Haber Detayı

Cemre ve Nevruz: Türk Kültüründe Baharın ve İnsanın Dirilişinin Müjdecisi
İsmail çetin haber3.com
21/02/2026 19:34 (3 saat önce)

Cemre ve Nevruz: Türk Kültüründe Baharın ve İnsanın Dirilişinin Müjdecisi

İsmail Çetin yazdı: Cemre ve Nevruz: Türk Kültüründe Baharın ve İnsanın Dirilişinin Müjdecisi

Cemre, İmam Ali’nin adalet, hakikat ve maneviyatının insan gönlüne düştüğünü de temsil ederNevruz, sadece baharın gelişi değil; Hz.

Ali’nin doğumu velayetin ve hakikatin doğuşu olarak görülürKışın sertliği çözülmeye başladığında Anadolu insanı gökyüzüne bakar ve o kadim cümleyi fısıldar: “Cemre düştü.” Bu söz, yalnızca havanın birkaç derece ısınmasını anlatmaz.

Bu söz; binlerce yıllık bir hafızanın, doğayla kurulan derin bir bağın ve mevsimlerin ritmiyle şekillenmiş bir hayat tasavvurunun ifadesidir.

Çünkü cemre de nevruz da bu topraklara sonradan eklenmiş yüzeysel folklor unsurları değildir.

Onlar, Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya taşınmış, zaman içinde İslami anlam katmanlarıyla zenginleşmiş, Türk kültürünün en güçlü bahar sembolleridir.Bahar Türk kültüründe bir mevsimden ibaret değildir.

Bahar; diriliştir, uyanıştır, yeniden başlamaktır.

Cemre bu dirilişin ilk müjdesi, Nevruz ise ilanıdır.Ateş Kültü ve Baharın Kozmik AnlamıTürklerin eski inanç sisteminde ateş, sıradan bir unsur değildi.

Ocağın ateşi aileyi bir arada tutan kutsal bir merkezdi.

Ateş üzerinden atlamak, kötülüklerden arınmanın ve yeni bir başlangıcın simgesiydi.

Bu gelenek, yüzyıllar sonra Nevruz kutlamalarında yaşamaya devam etti.Ateş; karanlığa karşı nur, soğuğa karşı sıcaklık, ölüme karşı hayat demekti.

Cemre kelimesinin “kor” anlamı da bu yüzden anlamlıdır.

Önce görünmez bir kor gibi içten içe ısıtır, sonra toprağı canlandırır.Baharın gelişi, eski Türk düşüncesinde yalnızca doğanın döngüsü değil; evrenin düzeninin yeniden teyididir.

Kışın kaosu ve durgunluğu, baharla birlikte yerini harekete ve düzene bırakır.

Bu düzen anlayışı toplumsal hayatın da temelini oluşturur.

Baharla birlikte obalar hareketlenir, ticaret başlar, yaylak-kışlak düzeni canlanır.

Doğadaki diriliş toplumsal dirilişi de beraberinde getirir.Cemre: Dirilişin İlk NefesiCemre hazırlıktır; içten içe başlayan ısınmadır.

Soğuğun çözülmesi, toprağın yumuşaması, gönlün umutla kıpırdamasıdır.

Henüz görünür bir bahar yoktur belki; ama dirilişin işareti düşmüştür.Cemre sessiz bir başlangıçtır.Cemre inancı, İslam öncesi Türk kültürüne kadar uzanır.

Eski Türklerde doğa canlı ve kutsal kabul edilirdi.

Ateş ise arınmanın ve yeniden doğuşun sembolüydü.

Cemrenin üç aşamada düşmesi, Türk kozmolojisindeki gök–yer–yer altı tasavvuruyla ve üç sayısının kutsallığıyla ilişkilidir.

Bu yönüyle cemre yalnızca meteorolojik değil, aynı zamanda kozmolojik bir semboldür.Cemre, halk inanışına göre Şubat sonu ve Mart başında sırasıyla havaya, suya ve toprağa düşer.

Bu düşüş; doğadaki ısınmayı, çözülmeyi ve canlanmayı simgeler.

