yerdi.

Burada bana ilk saldıran asker Rahim oldu.

Aldığım her darbede işkenceye uğrayan ilk ve son Kürt olmadığımın bilinciyle direndim.

En az 45 dakika işkence devam etti.

Sonra video çekerken yüzümü açmam için baskı yapmaya başladılar.

Kendi aralarında 'Bu videoyu paylaşmayın' diyorlardı.

O sırada bilinç kaybı yaşamadım.

Ölü taklidi yapınca işkenceyi sonlandırdılar.

Rahim, askerleri ağız birliği yapmaları için tembihledi" diye konuştu. 'DOKTORLARA YÜKSEKTEN DÜŞTÜĞÜMÜ SÖYLEDİLER' Diyar Koç, barakadan zırhlı araçla karakola götürülen süreçte araç içinde de kendisine işkence ve hakaretin devam ettiğini söyledi.

Koç, "Burada korucu olduğunu düşündüğüm biri gelerek benimle öfkeli bir şekilde Kürtçe konuştu.

Sanırım başta Rojavalı biri olduğumu düşündü.

Hakaret ederek ölüm tehdidi savuran korucu, 'İzin verirsem bunlar seni gebertir, parçanı bile bulamazlar' diyordu.

Bir polis cebimden zorla cüzdanımı aldı ya çaldılar ya da bilerek kaybettiler.

Tekrardan işkenceye başladılar.

Karakol avlusunda bulunan askerler sırayla hakaret ettiler.

Daha sonra plastik klipsle ters kelepçe yaptılar.

Alay komutanı olduğunu düşündüğüm başka bir rütbeli asker geldiğinde; saçımdan tutarak başımı eğdiler.

Gözlerime flaş ışığı tutular.

Rütbeli asker de hakaretlerde bulundu.

Orada yaşlı bir yurttaşı da gözaltına almıştılar.

Kalp hastası olduğu için 'çok dövmeyin' diyerek birbirlerini tembihliyorlardı.

Bizi doblo model bir aracın arkasına kapatarak, Nusaybin Devlet Hastanesi aciline götürdüler.

Burada polislerin tavırları bir anda değişti.

Ters kelepçeli bir şekilde tekerlekli sandalyeye bindirdiler.

Acil doktoruna yüksekten düştüğümü söylediler.

Ben itiraz edip işkence gördüğümü söyledim.

Tedavi için müşahede odasına gönderildim.

Sağlık personelinin itirazının ardından kelepçem açıldı" şeklinde konuştu. 'SAVCILIĞA ÇIKARILMADAN MAHKEMEYE SEVK EDİLDİM' Koç, gördüğü işkence nedeniyle belinde dört omurga kırığı, kafasında ve yüzünde toplam 11 dikiş ve beyin ameliyatının ardından Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 3 gün süren tedaviden sonra beyin cerrahi servisinden taburcu edilerek TEM şubeye götürüldüğünü söyledi.

Ardından adliyeye sevk edildiğini söyleyen Koç, "Savcılığa çıkartılmadan direkt mahkemeye sevk edildim.

Ailemin kendi imkanlarıyla temin ettiği tekerlekli sandalyeyle hakim karşısına çıktım.

Müşteki olmam gereken davada sanık sıfatıyla bulunuyordum" dedi.

HASTANEDEN CEZAEVİNE, CEZAEVİNDEN HASTANEYE...

Mahkemenin tutukluluk kararı vermesinin ardından, muayene için tekrardan hastaneye götürüldüğünü, ancak polis aracından indirilmeden dışarıya çağrılan bir acil doktoru tarafından muayene edildiğini söyledi.

Koç, "Muayeneden sonra cezaevine götürüldüm.

Cezaevi, raporu kabul etmeyip beni tekrar hastaneye gönderdi.

Bu sefer başka bir acil uzmanı geldi ve detaylı tetkik yapıldı.

Tekrar cezaevine döndük.

Mahkum kabulde 112'yi aradılar.

İlk başta hastane sevkime karşı çıkılsa da hastane sevkim yapıldı.