Hava yumuşar, buzlar erir, toprak ısınır ve doğa bahara hazırlanır.

Göçebe Türk toplulukları için bu değişim hayati öneme sahipti; göç zamanı, hayvanların otlaklara çıkarılması ve ekim hazırlıkları bu gözlemlere göre belirlenirdi.

Bu nedenle cemre, yalnızca bir tarih değil, doğanın nabzını tutan halk bilgisidir.Bilimsel açıdan bakıldığında ise Şubat sonundan itibaren güneş ışınlarının geliş açısı artar, günler uzar ve sıcaklık yükselir.

Bitkilerde öz su yürür, toprak canlanır ve doğa bahara hazırlanır.

Yani cemre bilimsel bir terim olmasa da, bilimsel bir gerçeğin halk dilindeki ifadesidir.Cemre sadece doğayı değil, insanı da etkiler.

Günlerin uzaması ve güneşin artmasıyla birlikte biyolojik ritim canlanır, enerji yükselir ve ruh hâli iyileşir.

Bu nedenle cemre yalnızca toprağa değil, insanın kalbine de düşer; hem tabiatın hem de ruhun dirilişini simgeler.Cemre, İmam Ali’nin adalet, hakikat ve maneviyatının insan gönlüne düştüğünü de temsil eder Türklerin Müslüman olduktan sonra ise; Cemre, İmam Ali’nin adalet, hakikat ve maneviyatını müjdelediği gün olarak kabul edilir.

Bu daha çok Hacı Bektaşi Veli ile de Osmanlı’nın kuruluşundan sonra daha belirgin hâle gelmiş ve atılan temellerin Bektaşi bağlamında hayırlı olacak olayların başlangıcında “Cemre düştü” ibaresi kullanılmıştır.

Bu, Hz.

Ali’nin manen müdahil olacağı ve sahipleneceği manasını da taşımaktadır.Nevruz: Dirilişin İlanıCemre süreci başlatır, Nevruz ise taçlandırır. 21 Mart’ta gece ile gündüz eşitlenir.

Bu tarih, Türk dünyasında yeni yılın başlangıcı kabul edilmiştir.

Doğa artık kesin biçimde kışı geride bırakmıştır.

Yeşerme görünür hâle gelir.

Bahar ilan edilmiştir.Nevruz kelime anlamıyla “yeni gün” demektir.

Fakat Türk kültüründe anlamı bundan çok daha geniştir.

Bu gün; yeni başlangıçların, umutların, birlik ve beraberliğin sembolüdür.

Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar uzanan geniş coğrafyada Türk toplulukları bu günü bayram olarak kutlamıştır.Nevruz ateşi yakılır ve üzerinden atlanır.

Bu hareket, eski ateş kültünün İslam sonrası dönemde de yaşayan bir izidir.

Ateşten atlamak; kötülüklerden arınmak, hastalıkları geride bırakmak, yeni yıla temiz bir başlangıç yapmak anlamına gelir.Nevruz yalnızca doğanın dirilişi değildir.

Toplumsal bir uyanıştır aynı zamanda.

İnsanlar bir araya gelir, küskünlükler giderilir, sofralar paylaşılır.

Çünkü bahar birlik demektir.

Toprak nasıl tek başına yeşermezse, insan da yalnız başına güçlü olamaz.Özellikle Alevi-Bektaşi geleneğinde Nevruz, “Sultan Nevruz” olarak anılır.

Bu gün; nurun, hakikatin ve adaletin sembolü kabul edilir.

Ateş burada yalnızca fiziksel bir unsur değil; ilahi hakikatin ışığıdır.

Diriliş, dışarıda başlamaz; önce insanın iç dünyasında başlar.Nevruz cemlerinde birlik, paylaşım ve kardeşlik vurgulanır.

Doğa nasıl yeniden canlanıyorsa, insan da kendini yenilemelidir.

İçindeki kin ve kırgınlıkları bırakmalı, gönlünü arındırmalıdır.21 Mart, “Sultan Nevruz” olarak anılır.

Müslüman Türk geleneğinde Nevruz’un ayrı ve güçlü bir yeri vardır. 21 Mart, “Sultan Nevruz” olarak anılır ve özellikle Hz.