Oradan yapılan tetkiklerden sonra bir kez daha cezaevine gönderildim.

Beni buradan Diyarbakır 2 No'lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne sevk ettiler.

Kurum müdürü, beni bu halimle cezaevine kabul edemeyeceğini söyledi.

Buradan Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildim.

Tüm bu sevk ve ambulans süreçlerinde elim sedyeye kelepçeliydi.

Ayrıca jandarma ve personellerin işkenceleri de devam ediyordu.

Gazi Yaşargil'de yoğun bakıma alındım.

Ancak burası yoğum bakım olmasına rağmen kolluğun giriş çıkışları serbestti.

Yoğun bakımdayken de yatağa kelepçeliydim zaten.

Askerler yoğun bakımdaki yatakları dinlenmek için kullanıyorlardı.

Sağlık çalışanları, jandarmanın keyfi giriş çıkışının diğer hastaların sağlığını tehlikeye attığına neden olduğunu söyleyerek askerlere tepki gösterdi.

Ben, aile ve avukat görüşü talep ettiğimde de diğer hastaların sağlığını gerekçe gösteriyorlardı.

Ailem, avukatların ve DEM Parti'nin uzun uğraşları sonucunda vasim olan amcamla sadece bir dakika görüşebildim.

Aynı gece Ankara'ya sevk edileceğim söylendi" diye konuştu. 'BENİ TEHDİT EDEN HEMŞİRENİN TESPİT EDİLMESİNİ İSTİYORUM' Diyarbakır'dan 20 saat süren kara yolu yolculuğunun ardından Ankara Etlik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildiğini aktaran Koç, buraya getirildiğinde de hastanenin mahkum koğuşuna alındığını söyledi.

Test ve tetkiklerin sabaha kadar sürdüğünü sonrasında da plastik cerrahi doktorları ile görüştüğünü ifade eden Koç, doktorların kendisine; yüzündeki kırık kemiklerin kaynamaya başladığını, bu tedavinin Diyarbakır'da da yapılabileceğini söylediğini belirtti.

Burada da refakatçi, aile ve avukat görüşü taleplerinin reddedildiğini söyleyen Koç, şöyle devam etti: "Diyarbakır Cezaevi'nden Sincan Cezaevi'ne sevk edildiğimi öğrendim.

Hastaneden taburcu edilip Sincan F Tipi 1 No'lu Cezaevi'ne götürüldüm.

Cezaevine getirildiğimde cezaevi müdürü beni kabul etmedi.

Bir ambulanstan indirilip diğerine bindiriliyordum.

Tekrar 112 çağırdılar. 112 çalışanı kadın bir hemşire yanındaki polise, 'Bunu bana bırakın, zaten elleri kelepçeli.

Damarından ilaç veririm.

Zaten istese de ispatlayamaz.

Benim kocam polis.

Ben doğuda görev yaptım.

Bunları sarı torbada veriyorlardı' diyerek beni tehdit ediyordu.

Bu hemşireyi hastane yetkililerine bildirdim, ismini bilmiyordum.

Hiçbir yetkili beni ciddiye almadı.

Böyle ırkçı, kin ve nefret dolu bu hemşirenin tespit edilip hakkında işlem yapılmasını istiyorum." 'KEMAL KURKUT GİBİ ALİ İSMAİL KORKMAZ GİBİ KATLETMEK İSTEDİLER' Kendisine ne adliyede ne de emniyet sorgusunda bayrak hakkında tek bir sorunun dahi sorulmadığını söyleyen Koç, "Benim Türkiye Bayrağı ile hiçbir ilgim yok" dedi. "Kemal Kurkut gibi, Ali İsmail Korkmaz gibi, Hacı Lokman Birlik ve ismini daha sayamadığım birçok masum genç gibi beni de katletmek istediler" diyen Koç, "Hemşiresi, hasta bakıcısı, jandarması, polisi, korucusu, gardiyanı ve trol ordularının; taciz, işkence ve ölüm tehditlerine karşı direndim.

Adalet sağlanana kadar geri adım atmaya niyetim yok.

Ailemin yaşadığı ilk linç olayı bu değil.

Köy baskınlarında babamın amcası da benim gibi darp edilmişti.

Darptan sonra 10 gün yaşayabilmiş, genç yaşta yaşamını yitirmişti.

Ben onun anısına da adalet için mücadele edeceğim." 'İŞKENCEDEN SONRA EPİLEPSİ TANISI KONULDU' İşkence ve bayrak indirme iddialarına karşı resmi açıklama yapılmamasını değerlendiren Koç, bunun toplumda militarist anlayışın diri tutulması için bilinçli olarak tercih edildiğini aktardı. 29 Ocak gecesi Etlik Şehir Hastanesi'nde taburcu edilerek Sincan Cezaevleri Kampüs Hastanesi'ne sevk edildiğini belirten Koç, şunları söyledi: "Benim gibi ağır hastalar için kampüs hastanesi donanım ve personel açısından yetersizdi.

İşkenceden sonra bana epilepsi tanısı konuldu.

Nöbet geçirseydim müdahale edebilecek uzman nöbetçi doktor yoktu.

Burada müşahede altındayken de ellerim kelepçeliydi.

İçme suyu istediğimde tuvaletten musluk suyu getirdiler.

Ağrı kesici ilaç istediğimde 'Şu an veremeyiz, bekle' dediler.

Askerler, hemşire çağırmak için kullanılan butonu kasıtlı olarak benden sakladı.

Bağırarak hemşireleri çağırıyordum, ama duymazdan geliyorlardı.

Yaklaşık yarım saat boyunca bağırdıktan sonra bakıyorlardı.

Butona ulaşamadığımı söylediğimde, onları çağırmama gerek olmadığını söylediler." 'HASTANEDE ÇIPLAK BIRAKILARAK İŞKENCEYE UĞRADIM' Kendi başına ihtiyaçlarını karşılayamamasına rağmen burada kaldığı 5 gün boyunca refakatçi talebinin kabul edilmediğini, vertigo rahatsızlığından dolayı da baş dönmesi yaşadığını belirten Koç, şunları aktardı: "31 Ocak günü kendi başıma tuvalete gitmeye çalışırken vertigodan dolayı başım dönmüş yere düşmüştüm.

Kendime geldiğimde belden aşağı çıplak bir şekilde yerde uzanıyordum.

İmdat ipini çekerek hemşireyi çağırdım.

Gelen genç kadın hemşirenin kötü muamelesine maruz kaldım.

Belim kırık olduğu halde beni çekiştirerek kaldırmaya çalışıyordu.

Ona utandığımı, üzerimi örtmesini istediğimi söylediğim halde beni çıplak bir şekilde sedyeye koyup acile, oradan da tomografi odasına götürdü.

Tıbbi açıdan çıplak kalmamı gerektirecek bir neden olmamasına rağmen hiçbir sebep yokken sırf işkence olsun diye beni çıplak bıraktılar.

O an beni gören jandarma personelleri çıplak bedenimi dokundular.

Orada bedenimi teşhir ederek, bana dokunarak cinsel tacizde bulundular.

Daha sonra beni tekrar Etlik Şehir Hastanesi'ne gönderdiler.

Ambulans gelene kadar da çıplak beklettiler.

Gelen ambulanstaki sağlık personeli ancak 'Bu iş böyle olmaz diyerek' pantolonumu çekti.

O gelene kadar bedenim teşhir edilmeye devam ediliyordu.

Bazı kesimlerin, bunların devleti karalama amaçlı iddialar olduğunu söylese de bunlar maalesef gerçek.

Hastanedeki muayeneden sonra tekrar cezaevine getirildim.

Kampüs hastanesine tekrar yatış işlemlerim yapıldı.

İşlemlerin yapılmasını beklerken jandarmalar tahrik etmeye çalıştı.

Tekerlekli sandalyemi iterek 'Türkün gücünü göreceksiniz' diyorlardı.

Sonrasında da gaza gelip 'Ölürüm Türkiye'm' şarkısını söylemeye başladılar." (Mezopotamya Ajansı)

İlgili Sitenin Haberleri