Ali ile ilişkilendirilir.

Bu gün, sadece mevsimsel bir değişimin değil; manevi dirilişin, hakikat nurunun doğuşunun ve gönüllerin aydınlanmasının sembolüdür.21 Mart “Sultan Nevruz” ve Hz.

Ali ile İlişkisiBu günün Hz.

Ali’nin doğum günü olduğuna inanılır.

Bu nedenle Nevruz, sadece baharın gelişi değil; velayetin ve hakikatin doğuşu olarak görülür.Bahar doğayı diriltirken, Hz.

Ali de adalet, ilim ve nurun sembolü olarak gönülleri diriltir.

Ateş yakılması ise hem eski Türk geleneğini hem de “nur” anlayışını temsil eder.Kısacası Sultan Nevruz, doğanın dirilişiyle birlikte manevî uyanışı ve Hz.

Ali sevgisini simgeler.“Sultan” ifadesi burada dünyevî bir saltanatı değil, manevî yüceliği ifade eder.

Sultan Nevruz; doğanın dirilişiyle birlikte insanın da ruhen yenilenmesini simgeler.

Alevi-Bektaşi cemlerinde bu gün anılır, gülbenkler okunur, birlik ve kardeşlik vurgulanır.

Küskünlerin barıştırılması ve lokmaların paylaşılması, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi bu anlayışın bir parçasıdır.Nevruz ateşi ise hem eski Türk geleneğindeki arınma sembolünü hem de Alevi-Bektaşi inancındaki “ilahi nur” anlayışını temsil eder.

Ateşten atlamak; kötülüklerden arınmayı ve yeni bir başlangıca yönelmeyi ifade eder.Süreç ve Zirve: Adım Adım Gelen BaharTürk kültüründe bahar bir anda gelmez; adım adım gelir.

Önce cemreyle içimiz ısınır.

Sonra toprak hazırlanır.

Ardından Nevruz’la diriliş ilan edilir.

Bu aşamalı geliş, hayatın kendisini anlatır.Hiçbir değişim bir günde olmaz.

Hiçbir diriliş hazırlıksız gerçekleşmez.

Cemre hazırlıktır.

Nevruz diriliştir.Cemre fısıltıdır.

Nevruz sestir.Cemre içten içe ısıtır.

Nevruz coşkuyla kutlatır.Cemre sabırdır.

Nevruz umuttur.Baharın gelişi, insanın kaderine dair güçlü bir hatırlatmadır: Hiçbir kış sonsuza kadar sürmez.

En sert soğukların ardından bile toprak ısınır.

En karanlık gecelerin ardından bile güneş doğar.Bugün modern şehir hayatında mevsimlerin ritmini daha az hissediyoruz.

Betonun arasında toprağın kokusunu, buzun çözülüşünü, suyun akışını belki eskisi kadar dikkatle izlemiyoruz.

Fakat iç dünyamız hâlâ aynı döngülere tabi.

Kışın içe kapanıklığını, baharın coşkusunu ruhumuzda yaşamaya devam ediyoruz.Cemre ve Nevruz bu yüzden sadece geçmişe ait folklorik hatıralar değildir.

Onlar, insanın doğayla uyum içinde yaşama ihtiyacının sembolleridir.

Doğanın döngüsünü anlayan insan, kendi iç döngüsünü de anlar.Her yıl cemre düştüğünde ve Nevruz geldiğinde aslında bize aynı hakikat hatırlatılır:İnsan sonsuza kadar yaşayamaz ama hayat sürekli yenilenir.

Hiçbir kış ebedî değildir.

Diriliş kaçınılmazdır.Toprak nasıl her bahar yeniden yeşeriyorsa, insan da her düşüşten sonra yeniden ayağa kalkabilir.

Cemre bunu fısıldar, Nevruz bunu ilan eder.Ve belki de en çok bugünlerde, bu kadim sembollerin hatırlattığı şeye ihtiyacımız var:İçimizi ısıtan bir kıvılcıma… Gönlümüzü yeşerten bir bahara… Birlikte dirilmenin umuduna… 

İlgili Sitenin Haberleri